GÖNÜL EĞİTİMİ BOYUTUYLA MÜRŞİD-İ KÂMİL VE MÜRİD MÜNASEBETİ

GÖNÜL EĞİTİMİ BOYUTUYLA MÜRŞİD-İ KÂMİL VE MÜRİD MÜNASEBETİ

Her ilim dalı ‘hoca-talebe’ münasebetinin zorunlu olduğu süreçlere şahitlik eder. Örneğin bir ustanın dizinin dibine oturmadan usta bir marangoz olunmayacağı gibi bir kimsenin alanında uzman bir hocanın bilgi ve tecrübesinden faydalanmadan alanında söz sahibi olmuş bir doktor olması da mümkün değildir. İslamî ilimler açısından hoca-talebe ilişkisine baktığımızda da manzaranın aynı olduğu görürüz. Bu cümleden olarak söylememiz gerekirse, bir kimsenin ‘âlim’ vasfını elde edebilmesi için, diğer ilmî disiplinlerde olduğu gibi, hangi alanda uzmanlaşmak istiyorsa (tefsir, hadis, fıkıh, kelam…) o alana dair bilgisi ve tecrübesiyle söz sahibi olan üstatlardan ders alıp onların tecrübelerinden istifade etmesinin zorunluluğundan bahsedebiliriz. Zâhir ilimlerde bir yol göstericinin bu kadar zorunlu olduğu görülünce, İslam’ın bâtınî yönünü temsil eden tasavvuf ilmine dair bir yol göstericinin bu ilimde olmazsa olmaz bir konumda olduğu gerçeği rahatlıkla anlaşılacaktır. Evet, sınırları ve usulleri belli olan zâhirî ilimlerde hoca/rehber/yol gösterici çok önemlidir. Zâhirî ilimlerde olduğu gibi insanın bâtınî cephesini arındırması, nefsine dur diyebilmesi ve ruhunu güçlendirerek hakikat hedefine ulaşabilmesi gibi manevî konularda bir hoca/rehber/yol gösterici daha da önemli bir konuma oturmaktadır. Her ne kadar bâtınî meselelerde de sınırlar ve usuller büyük ölçüde belirlenmişse de kişinin önceden bilmediği/ nüfuz etmediği veya ilk bakışta doğru anlamakta zorlanabileceği içsel meseleleri daha önceden tecrübe etmiş, ilmî ve manevî alt yapısıyla olaylara vâkıf ve samimi bir yol gösterici, tasavvuf ilmi için, bir zaruret mesabesindeki önemiyle konumunu muhafaza etmektedir.[1] Biz bu çalışmamızda tasavvufî sistemin tatbiki için olmazsa olmaz unsurlardan bir tanesine ‘mürşid-i kâmil ile mürid arasındaki ilişki’ye dikkat çekmek istiyoruz. Bununla amacımız özellikle günümüzde bu sürece dair yanlış değerlendirilen bazı hususların aslî hüviyetlerini dile getirmek ve bu sürecin kahramanlarının üstlendikleri önemli görevler dolayısıyla seyr ü sülûk sürecindeki fonksiyonlarına dikkat çekmektir.

Gönül Eğitimi Süreci ve Bu Sürecin Kahramanları:

Mürşid-i Kâmil/Pîr/Şeyh ve Mürîd/Tâlib/Dervîş/Sâlik

‘Gönül Eğitimi’ ifadesi, kalbin tasfiyesi, nefsin isteklerine pranga vurulması, ruhun emrinde bir ömrün hedeflenmesi ve diğer tasavvufî halleri içeren bir sürecin adıdır. Bu süreçte, benliğini vahiy ve sünnet merkezli bir dönüşüme uğratmak isteyen kişi yani mürid ile müride telkin ettiği zikir, rabıta, ibadet yoğunluğu, manevî hallerdeki destekleyici tavrıyla yol gösteren ve müritle birebir/doğrudan münasebeti nedeniyle onda izler bırakan mürşid-i kâmiller olmak üzere iki taraf vardır.[2] Kur’ân-ı Kerim’e baktığımızda Hz. Musa-Hızır (a.s) kıssasındaki anlatıldığı şekliyle alanında uzman olan bir kimsenin o alanda yetki ve uzmanlığı olmayan birisine, bu kimse bir peygamber de olsa, yol göstericilik yaptığı ve bunun, sürecin doğal bir getirisi olduğu vurgulanmıştır.[3]Deylemî’nin de ifade ettiği gibi bu kıssa, mürşid-mürid bağlamında şu mesajları içermektedir: ‘Müridin bir şeyhe intisap etmeyi istemedeki maksadının olgunlaşma olması gerektiği; müridin zâhir ve bâtın edeplere riayet etmesi gerektiği; bir müridin şeyhe ittiba etmesinin ancak şeyhin izin vermesiyle olabileceği; ilim, velayet ve nübüvvet bakımından daha yüksek olan birinin ondan ilim yönünden daha düşük birine ittiba etmesi ve ona talebe olmasının caiz olması; müridin hakikat peşinde istekli olması ve zamanını bu isteğine uygun meşguliyetlerle geçirmesi; müridin mürşidine sabır ve nezaketle davranması gerektiği ve müridin, şeyhin bir hatasını gördüğünde itiraz ve sorularını çokça seslendirmemesi gerektiği.’[4]

