Hidâyet Rehberine Uymak
Tam künyesi Ebû Abdillâh Şerefüddîn Muhammed b. Saîd b. Hammâd b. Muhsin olan Bûsîrî, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e yazdığı kasidelerle meşhur olmuş Mısırlı bir şairdir. Eğitim hayatının detayları tam bilinmese de Kur’an’ı ezberlediği, dil ve edebiyat, siyer ve hadis dersleri aldığı kaydedilmektedir.
Şazelî Tarikatı kurucusu Ebu’l-Hasen Şazelî’nin gözde müridlerinden olan Bûsîrî, Hz. Peygamber (s.a.v.) olan sevgi ve övgüsü ile tanınmaktadır. Sıkıntı ve sağlık sorunları ile geçen bir hayatın son demlerinde felç olan Bûsîrî, rivayete göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) için yazdığı kasidenin vesilesiyle şifa bulmuştur.
Bilindiği üzere ashâbdan Ka’b b. Züheyr’in de Kasîdetü’l-Bürde adında bir şiiri vardır. Bu iki şiirin birbirine karışmaması için Bûsîrî’nin yazdığı daha çok Kasîdetü’l-Bür’e adıyla anılmıştır. Bür’e kelimesinin anlamsal arka planında hastalıktan berî olmanın ifadesi yatmaktadır. 1212 doğumlu olan şair 1296 yılında vefat etmiştir ve kabri İskenderiye’dedir.[1]
Nakledildiğine göre felçli olduğu dönem bir gece Allah’a dua eden şair rüyasında Hz. Peygamber (s.a.v.)’i görür. Rasûl-i Ekrem ondan kendisi için yazdığı nâ‘t-ı şerîfi okumasını ister. Bûsîrî, “Yâ Rasûlellah! Ben senin için birçok kaside yazdım, hangisini istersin?” deyince Hz. Peygamber (s.a.v.) ilk beyti söyler. Bunun üzerine şair nâ‘t-ı şerifin devamını okumaya başlar, şiir bitince Peygamber Efendimiz (s.a.v.) hırkasını (bürde) çıkarıp şairin üstüne örter ve eliyle vücudunun felçli kısmını sıvazlar. Bûsîrî uykudan uyanınca vücudunda felçten eser kalmadığını farkeder.[2]
Şairin meşhur kasidesinin yanında Dîvân’ında da Hz. Peygamber (s.a.v.)’e medhiyye içeren şiirleri vardır. Bunlardan bir tanesi günümüzde bestesiyle çokça meşhur olan, dillerden dile dolaşan ve “es-subhu bedâ” ifadeleriyle başlayan şiirdir. Şiir her beytin kendi içinde var olan kafiyelerden dolayı bizdeki musammat gazelleri çağrıştırmaktadır.
Yani beyit hâlinde yazılan mısralar aynı zamanda 4 dizelik kıta şeklinde de okunabilmektedir. Bu durum şiirin rahat bestelenmesi, hafızalarda yer etmesi ve dillerden dile dolaşmasının da bir sebebi olarak mütalaa edilebilir. İlgili şiir serbest tercüme ve kısa açıklamalarla yazımıza konu edilecektir.
"Sabah, O’nun nuru ile aydınlanmakta
Gece, karanlığını saçlarından almakta"
Şair bu beyitte sevgilisini, güzelliğin kaynağı olarak telakki etmektedir. Buna göre yüz yıllardır dünyamızı aydınlatan güneş ışığını Hz. Peygamber (s.a.v.)’in doğumundan, gece ise karanlığını onun saçlarından almıştır. Şiirin, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in irtihalinden yaklaşık 650 yıl sonra kaleme aldığı göz önünde bulundurulduğunda ise şairin, ezelden ebede uzanan ve varlığın vesilesi olarak kabul edilen nûr-ı Muhammedî düşüncesini benimsediği anlaşılmaktadır.
"Fazilet ve yücelikle üstün oldu nebilere
Yol gösterdi hidayete erenlere"
Kur’an, her peygamberi bazı özellikleri ile ön plana çıkarmaktadır. Hz. Peygamber Efendimiz ise birçok üstünlük vasfına sahip olmasına rağmen güzel ahlakı ile tebcil edilmiştir. “Muhakkak sen yüce bir ahlâk üzeresin.”[3] âyetinde geçen ‘alâ ile beyitte geçen ‘ulâ kelimelerinin aynı kökten müştak olmaları da şairin kastının ahlâk olduğuna dair yoruma imkân tanımaktadır.
"Cömertlik hazinesi, nimetin sahibi
Şeriat-ı garrâya ümmetlerin hâdisi"
Şair yukarıdaki beytin ilk mısraında bahsini ettiği fazileti bu beyitte cömertlikle şerh etmektedir. Yine yukarıdaki beytin ikinci mısraında hidayete yaptığı atıf burada şeriatla genişletilmiştir. Dolayısıyla bu iki beyit, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in tebliğine konu olan üç unsuru; iman, İslâm ve ihsan/daha Türkçe deyişle inanç, amel ve bilinç bütünlüğünü konu edinmektedir.
