Kudüs Üzerine
Elbette ki şehirler sadece taş ve toprak parçasından ibaret değildir. Bazı şehirler oldukça derin manevî bir güç ve anlam dünyasına sahiptir. Şehirlere bu minvalde bakıldığında Müslümanların ilk kıblegâhı olma hususiyetine sahip olan, Sezai Karakoç’un “Gökte yapılıp yere indirilen şehir” diye ifade ettiği Kudüs-i Şerif; kadim tarihî, dinî ve kültürel önemi ile Türk-İslâm dünyasının önemli bir mihenk taşı olarak karşımızda belirmektedir.
İlk olarak Hz. Ömer döneminde fethedilen Kudüs XI. yüzyılda Selâhaddîn-i Eyyûbîve XVI. yüzyılda Yavuz Sultan Selim tarafından Türk-İslâm yurdu hâline getirilmiştir. Âşık Poyrazoğlu “Kudüs” adlı şiirinde Kudüs’ün tarihini şu dizelerle özetlemektedir;
Ulu yüce Hak Sübhân’ın
Hoş, güzel beldesi Kudüs.
Dâvud oğlu Süleymân’ın
Kutsal âbidesi Kudüs
Mirâc’ında Peygamber’in
Düşündükçe yerin derin
Selâhaddîn’in Ömer’in
Dilde ifadesi Kudüs
Yavuz Sultan Selim Kudüs fethinin akabinde; “Elhamdülillah, kıble-i evvel sahibi oldum.” demiş ve şükür namazı kılarak halka ikram ve ihsanlarda bulunmuştur. Bu denli kıymete sahip bir vilayet elbette ki edebiyatımızın da muhtevasında önemli bir yer edinmiştir. Türk edebiyatının yetiştirdiği sözün ustaları mübarek belde Kudüs’ü kaleme almış, İslâm âleminin gönlündeki hissiyatı yazılı ve sözlü olarak dillendirmişlerdir.
“Edebiyatımızda Kudüs” adlı bu çalışmamızda farklı dönemlerde Kudüs’ü ele alan edebî ürünler incelenerek Kudüs’ün edebiyatımızdaki yeri ve önemi anlatılmaya çalışılacaktır. Ayrıca Kudüs’teki işgal ve zulümleri konu alan şiirler ile günümüz toplumundaki Kudüs bilincine katkı sağlayarak gelecek nesillerin Kudüs’ün manevî iklimimizdeki önemini algılamaları amaçlanmaktadır.
Kudüs’ün İslâm dünyası için ifade ettiği değerler, onun manevîyatını idrak etmiş şairler tarafından Kudüs’ün anlam ve önemine dair eserler bırakılmasına vesile olmuştur. Edebiyatımızda önemli bir konuma ulaşan Kudüs teması, gerek dîvân gerekse halk şairlerinin gönül dünyasında yankılanmıştır.
Ayrıca yakın tarihimiz göz önüne alındığında Kudüs’ün dinî, siyasî ve kültürel emeller uğruna zarar görmesi edebiyatımızda tepkiyle karşılanarak şair ve mütefekkirlerin Kudüs muhtevalı şiirlere ağırlık vermelerine sebep olmuştur.
Bu bağlamda geçmişten günümüze kadar gelen süreç içerisinde “Kudüs”, manzum ve mensur ayırt edilmeksizin önemli bir muhteva olarak eserler içerisinde yerini almıştır. Çalışmamızın bu kısmında Türk edebiyatının çeşitli alanlarından Kudüs’ü konu edinen edebî ürünlerden örnekler sunulacaktır.
Kudüs, mü’minlerin miracıdır. Bu nedenle dîvân şiiri mirâciyelerle Peygamber Efendimiz’in miraç hadisesini gerçekleştirdiği mekân olması münasebetiyle Kudüs’ü konu edinmektedir. Süleyman Çelebi Vesiletü’n-Necât’ın bir beytinde Kudüs’e temas etmiştir.
Yolda çok dürlü acâib gördü hem
Geldi Kuds’e irdi vurdı kadem
Miraç hadisesinin anlatıldığı ayetin iktibas sanatıyla beyitlerde yer aldığı görülmektedir. Nesîmî, aşağıdaki beyitte İsrâ Suresi’nin bir ayetini iktibas ederek şöyle kullanmıştır:
Ey cemâlin sırr-ı subhâne’l-lezî esrâ imiş
Mescit-i Aksâ tapundur abdihî leylâ imiş
Ahmed Fakih’in”Kitâb u Evsâf-ı Mesâcidi’ş-Şerîfe” isimli mesnevisinde Kudüs muhtevası geniş biçimde yer almaktadır. Bu beyitlerde Kudüs’e duyulan muhabbet, Kudüs’ün manevî ruhu ile doğa ve tabiatının güzelliğinden dem vurulmuştur.