İşte bu vahyî gerçeği kendilerine rehber edinen sûfîler, gönül eğitimini tamamlamak isteyen müridin vasıfları ve bu süreci hakkıyla sevk ve idare edebilecek mürşid-i kâmilin vasıfları üzerinde durmuşlardır. Örneğin İbn Arabî’nin üstadı Ebu Medyen, mürşid-i kâmil ve müridin etkileşimi bağlamında her iki tarafın sahip olmaları gereken özellikleri şu şekilde ifade etmiştir: ‘Şeyh sünnet-i seniyyeye ittiba eden ve bidatlerden kaçınan birisi olmalı, müridini terbiye yolunda sabırlı olmalı, hatalarını görmezlikten gelmeli, müridinin evradına devam ettiğini bilmeden ona yüklediği virdini değiştirmemelidir. Müridin kalbinde tarikatına karşı bir iştiyak olmalı. Şeyhinin sözlerinden lezzet almalı. Şeyh müridinin kalbini itaate yönlendirmeli. Şeyhin müridine helâl ve haramı, şüphelilerden kaçınmayı kavratması gerekir. Riyadan sakınmayı, yanlışa tevessül etmekten kaçınmayı, halveti, nefsin temizlenmesini, gözleri haramlardan korumayı, iffeti muhafazayı, zikre devamı, alâkalardan sıyrılmayı ve dünyalığı terki ona emretmelidir.Mürid, âlim, sâdık, vera sahibi, dinini bilen, Allah’tan korkan, zâhirî ve bâtınî ilimleri bilen, tövbe hâlini muhafaza eden ve dünyaya karşı zâhid olan bir şeyhe intisap etmesi gerekir. Tarikatına aykırı hareket edecek olursa aralarındaki beyat da düşer ve hâllerinde değişim olur. Müridin; zâhid, Allah’tan hoşnut, güler yüzlü, itaatkâr, gözü yaşlı, Rabbine itaatle geçiremediği zamanlara üzgün, halim, güzel sıfatlara sahip ve kötü sıfatlardan uzak biri olması gerekir. Geceleri kaim gündüzleri saimdir. Nazar ettiğinde itibar kazanır, sustuğunda tefekkür eder ve nefsini muhasebe eder, yemek yediğinde rızkı kadar yer ve Rabbine hamd eder. Mezmûm havatıra tövbe ve istiğfar eder, yoğun bir gayrete bürünür, kendisi aç kalır ama fakiri doyurur, yetim ve miskine merhamet eder, komşusu ile iyi geçinir, kabristanlıkları ziyaret eder, sıla-i rahim yapar, emr-i bi’l-maruf ve nehy-i ani’l-münker yapar, mescitlere devam eder, vakitlerini muhafaza eder, yiyip içtiklerini, giyip kuşanmasını, evini barkını, araç gereçlerini haramdan uzak tutmaya çalışır ve onları temiz kılar, yalancı imandan kaçınır, zulümden ve kötü huydan uzaklaşır, nefsini insanların ayıplarından temizler, şeytanın vesvesesinden istiğfar eder, sadık bir tövbe ile tövbe eder, hac farizasını yerine getirir ve cihadı sever. İşte bunlar gerçek bir dervişin sıfatlarıdır.’[5]

