Gülün Yaraladığı Çocuk
Haylaz bir çocuk bir gün bahçede geziyordu. Geldi yeni açmış bir gülün yanında durdu. O ipek yapraklarından tutarak gülü sevdi. İçinden, gülü dalından koparıp almak geldi. Elinde böyle güzel bir gülle dolaşmak ne güzel olurdu. Açılmış gülü dalından tuttu. Ancak gülün dikenlerini düşünememişti. Unutmuştu gülün dikenlerini. Çocuk gülü koparmak isterken dikenler eline batmıştı. Tabiî dikenler batınca canı yanmıştı. Bir yandan canı yanmış, bir yandan da eli kana boyanmıştı. Çocuk inatçıydı. Zorla da olsa koparıp aldı gülü. Yandaki gülün dalında bir bülbül vardı. Gülün başına gelenleri görmüş mahzun mahzun ötüyordu. Ancak bülbülün acı acı ötüşünü çocuk duymuyordu bile. Çocuk şimdi kopardığı gülü doğruca eve götürdü. Ancak gülcük dalından kopmuş olduğu için çok üzüntülüydü. O güzelim gül kederde, yastaydı. Gülü vazoya koydu çocuk. Sonra da su koyacaktı vazoya. Ancak elindeki yarası canını çok yakıyordu. Acıdan duramıyordu. Hemen eczaneye gitmesi gerektiğini düşündü. Vazoya suyu koymadan hemen eczanenin yolu tuttu. Eczanede elini sardırırken evde gülü unutuvermişti. Eczanede çocuğun elini sardılar. Çocuğun elindeki acı geçmişti. Arkadaşlarıyla oynamaya, gülmeye başladı. Birdenbire aklına vazodaki gül geldi. “Eyvah!” dedi. “O güle kim bilir ne olmuştur? Zavallı susuzluktan sararmıştır, solmuştur. Nasıl da buruşmuştur.” Hemen oyunu bırakıp eve koştu. Geldi bakıp gördü ki gül buruşup solmuştu. Dalından koparılınca pörsüyüp kalmıştı. O güzelim gül güzelliğini çoktan kaybetmişti. Çocuğun içi yanmıştı. Çok üzüntülüydü. Çok sarsılmıştı. İçinde acı çığlıklar yankılanıyordu. İnlercesine şunları söyledi: “Bir daha asla ve asla dalından çiçek koparmayacağım!...”
Mustafa AKGÜN
Yazar
Orhan, her yaz olduğu gibi bu yaz da dedesinin köyüne gelmişti. Dedesinin köydeki evi, şirin bir evdi.Evin önünde geniş bir avlu vardı. Avlunun bir tarafında, dedesinin tarlada ve bahçede kullandığı â...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Yusuf her sene bahar günlerinde Çanakkale Şehitliği’ni ziyarete geliyordu. Fatihalar okuyup dualar ediyordu.Bu sefer Yusuf oğlu Can ve yeğeni Cemil’i de Çanakkale Şehitliği’ne ziyarete getirmişti.&nbs...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Küçük Gülser’le ninesi bahçede konuşuyorlardı. “Nine, her sabah buraya geliyorsun.” dedi Gülser. “Daha çok da bu sarmaşık güllerini seyrediyorsun. Usanmıyor musun her sabah?”“Kızım gülleri seyret...
Yazar: Mustafa AKGÜN
Osmanlı; Sultan II. Abdülhamid’in karşı koymasına rağmen, “93 Harbi” olarak bilinen, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’na girmekten ne yazık ki kurtulamadı. Yeni açılan Osmanlı Meclisi’nin ve Sadrazam Mith...
Yazar: İsmail ÇOLAK