Vatan gurbet edüben yola girdik
Bihamdillah ki geldik Kuds’e erdik
Acâyib yer imiş Kuds-i Mübârek
Yaratmış anı sunundan Tebârek
O yerdedir bilin Sahrâ ve Aksâ
Gece gündüz ona göz dikse baksa
Müzeyyendir münakkaştır müretteb
Cemii altun işidir müzehheb
Bir ulu kubbedir Sahre acâyib
İçinde var durur hem çok garâyib
Sekiz katdır o kubbenin bucağı
Anın karşısınadır Tûr Tagı
…
Rasûl Mirâc’a hem andan gidipdir
O taş üzre ayagı yiridipdir
Gir ol Sahre’nin altında namâz kıl
Resûl’ün başı yeri andadır bil
…
Dil ile vasf edemezler bu
Kuds’ı Nasîb ola göresin sen de Kuds’ı
…
Kuds’e gelen âdemî câna deger bir demi
Peygamberun kademi Kuds-i Mübârek’dedir
Kuds’ün önü kayadır kapısı kıbleyedir
Ol kaya kim söyledi Kuds-i Mübârek’dedir
Mûsâ çün Tûr’a çıkar bakar Kuds’ını görür
Asâsın nişânı Kuds-i Mübârek’dedir
Îsâ kademi Tûr’da Meryem kabri derede
Râbia kabri anda Kuds-i bârekdedir
Allah’ın nazargâhı derleyip sular akar
Dört yanı çayır çimen misâl-i cennet Kuds
Hüsamzâde Feyzi Dîvânı’nda ise sevgilinin yüzünün, Mescit-i Aksâ oluşu ifade edilmiştir.
Kıblemiz veçhinedir Mescit-i Aksâ’mız odur
Müstemi-i Habeşî sâmi-i ezânız biz
Kudüs’e giderek bu mübarek toprakları kaleme alan seyyahlar da vardır. Bu bağlamda Evliya Çelebi Seyahatnamesi ve Hıfzî’nin “Mir’âtü’l-Kuds” adlı seyahatnamesi Kudüs’ü farklı açılardan ele almış olması bakımından dikkate değer eserlerdir. Dîvân şairlerinden Medhî ise hacdaki duygularına yer verdiği şiirinin son kısmında Mekke ve Medine’den sonra Kudüs’e giderek Mescit-i Aksâ’yı ziyaret etme isteğini dile getirmektedir.
Geh harîm-i Kâbe’de zâir olup geh Taybe’de geh varıp Kuds’e tavâf-ı Mescit-i Aksâ idem
Kutsal şehirlerin maneviyatının işlendiği faziletnâme türünde yazılmış şiirler de zaman zaman Kudüs’ü konu edinmiştir. Abdurrahman Şevkî, Kudüs ve Şam’a yaptığı seyahatini kaleme aldığı eserinde Hz. Davud ile Hz. Süleyman’ın Mescit-i Aksâ’yı inşası, Kudüs’teki ziyaret yerleri, burada medfun peygamberler, Miraç hadisesi gibi konulara değinerek Kudüs’ün Müslümanlar için önemine vurgu yapmıştır.
Âşık Zakir Tekgül, 2018 yılında kaleme aldığı bir şiirinde Kudüs’ü peygamberler şehri olarak nitelendirmektedir. Kudüs’ün inancımızdaki yerine değinen şair son dörtlükte ise bizlere önemli bir uyarıda bulunmaktadır. Kudüs yalnız bırakılmamalı ve Müslümanlarca sürekli ziyaret edilmeli mesajı okuyucunun zihninde uyandırılmaktadır.
Müslümanlar kıblesiydi bir zaman
Kudüs şehri Peygamberler Şehri’dir
Bir mescit yaptı Hazret-i Süleymân
Yusuf’un Kenân’ı Erler Şehri’dir.
…
Muhammed Kudüs’ten Mirâc’a gitti.
Beş vakit namazı Allah emretti
Amenerresulü hediye etti
Mescit Beyt’üs-Sahrâ Nûrlar Şehri’dir.
…
Zakir’im Kudüs’e varmamız lâzım
Mescitde dîvâna durmamız lâzım.
Süleymân şehrini görmemiz lâzım
Medîne misâli Tûrlar Şehri’dir
Âşık Selahaddin Kazanoğlu, Kudüs’ün Müslümanlar için bu denli kıymete sahip olmasının sebeplerini şu dörtlüklerde özetlemektedir.