"Soyca en temiz, şerefçe en yüce
Bütün Araplar O’nun hizmetinde"
Şair, ilk mısrada Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hem nesep hem de hasep bakımından yüceliğini ifade etmektedir. Bu ikisinin bütünlüğünü kâmil insanı ortaya çıkarmaktadır. Tarih boyunca bakıldığında Hz. Peygamber (s.a.v.)’in nesebine ve manevî kemaline varis olan Allah dostlarının insanların gönüllerinde müstesna bir yer edindiği de görülecektir.
İkinci mısrada ise kendi Arap olduğu için tabi olarak Hz. Peygamber (s.a.v.)’e olan bağlılık ve sadakatini Arap milleti üzerinden dillendirmektedir. Kim bilir belki de Bûsîrî, Osmanoğullarının İslâm’a ve özellikle Medine’ye hizmetlerine şahit olsa İdris Sabih Bey’in şu dörtlüğünü takdirle karşılardı:
Yapamaz Ertuğrul evlâdı sensiz
Cân verir cânânı veremez Türkler
Ebedî hâdimü’l-Harameyniniz
Ölsek de ravzanı rûhumuz bekler
"Ağaçlar O’na koştu, taşlar dile geldi
Parmak işaretiyle ay ikiye bölündü"
İsrâ gecesinde Cibrîl-i Emîn geldi
Rabb’inden huzura davet geldi"
Bu iki beyitte şair, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in hissî mucizelerine atıfta bulunmaktadır. Özellikle İsrâ ve Mirâc hadisesi, ayın ikiye bölünmesi Kur’an’dan referans bulan hadiseler[4] olarak na‘tiyye şairleri tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Bûsîrî, ayrıca ağacın yürümesi ve taşın konuşması mucizelerine atıf yapar.
Rivayete göre müşriklerin yalanlamalarına karşı Rabb’ine iltica eden Hz. Peygamber (s.a.v.), Cebrâîl (a.s.)’ın yönlendirmesi ile ağacı kendine çağırmıştır. Ağaç Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e doğru hareket etmiş ve geri yerine dönmüştür.[5]
"Şerefe erdi, Allah bağışladı onu
Ümmetinin de geçmiş günahlarını"
Peygamberlerin ismet sıfatı ile günahtan korundukları malumdur. Fetih Suresi’nde ve beyitte geçen bu günahların bağışlanma meselesi de Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ismet sıfatına yapılan atıflardan ibarettir. Ayrıca Bûsîrî, ümmetin de O’nun vesilesi ile affedileceğine dair ifadesi, mucizelerden bahseden beyitlerin devamı olarak şefaati çağrıştırmaktadır.
"Bizim Muhammedimiz, Efendimiz’dir
O’na icabet etmek izzetimizdir"
Son beytin ilk mısraında şair, Muhammedunâ ifadesi ile Hz. Peygamber (s.a.v.)’e olan sadakat, muhabbet ve bağlılığını dile getirmektedir. Diğer mısrada ise ümmet-i Muhammed’e uyarı mahiyetinde şunları söyler: İzzet ve şeref, onur ve haysiyet, insanlık ve kulluk, cemâl ve kemâl gibi bilumum güzellikler ancak Hz. Peygamber’e itaat ve ittiba etmenin neticesidir. Ancak O’nun hidayet güneşi ile aydınlananlar, doğru yolu bulabilirler.
Ve’s-selâmü ‘alâ men ittebe‘a’l-hüdâ.
[1] Hayatına dair özet bilgi için bk. Mahmut Kaya, “Bûsîrî, Muhammed b. Saîd”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, (22.08.2022).
[2] Kasîde ve olaya dair bilgi için bk. Mahmut Kaya, “Kasîdetü’l-Bürde”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, (22.08.2022).
[3] 68/Kalem, 4.
[4] İlgili ayetler için bk. 17/İsrâ, 1; 53/Necm, 5-18; 54/Kamer, 1.
[5] İbn Mâce, Fiten, 23.
Hamit DEMİR
Yazar16.yüzyıl dîvân şairlerinden Yahya Bey, Arnavut asıllı olup doğum tarihi ve yeri bilinmemektedir. Geldiği bölgenin taşlık yapısından dolayı Taşlıcalı lakabını almıştır. Acemi Oğlanlar Ocağı’nda askerî...
Yazar: Hamit DEMİR
Başkasının sırasınıAlmak kul hakkı değil mi?Çalışanın zamanınıÇalmak kul hakkı değil mi?Dikkat eyle fazilete,Sakın düşme cehalete;Kendinden geçip gıybeteDalmak kul hakkı değil mi?Düş yoksulun yakasınd...
Şair: Bestami YAZGAN
Antalya’nın Elmalı ilçesinde doğan Ümmî Sinan, 17. yüzyıl sûfî şairlerinden biridir. Halvetiyye Tarikatı’nın Ahmediyye şubesine intisap ettiği bilinen şair, Halvetî-Ahmedî silsilesinin önemli simaları...
Yazar: Hamit DEMİR
İslâm’ın Medine dönemi…Allah Elçisi Hz. Muhammed (s.a.v.)’in hicretinden sonra İslâm’ın Medine’sinde sadece Müslümanlar yaşamıyordu. Müslümanlarla birlikte; Yahudiler, Hıristiyanlar ve Müslüman görünü...
Yazar: Ramazan ALTINTAŞ