Evladını Terbiye Ettiği Gibi

Dikkat edilirse Ebu Medyen, seyr ü sülûk sürecinin/gönül eğitiminin sahih bir şekilde gerçekleşmesi için taraflarda bulunması gerekli şartları ve tarafların etkileşimine dikkat çekerken meselenin sevgi boyutunu özellikle dikkat çekmiştir. Bu noktaya dikkat çeken isimlerden birisi de Seyyid Sıbğatullah Aravâsî’dir. Ona göre mürşid, müridi bir annenin çocuğunu terbiye ettiği gibi terbiye        etmeli; bilgeve akıllı birbabanınçocuğunavehizmetçisine yaklaştığı gibi yaklaşmalıdır.[6] Seyyid Nizamoğlu ise mürşid-i kâmil ve müridde yirmi özelliğin olması gerektiğini söyler ve bu özellikleri şöyle sıralar: ‘Mürşid; itikat (ehl-i sünnet inancına sahip olmak), ilm-i bâtın, akl-ı kâmil, sehavet ve cesaret sahibi olmalı, şehvet sahibi olmamalı, dünyaya ülfet etmemeli, müride şefkatli, affedici, halim ve güzel ahlak sahibi olmalı, müridin ihtiyacını gidermeli, kerem, tevekkül, kaza ve rıza hallerine sahip olmalı, vakar ve sükûnet haline bürünmüş kararlı bir yapıya sahip heybetli bir kişi olmalıdır. Mürid; tevbe etmeli, zühd ve takva ile davranmalı, her şeyden vazgeçerek Rabbine yönelmeli, inanç itibariyle ehl-i sünneti benimsemeli, takva sahibi olmaya çalışmalı, sabırlı olup elinden geldiği kadar gayret göstermeli, yiğit olmalı, cimri olmamalı, iftiradan sakınmalı ve ilm-i bâtını öğrenme gayretinde bulunmalı, niyaz ehli olmalı, gönlünde ağyar adına hiçbir şeye yer vermemeli, melâmet sahibi olmalı ve şeyhine karşı gelmemeli, edep sahibi olup büyüklük taslamamalı, şeyhinde fâni olmalı ve tefviz ehli olmalıdır’.[7]

Netice itibariyle denilebilir ki sûfîler,mürşid ve mürid arasındaki gönül eğitimi sürecini istikâmet, sevgi ve teslimiyet ilkeleri üzerine inşa etmişlerdir. Bu yönüyle iki taraf arasındaki ilişki gerçek, insanî ve iki kutuplu/karşılıklı bir ilişkidir.[8] Onlar, bu şahsiyet eğitimi sürecinde, yüksek motivasyon, kötü alışkanlık ve davranışları yok etmek, şahsiyet transferi ve kalbe yönelme gibi hasletlerle bir rehberin güvenli yol göstericiliğine duyulan ihtiyacı sıklıkla vurgulanmıştır.[9] Mürşid-i kâmil ile mürid arasındaki bağı ifade için kullanılan ‘Mürid, şeyhin elinde gassalin elindeki meyyit gibi olmalıdır’ gibi cümleleri derinlikli tahliller ve iyi niyetle anlayamama sorunu bir yana, tasavvufî sistem, iradesini Allah Teâlâ ve Hz. Peygamberin (s.a.v.) direktifleri doğrultusunda kullanmayı amaçlayan müridin, Hz. Peygamberin (s.a.v.) vârisi konumunda olmasını öngördüğü bir mürşid-i kâmilin gönül eğitimi sürecinden geçmesini olmazsa olmaz bir etkileşim süreci olarak görmüştür.[10] Günümüzde, ülkemizde ve dünyada uygulanan eğitim-öğretim faaliyetlerinin büyük ölçüde birebir eğitim-öğretimi sağlayamadığı dahası gönül boyutunda bir eğitim sürecini başaramadığı gözlemlenmektedir. Bu eksiklik, binlerce yıllık bir tecrübenin ürünü olarak mürşid-mürid arasında gerçekleşen samimi, birebir ve gönül boyutunu kapsayıcı gibi özellikleriyle[11] insanoğluna hizmet vermeye hazır olan tasavvufî sistemin konuya dair inceliklerinden istifade edilerek eğitim-öğretim faaliyetlerini daha verimli ve etkili bir hale getirmek için mutlak suretle kullanılmalıdır.[12]

Çalışmayı, konunun önemini dile getiren Ahmed-i Yesevî’nin şu ifadeleriyle noktalayalım:

Tarikata şeriatsız girenlerin/Şeytan gelip imanını alır imiş

İş bu yola pirsiz dava kılanları/ Şaşkın olup ara yolda kalır imiş

 

Tarikata siyasetli mürşid gerek/ O mürşide itikatlı mürid gerek

Hizmet kılıp pir rızasını bulmak gerek/ Böyle âşık Hak’tan nasip alır imiş

 

Pir rızası Hak rızası olur dostlar/ Hak Teâlâ rahmetinden alır dostlar

Riyazette sır sözünden bilir dostlar/ Öyle kullar Hakk’a yakın olur imiş

 

İş bu yola birader pirsiz girme/Hak yâdından bir an gafil olup yürüme

Masivaya akıllı ise gönül verme/ Lanetli şeytan kendi yoluna salar imiş.[13]

 

Dipnot

[1] Ebu Abdurrahman es-Sülemî, Tasavvufun Ana İlkeleri-Sülemi’nin Risaleleri-, çev. Süleyman Ateş, AÜ Basımevi, Ankara 1981, s.12.