Hakikat ehlinin ilk kıblegâhı
Kudüs’ün içinde Mescitü’l-Aksâ
Muallak Taşı’nın sırlı dergâhı
Kudüs’ün içinde Mescitü’l-Aksâ
Kudüs Müslüman’ın arı edebi
Kutsal olmasının vardır sebebi
Buradan Mirâc’a yükseldi
Nebî Kudüs’ün içinde Mescitü’l-Aksâ
Bizim için mübârektir her yeri
Kucağına almış tüm şehitleri
Selâhaddîn Eyyûbî’nin zaferi
Kudüs’ün içinde Mescitü’l-Aksâ
Âşık Erganî, Kudüs’ün güncel meselelerine temas ederek Kudüs’e el uzatan dünya devletlerini sert bir dille eleştirerek haklı davasında dik bir duruş sergilemektedir. Ayrıca “Kudüs bizim kıblemizdir.” dizelerinin tekrarıyla Müslümanların Kudüs’ü sahiplenişini bildirmektedir.
Çekil git katil İsrâil
Kudüs bizim kıblemizdir
ABD, bunu böyle bil
Kudüs bizim kıblemizdir
Erganî’yim gerçek bu ya
Selâm Mescit-i Aksâ’ya
Hamdolsun ulu Mevlâ’ya
Kudüs bizim kıblemizdir
Âşık Demiroğlu, 2016 yılı Mart ayında kaleme aldığı şiirinde tüm dünya Müslümanlarını gaflet uykusundan uyanmaya davet etmektedir. Zira Kudüs’te yaşanan olumsuzluklara engel olmak tüm İslâm âleminin ortak görevidir. Şaire göre zulme dur demek için vakit kaybetmeye tahammül yoktur.
Mazlûm Filistin halkının âhını duymaz beyler
Müslüman’ım der kâfire nedendir kıymaz beyler
Yahûdî’ye arka çıkar dostum der nâra atar
Bilin Rabbim yanınıza bunları koymaz beyler.
Demiroğlu Müslümanlar sanki yorulmuş beden
Durup dururken Kudüs’ü başkent ilanı neden?
Ora bize emânettir, sâhip çık, dedi deden
Yaradan’a‘Belâ’diyen sözünden caymaz beyler
Âşık Demiroğlu’nun siteminin bir benzerini Kudüs şairi Mehmet Akif İnan’ın “Mescid-i Aksâ’yı Gördüm Düşümde” adlı şiirinde de görmek mümkündür. Şair, Mescid-i Aksâ’yı kendisini kurtaracak eli bekleyen bir çocuğa benzeterek tüm İslâm dünyasını Mescid-i Aksâ meselesinde bilinçlendirmek ve harekete geçirmek istemektedir.
Mescid-i Aksâ’yı gördüm düşümde
Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu
Varıp eşiğine alnımı koydum
Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu
Gözlerim yollarda bekler dururum
Nerde kardeşlerim diyordu bir ses
İlk kıblesi benim ulu Nebi’nin
Unuttu mu bunu acaba herkes
Nuri Pakdil’in Anneler ve Kudüs adlı kitabı da Kudüs’ün edebiyatımızdaki yerine katkı sağlayacak niteliktedir. Aynı zamanda Nuri Pakdil, “Ayaklarına Bir Kudüs Gücü Gelsin” şiiriyle Kudüs’ün önemiyle beraber manevî gücünü tasvir etmektedir.
Tûr Dağı’nı yaşa
Ki bilesin nerde Kudüs
Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum
Ayarlanmadan Kudüs’e
Boşuna vakit geçirirsin
Buz tutar
Gözün görmez olur
Gel anne ol
Çünkü anne
Bir çocuktan bir Kudüs yapar
Adam baba olunca İçinde bir Kudüs canlanır
Yürü kardeşim
Ayaklarına bir Kudüs gücü gelsin
Kudüs konusunda kaleme aldığı şiirlerini dinî ve vicdanî bir sorumluluk bilinciyle yazan Erdem Bayazıt’ın bu çerçevede akla gelen şiirlerinden biri “Sürüp Gelen Çağlardan” isimli şiiridir. Toplumsal bir eleştirinin sezildiği bu şiirde şair, zulmün tek bir yerle sınırlı olmadığını Azerbaycan’dan Cezayir’e Pakistan’dan Türkistan, İran ve Afganistan’a kadar uzanan oldukça geniş bir coğrafyayı kasıp kavurduğunu dile getirir. Bayazıt’a göre zulmün bu kadar yaygın olmasının en temel sebeplerinden biri, bu coğrafyaların ortak kaderi hâline gelen ihanetlerdir:
Evet, bir hançer ağacı gibi büyüyor içimde acı
Dağlardan bir dağ gibi kabaran yüreğimde.
