Esmâ-i Nebî: Kayyim
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz’in isimlerinden biri de “Kayyim/Görüp gözeten” idi. O etrafındakilerle hemhal olan bir insan, ümmetine acıyan bir Peygamber ve ihtiyaç sahiplerine yardım eden bir gözetici idi. Hz. Peygamber (s.a.v.), hediyeleşmeyi tavsiye edip bunun sevgiyi arttırıp dostlukları pekiştireceğini söyledi.
Sadaka kabul etmemesine rağmen hediye kabul edip daha güzeli ile hediyelere karşılık verdi. Varını yoğunu çevresindeki yoksul, ihtiyaç sahibi kimselerle paylaşıp verecek bir şeyi olmadığında da güzel sözler ile gönüllerini doyurdu. Gelir kaynaklarını, ailesinin geçimi için ayırdığı bir kısmı müstesna, fakirlere dağıtılacak şekilde düzenledi.
Cimrilik ve kötü huyun mü’minde bulunmayacağını söyleyip insanların durumunu düzeltmek için elindeki tüm imkânları seferber etti. Bazen ödünç aldığı bir şeyi fazlasıyla geri ödeyip bazen satın aldığına anlaştıkları fiyatın fazlasını verdi. Bazen de ihtiyaç sahibi olduğunu anladığı bir kimseden bir şey satın alıp sonra da onu ona hediye etti.
Muhtaçları Kapıdan Boş Çevirmedi
İbn Abbas'ın deyimiyle O, hayırlı işlerde rüzgârdan daha fazla cömertti. Dostu Ebû Zer'e fakirleri sevmeyi ve onlara yakın olmayı tavsiye edip sevgili eşi Hz. Âişe'ye de “Ey Âişe! Hiçbir zaman muhtaç birini kapından boş çevirme, verebileceğin yarım bir hurma da olsa ver. Ey Âişe! Fakirleri sev, yakınına al ki Allah da kıyamet gününde seni yakınına alsın.” diye nasihat etti.
Sık sık “Ey Allah'ım! Beni fakir bir insan olarak yaşat, bana fakir bir insan olarak ölmeyi nasip et ve beni fakirlerin arasında dirilt.” diye duâ edip Yüce Allah'tan, gerçek zenginlik olarak tanımladığı “gönül zenginliği” istedi. Ashâb-ı Suffe, ashabının en fakir ve yoksulları olup devamlı ilimle meşgul oldukları için geçim sıkıntısı çekerlerdi.
Zira genelde mescitte kalırlar, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in yanından ayrılmazlardı. Rasûl-i Ekrem, her şeyini onlarla paylaşır, yemeğini onlarla yerdi. Büyük bir kazanı vardı. Yemek onda pişirilir ve beraberce yenilirdi. Onlar, O'nun daimî misafirleriydi. Bütün mü’minler de öyle. “Allah'a ve ahiret gününe iman eden kimse, misafirine ikram etsin.” diyerek “Hayrın misafir ağırlanan eve bıçağın deve hörgücüne ulaşmasından daha çabuk geleceğini” ve “Misafiri kapıya kadar geçirmenin sünnetin bir parçası olduğunu” söylerdi.
Yetimlere bakmanın, şefkat göstermenin üstünlüğünden bahseder, dul ve miskinlere bakmanın Allah yolunda savaşmak veya gündüz oruç tutup gece namaz kılmak gibi olduğunu söylerdi. Ebû Zer'e bir gece yürürlerken “Ebû Zer! Şu Uhud Dağı altın olsa da bana verilse, borcum için ayıracağım müstesna, bir dirheminin bile yanımda üç gün kalmasını istemem.” dedi.
Editör
YazarEl-Berr: Kullarına Karşı Şefkatli, Onlara İhsanda Bulunan ve İyiliği Bütün Mahlûkatına Yaygın OlanYüce Allah'ın en güzel isimleri arasında yer alan el-Berr, "iyilik eden, va'dini yerine getiren" demek...
Yazar: Editör
Gelen her günü, diğer günler gibi yaşayacağımızı sanıyoruz. Ama olmuyor. O gün belki de ebediyete davet bekliyor bizi. Hepimizin göz göre göre aldandığı bir gerçek bu. Ölümün bize verdiği en büyük der...
Yazar: Esra GÖKTEPE
Melekler, Allah’ın nurdan yarattığı varlıklardır. Onlar ne yemek yer ne de uyurlar. Yorulmazlar ve hastalanmazlar. Allah onlara istediği kadar ömür verir. Hem yerlerde hem de göklerde her yerde buluna...
Yazar: Editör
Sevgili Peygamberimiz’in mübarek ism-i şeriflerinden biri de “Mûti”dir. İtaat; Allah’a teslim olmayı, saygı göstermeyi, ibadet etmeyi ve O’nun kitabıyla amel etmeyi gerektirir. Kur’an’a göre, bütün âl...
Yazar: Editör