[2] Mehmet Demirci, ‘Gazalî’nin Tasavvuftaki Üstatları’, DEÜİFD, İzmir 1985, II, s.77.

[3] Bu kıssa Kehf 65-82 ayet-i kerimeleri arasında anlatılmaktadır. Kehf 18/65-82. Kıssanın geniş tahlili için bkz.,Taberî, Câmiu’lBeyan An Te’viliÂyi’l-Kur’ân, Dâru’l-Hicr, Kahire 2001, c.XV, s.321; Zemahşerî, el-Keşşaf ‘an Hakâiki’tTenzil ve ‘Uyûni’l–Ekâvîl fi vucûhi’t-Te’vîl, Mektebetu’l-Ubeykan, Riyad 1998, c.III, s.598, Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb, Dâru’l-Fikr, (y.y.)1981, c.XXI, s.149.

[4] Yahya Yaşar, ‘Muhammed b. AbdulmelikEd-Deylemî’ninKitâbüTasdîkı’l-Maârif Adlı İşarî Tefsirinde Salih Kul-Mûsâ Kıssası Bağlamında Mürşid-Mürid Münasebeti’, KSÜ İlahiyat Fakültesi Dergisi, 17 (2011), s.33-53.

[5]EbûMedyen, Bidâyetü’l-mürîd, haz. ve ter. Vincent J. Cornell, TheIslamicSociety, Cambridge 1996, s.55, 71. Şeyh Ebu Medyen’in hayatı, eserleri ve bazı tasavvufî görüşleri için bkz; Kadir Özköse, ‘EbûMedyenŞuayb el-Ensârî’nin Tasavvufî Düşüncesi’, C.Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, XI/2-2007, s.161-196.

[6] Bülent Akol, ‘SeyyidSibğatullahArvâsî ve Bazı Tasavvufî Kavramlara Yaklaşımı’, Ekev Akademi Dergisi, Yıl: XVIII, Sayı: LVIII, (Kış 2014), s.257.

[7] Erdem Can Öztürk, ‘Seyyid Nizamoğlu’nun Mürşid ve Mürid’ler Hakkındaki Manzumeleri’, Sûfî Araştırmaları, Sayı: VII (2013), s.46-56. Benzer ifadeler için bkz; Ayşe Sevinç, Ahmed Kayhan Efendi’nin Hayatı, Eserleri ve Tasavvufi Görüşleri (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Ankara 2015, s.81-90.

[8]Shaalan, Muhammed, “Sûfi Uygulamaları ve Bireyleşme Yolu Arasındaki Bazı Paralellikler”, Sufi Psikolojisi, Yayına Haz. Kemal Sayar, İnsan Yay., İst. 2000, s.153.

[9] Şakir Gözütok, ‘Tasavvuf ve Şahsiyet Eğitimi’,  Elmalı’nın Canları İrfan ve Sevgi- Kişilik Oluşumu ve Nefsin Terbiyesi i Sempozyumu, Antalya 2013, s.129-145; Arzu Polatoğlu, İsmail Hakkı Bursevî’nin “Şerh-İ Ebyât-I Hacı Bayram-ı Velî” Adlı Eseri (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), İzmir 2008, s.19-24.

[10] Şükrü Keyifli, ‘Yaygın Din Eğitimi Açısından Mürşit Kavramının Değerlendirilmesi’, Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: III, s.253-260.

[11] Hz. Mevlana’nın Mesnevi’sinde dile getirdiği mürid-mürşit ilişkisi bu çalışmalara öncülük yapacak mahiyettedir. Himmet Konur, ‘Mesnevî’deMürid-Mürşid İlişkisi’, Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, Sayı: XIV, Ankara 2005, s.150-156.

[12] Hayrettin Kara, ‘Kişilik Oluşumu –Modern Psikolojinin Erenlerden Öğrenebileceklerine Dair–, Elmalı’nın Canları İrfan ve Sevgi- Kişilik Oluşumu ve Nefsin Terbiyesi i Sempozyumu, Antalya 2013, s.59-69.

[13] Kemal Eraslan, Divân-ı Hikmet’ten Seçmeler, KB Yay., Ankara 1983, s.223.

Sayfayı Paylaş