Kargaların sırtlanlarla anlaştığı bir günde
Bir yabancı fırtınaya tutulan yapraklarım
Kudüs’te Mescid-i Aksâ’da
Belki bir batı karanlığında Topkapı’da
Yangına uğramışsa
Duymaz olmuşsa kulaklarım göklerin muştu sesini
Elbet kıracağım bir gün bu ihanet kelepçesini
Kadim bir tarihî geçmişe sahip olan Kudüs, dinlerin ortak kutsal noktası olma özelliği nedeniyle dinî-kültürel ve politik açılardan tarihin hemen her döneminde göz önünde olmuştur. Bu durum devletler ve dinî cemaatler arasında Kudüs’ü elde etme mücadelelerine de zemin hazırlamıştır.
Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde Osmanlı himayesine giren kutsal belde, asırlarca hoşgörü, muhabbet ve kutsiyetle anılmış ve yöneticiler tarafından hassasiyetle idare edilmiştir. Edebiyatımız açısından klasik dönem olarak tabir edebileceğimiz bu asırlarda Kudüs teması şiirlerde peygamberler mekânı olarak tasvir edilmiş, eserlerde miraç hâdisesine sıklıkla değinilerek ayetlerden iktibaslar yoluyla Kudüs, şiirlerdeki yerini almıştır.
Osmanlı Devleti’nin zayıfladığı dönemlere gelindiğinde ise Kudüs’ün muhafazası zorlaşmış ve Kudüs’e yönelik İsrail zulmü artmıştır. Kudüs’ün Osmanlı sınırlarından ayrılmasıyla kutsal beldeye yönelik işgal girişimleri de artmış bölgedeki Müslümanları sindirmeye yönelik birtakım olumsuz politika ve uygulamalar görülmüştür.
Haksızlığın ve zulmün arttığı bir ortamda toplumun sesi olma özelliğine sahip olan edebiyat ve şairler Kudüs’te yaşanan olumsuzluklara karşı sessiz kalmamış yüreklerindeki hissiyatı en derin şekilde ortaya koyarak yapılan haksızlıklar karşısında edebî bir duruş sergilemişlerdir.
Son dönem olarak adlandırabileceğimiz bu dönem şiirlerinde konu olarak Müslümanları uyarmak, birlik ve beraberliğe davet, Kudüs’ü muhafaza etmek, Kudüs’ün Müslümanlar için kıymetini ve insanlara onun manevî iklimini hatırlatmak ve işgalci anlayışı sert bir dille eleştirmek işlenmiştir.
Kudüs, mü’minlerin miracıdır. Bu nedenle dîvân şiiri mirâciyelerle Peygamber Efendimiz’in Miraç hadisesini gerçekleştirdiği mekân olması münasebetiyle Kudüs’ü konu edinmektedir. Süleyman Çelebi Vesiletü’n-Necât’ın bir beytinde Kudüs’e temas etmiştir.
Yolda çok dürlü acâib gördü hem
Geldi Kuds’e irdi vurdı kadem
Miraç hadisesinin anlatıldığı ayetin iktibas sanatıyla beyitlerde yer aldığı görülmektedir. Nesimî, aşağıdaki beyitte İsrâ Suresi’nin bir ayetini iktibas ederek kullanmıştır.
Ey cemâlin sırr-ı subhâne’l-lezî esrâ imiş
Mescid-i Aksâ tapundur abdihî leylâ imiş
Oğuzhan AYDIN
YazarBir gelenek ve kültür dairesinde devam eden marifetullahta ömrü boyunca ilerleyen Arabî, büyük bir marifet ehlidir ve yorgunluk nedir bilmeyen irfan yolcusudur.Hayatının önemli bir kısmı hakikati aram...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Bazen öyle daralır, öyle sıkışırız ki; sığınacak, derdimizi dökecek ve gözyaşlarımızı yanında rahatça akıtacağımız biri ararız. Böylesi durumlarda en rahat sığınacağımız, sıkıntımızı rahatça arz edebi...
Yazar: Enbiya YILDIRIM
Özbekistan bizim hem maneviyat otağımız hem de ata yurdumuzdur. Türk birliği açısından yüksek ehemmiyete sahip Özbekistan’a yapmış olduğumuz bir ziyaretimizi sizlerle paylaşacağım.Bu ziyaretim sırasın...
Yazar: Oğuzhan AYDIN
Nasîhat, Arapça “Nush” kökünden türemiş olup “saf, hâlis olmak” anlamına gelir. Bu kelime, başkasının hata ve kusurunu düzeltmek için çaba göstermek, iyiliği teşvik etmek ve kötülükten kaçınmaya yönel...
Yazar: Oğuzhan AYDIN