Vefa
Orhan, her yaz olduğu gibi bu yaz da dedesinin köyüne gelmişti. Dedesinin köydeki evi, şirin bir evdi.
Evin önünde geniş bir avlu vardı. Avlunun bir tarafında, dedesinin tarlada ve bahçede kullandığı âletleri vardı. Bunlar, pulluk, çapa, kürek gibi âletlerdi.
Avlunun diğer bölümünde de koyunlar için ayrılmış bir kısım vardı. Orada koyunlara ve kuzulara yem yemek ve su içmek için yerler hazırlanmıştı.
Orhan’ın en çok sevdiği işlerden biri kümesten yumurta getirmekti.
Tavuklar yumurtlayınca gıdaklalardı.
“Gıtgıtgıdaaak!...Gıtgıtgıdaaak!...
Orhan yine sepeti alıp kümese yumurta getirmeye gitmişti.
Kümesin yanına varınca bir araba sesi duydu.
Arabayı kullanan adam sordu; “Süleyman Dede evde mi yavrum?”
“Evde. Dedem de, ninem de evdeler.”
Süleyman Dede ile Emine Nine evin duvarının yanındaki kanepeye oturmuşlar bir şeyler konuşuyorlardı. Arabanın sesi onların da dikkatinin çekmişti.
Süleyman Dede, “Bizim Nafiz Beyler. Çoluk çocuk hepsi de gelmişler.” dedi.
“Gelsinler, gelsinler.” dedi Emine Nine. “Onlar bu evin insanları gibidirler bizim için.”
“Evet evet, öyle.”
Gelenler Süleyman Dede ve Emine Nine’nin yanına gelip ellerini öptüler. Hoş beşe başladılar:
“Tam zamanında geldiniz.” dedi Emine Nine. “Tavuklar henüz yumurtladılar. Size bir güzel tereyağlı sahanda yumurta yaparım.”
Nafiz çok güleç yüzlüydü. “Çok iyi olur.” dedi. “Biz de zaten senin yemeklerini özlemiştik. Hem de yoldan geldik. Yorulduk ve acıktık tabiî.”
Süleyman Dede, Orhan’a seslendi: “Bak Orhan yumurtaları ninene bırak. Gelen misafir çocuklarla meşgul ol. Kuzulara, tavuklara bakın. Bahçeye gidin. Tulumbayla su çekmek bu sıcakta çok hoşlarına gider.”
Orhan, yanlarına gelen misafir çocuklarla meşgul olmaya başladı. Bahçeye gittiler. Akşama kadar oynadılar.
Orhan’ın akşama kadar aklında hep şu vardı:
“Bunlar kimdi? Dedesi ve ninesi, onlara neden bu kadar yakınlık gösteriyorlardı?”
Nihayet misafirlik bitmiş, misafirler arabalarına binip gitmişlerdi.
Onlar gittikten sonra Orhan dedesine sordu; “Dede bunlar kimdi? Ben onları tanımadım. Onlara çok yakınlık gösterdin.”
“Bak yavrum Orhan. Onlar bu köyün insanlarıdır.”
“Çok zengin amma.”
“Evet çok zengin. O amcan bizim komşumuzun çocuğu idi. Küçükken annesi de, babası de öldü. Benim de o zaman hâlim vaktim iyi sayılırdı. Ona ve kardeşine her yönden yardımcı oldum. Onun okuması için çalıştım. O da okudu ve zengin bir adam oldu. O kadar zengin olmasına rağmen zaman zaman köyümüze gelir. Bize uğrar, yemeğimizi yer. Annesinin, babasının mezarını ziyaret edip dualar okur. Buna vefa duygusu derler oğlum. İnsan geçmişinde olan hadiseleri ve insanları unutmamalı.”
Mustafa AKGÜN
YazarArkadaşlarımız, akrabalarımız, yakınlarımız, komşularımız, çevremizdeki pek çok kişiyle hiçbir çıkar gözetmeksizin kurduğumuz bağdır dostluk. İçi boş bir kavram değildir, ağırlığı, sorumluluğu, güzell...
Yazar: Erdal KARASU
Bahar bir başkadır.Bahar geldiğinde tabiat dillenir.Her taraf yeşerir.Kırlar, her taraf yeşil elbiseler giyer. Bu yeşil elbiselere çiçeklerden nakışlar işlenmiştir. Rengârenk nakışlardır bunlar. İnsan...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Muhsin Hoca Sevgi Evlerinin hocasıydı. Burada yaşayan öksüz ve yetim çocukların üzerinde âdeta titrerdi. Çocuklar olsun büyükler olsun ona daha çok ‘Muhsin Baba’ diyorlardı. Gerçekten orada bulunan he...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Mesude sekiz yaşındaydı. Sevgi evlerinde kalıyordu. Babası Şükrü Bey bazı hafta sonları onu ziyarete geliyordu.Bir hafta sonu yine kızı Mesude’yi ziyarete gelmişti babası. Sevgi evlerinin kantininde b...
Yazar: Mustafa AKGÜN