Kırık Kolla Gelen Dostluk
İlkokulu bitirdiğim senenin yaz tatilinde arkadaşlarımla oyunlar oynuyorduk. Oturduğumuz sokaktaki oyun alanları her geçen gün daralıyordu. Oturduğumuz sokaktaki oyun alanlarımız her geçen gün azalıyordu. Önceden çok güzel oyunlar oynadığımız boş arsaya büyük bir bina yapılıyordu.
İnşaatın birkaç tarafına levhalar asılmıştı. Bu levhalarda “İnşaat alanına girmek tehlikeli ve yasaktır!” yazıyordu. Bunu okumamıza rağmen, bazen inşaatın içine giriyor, oyunlar oynuyorduk. Oradaki uyarılar sanki bizim için değildi. İnşaatın asık suratlı bekçisinden çok korkuyorduk.
Oyunlarımız, en zevkli yerinde, bu bekçi yüzünden yarım kalıyordu. İnşaatın bekçisi elli yaşlarında bir adamdı. Çok sinirliydi. Başındaki kasketinden ve kıyafetinden, köyden şehire yeni geldiği anlaşılıyordu. İnşaatın içindeki bir odada kalıyordu.
Bizi inşaat sahasında görür görmez bağıra çağıra gelir, hepimizi kovalardı. Biz de az değildik hani. Hem kendisinden çok korkardık, hem de gizlice yine gelirdik. Demirlerin, kalasların arasında, çimento torbalarının üzerinde oyunumuza devam ederdik.
Bir gün zevkli bir oyuna dalmıştık. Oyunun heyecanı bize bekçiyi unutturmuştu. Ben çimento torbalarının üzerine çıktım, bir kahraman edasıyla bağırıyordum;
- Bu kale benim! Beni buradan kimse indiremez!..
Benim meydan okumamı duyan arkadaşlar “Şimdi görürsün sen.” diyerek torbaların üzerine atıldılar. Beni aşağıya iteklemeye başladılar. Ben, düşmemek için direniyor, onları aşağıya iteklemeye çalışıyordum.
Oyunun en heyecanlı yerindeyken aşağıdaki arkadaşın biri korkuyla bağırdı;
- Kaçın!.. Bekçi geliyor!
Bizde panik başladı. Oyuna iyice dalmış, bekçinin gelebileceğini unutmuştuk. Beklemediğimiz bu ani durum karşısında ne yapacağımızı şaşırmıştık. Özellikle ben. Yüksek bir yerde olduğum için hemen aşağıya atlayamadım. Çimento torbalarının kenarına basarak aşağıya inmeye çalışıyordum ki ayağım kaydı ve yere düştüm.
Kolumun üzerine düştüğüm için kolum çok ağrıyordu. Arkadaşlarımın hepsi kaçmışlardı. Ben yerde kıvranıyor, acıyan kolumu tutuyordum. Bekçi koşarak yanıma kadar geldi. Ben, esaslı bir dayak yerim diye çok korkmuştum. Bekçi Amca’yla göz göze geldik. Onu hiç bu kadar yakından görmemiştim.
Bakışlarından benim düşmeme çok üzüldüğü belli oluyordu. O anda bana karşı tarif edilmez bir merhamet duygusu sezdim. Geceleri rüyalarıma giren, kendisinden hep korktuğumuz ve kaçtığımız adam bu muydu? Bakışları o kadar şefkat doluydu ki…Beni yerde yatar görünce şaşırmış ve korkmuştu. Eğildi. Yumuşak bir sesle;
- Bir yerin acıdı mı evladım, dedi.
Acıyan kolumu tutarak cevap verdim;
- Kolum çok ağıyor…
- Kırılmış olmasın sakın…
- ………..
- Nerede oturuyorsunuz?
- Sokağın başındaki apartmanda, altında bakkal olan…
Bekçi Amca beni kucağına aldı, hızlı adımlarla evimize kadar getirdi. Babamla annem beni öyle görünce çok korktular. Hemen hastaneye götürdüler. Yanımızda Bekçi Amca da vardı. Doktor, acıyan kolumu eliyle yokladığında kolum çok acımıştı. Kontrolde sonra, doktor:
- Kırılmış, alçıya alacağız, dedi.
Kırık kolun alçıya alınması ne zor şeymiş. Ne kadar gözyaşı döktüm, ne kadar bağırdım bir bilseniz. Kolum alçıya alınmış şekilde eve döndük. Bekçi Amca da bizimle birlikte geldi. Kendisine kısa sürede ısınmıştım. Evde yanıma oturdu. Yavaş bir sesle, tane tane konuşuyordu;
- Ben böyle bir şey olur diye korkuyordum zaten. Sizin orada oynamanızı bunun için istemiyordum. İnşaattan başınıza ağaç falan düşer diye endişe ediyordum. Yine bu kadarla atlattık çok şükür. Tekrar geçmiş olsun.
Babam, Bekçi Amca’nın haklı olduğunu söyleyerek, kendisine teşekkür etti ve kapıya kadar uğurladı.
O günden sonra Bekçi Amca ara sıra beni ziyarete geliyordu. Her gelişinde süt, çikolata gibi hediyeler getiriyordu. Bu olaydan sonra onu daha iyi tanımıştım. Önceden sert ve sinirli olarak tanıdığımız bu adamın bu derece ince ve duygulu oluşu beni şaşırtmıştı.
Bu olaydan sonra, insanların dış görünüşlerine bakarak karar vermenin yanlış olduğunu anladım.
Kolum iyileştikten sonra Bekçi Amca ile olan dostluğumuz devam etti. Kolumun kırılması bana ve arkadaşlarıma iyi bir ders olmuştu. Bir daha inşaat sahasında oyun oynamak mı? Tevbeler olsun. İnşaatın yanından geçerken bile korkuyorduk.
Kolumun kırılması bana bir dost kazandırmıştı. Ben düştüğüm zaman Bekçi Amca’nın koşarak yanıma gelişini, beni yerde yatarken gördüğünde nasıl üzüldüğünü, bakışlarındaki o merhamet ve şefkati uzun yıllar unutamadım.
Sırrı ER
YazarSevgili çocuklar, kâinatın ve âlemlerin yaratıcısı olan yüce Rabb’imiz bu dünyayı bir imtihan yeri olarak belirlemiştir. İlk insandan bu güne kadar her zaman iyilerle kötüler, mücadele, münakaşa ve sa...
Yazar: Sırrı ER
Vakfın Adı: Ataullah Efendi bin Semseddin VakfıKurucunun Lakabı: Hoca-yı SultaniKurulduğu Yer: İstanbulKuruluş Tarihi: 979 H. (1571 M.)Ataullah Efendi, ünlü Şeyhülislam Ebussuud Efendi'nin talebesiydi...
Yazar: Nisa ERCİYES
Kitabın adı: Furkan Allah’a İman EdiyorYazar: HasibeUyarelYayınevi: Mevsimler ÇocukYayın yeri ve yılı: İstanbul/2024Sayfa sayısı: 48Yaş aralığı: 8+İşlenen konular: Allah’a, Meleklere, Kitaplara, Peyga...
Yazar: Sait ÖZER
Sevgili çocuklar; İslâm dini doğruluğa çok önem vermiştir. Peki, nedir doğruluk? Doğru bir insan olmak için neler yapmalıyız? Doğruluk; doğru olma, ikiyüzlülükten uzak durma, dürüstlük gibi anlam...
Yazar: Sırrı ER