CÜNEYD-İ BAĞDÂDÎ’DE (k.s.) TEVBE ve TEVHİD MÜNASEBETİ

240 Dergi-74

Tevbe sözlükte “dönmek, pişmanlık, vazgeçme günahı itiraf, günahı terk edip Allah’a yönelmek, isyandan itaate, günahtan sevâba, bâtıldan Hakk’a rücû etmek, günahından ötürü Allah’tan af dileyerek vazgeçmek, günahını itiraf etmek” gibi anlamlara gelmektedir.[i] Tasavvufî terim olarak baktığımızda Sülemî ve Kuşeyrî gibi muhakkik sûfîler tevbeyi, “Allah’ın emir, nehiy ve hukukunu gözetmek, günahına pişman olup Rabb’e iltica etmek, günahta ısrar etmek fikrinden vazgeçmek” olarak anlamışlardır.[ii] Bu büyük isimlere göre, bunların tecellileri kâfirde küfürden vazgeçip imana dönmek, fâsıklarda isyanda ısrardan itaate dönmek, ebrârda tüm kötü ahlaktan sıyrılıp iyi ahlakla ahlaklanmak, nebi ve rasûller için de mâsivâdan uzaklaşıp Hakk’a yönelmek biçiminde olmaktadır.[iii]

Kur’ân-ı Kerim’de tevbe birçok yerde geçmektedir.[iv]“Ey iman edenler! Hepiniz topluca Allah’a tevbe ediniz, umulur ki felah bulursunuz.”[v] ve “Şüphesiz ki Allah tevbe edenleri ve tertemiz olanları sever.”[vi] gibi ayet-i kerimeler konuyla ilgili en çarpıcı misaller olarak kabul edilebilir. Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Günahından tevbe eden o günahı işlememiş gibidir.”[vii] ve “Tevbe pişmanlıktır.”[viii] hadis-i şerifleri ise tevbenin kazanımı ve yöntemini göstermesi bakımından son derece dikkat çekicidir.

Sûfîler arasında tevbeyi, “tevbe, evbe ve inâbe” olmak üzere üçe ayıran ve bunları bidayet ehlinin mutavassıt olanların ve nihayet ehlinin tevbesi olarak yorumlayanlar olmuştur. Onlar, bu farklı derecelendirmeleri muvahhidin tevhidinin sıhhati nispetinde gerçekleşeceği görüşünden hareket ederek söylemişlerdir.[ix]

Tevbenin Unsurları ve Cüneyd-i Bağdâdî’ye Göre Tevbe ile Tevhid Münasebeti

Cüneyd-i Bağdâdî, tevbenin üç unsurdan oluştuğunu söylemiştir: “Nedâmet yani pişmanlık hissi, azim yani Allah’ın yasakladıklarını bir daha yapmamaya kesin olarak karar vermek ve daha önceden yapılan haksızlıkları telâfi edip helallik dilemek.”[x] Tevbeyi Serî Sakatî ve Sehl b. Abdullah Tüsterî “Günahını unutmamandır” formülüyle izah ederlerken Cüneyd-i Bağdâdî “Günahını unutmandır” şeklinde idealize etmiştir. Bu bakış açılarına göre günahı unutmama formülünü savunanlar “Günaha karşı tetikte olmak gerektiği” vurgusuyla bu görüşü tercih etmişler, Cüneyd-i Bağdâdî ise “Günahı unutmandır” hedefi ile fenâ hâline işaret olarak böyle bir kabulü ifade etmiştir.[xi] Ona göre muvahhidin vücudu, Hakk’ın kuşatması ve galebesinde altında olduğundan o bu âleme ait hiçbir şeyi bir şeyi hatırlamaz. O tevhid denizine gark olmuş ve bütün hislerden sıyrılmıştır. Bu hâldeki bir insanın ne günahından ne de tevbesinden haberi vardır.[xii] Cüneyd-i Bağdâdî, böyle bir aşkınlık haline ulaşmak suretiyle tevbeden murâd edilen asıl gayenin gerçekleşebileceğine vurgu yapmıştır. Böylece Bağdâdî, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in  “günaha dönmekten ateşe atılmaktan korktuğu gibi korkan kişi[xiii] olarak tanımladıkları tevbe kahramanlarını fenâ haliyle donanan kimseler olarak kabul ettiğini izhar etmiş olmaktadır.

Bağdâdî, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in “Vallahi ben günde yetmiş defadan fazla Allah’tan beni bağışlamasını diler, tevbe ederim.”[xiv] hadis-i şerifi kendisine sorulduğunda şu cevabı vermiştir: “Hz. Peygamber (s.a.v.)’in Cenâb-ı Hak ile münasebeti ve yakınlığı her an artmaktaydı. Allah onu bir önceki hâlinden daha yüce bir makama ulaştırdığında önceki bulunduğu hâlden ve perdelenmiş olduğundan dolayı af diliyordu.”[xv] Bağdadî’nin baktığı bu açıdan bakıldığında kişide tevbenin sadece başlangıçta yapılması gereken bir eylem olmayıp sürekli aşılması gereken bir eşik olduğu izlenimi uyanmaktadır. Bir âyet-i kerimede de Allahu Teâlâ, dünyadan hiçbir varlığın Zât’ını tam bir vukûfiyetle takdir edemeyeceklerini bildirmektedir.[xvi] Cüneyd-i Bağdâdî’nin bu çizgisi, âyet-i kerimede dile getirilen duruma da mutabık düşmektedir. Onun kabulüne göre, yükselişimiz, tevbemiz ve seyri sulûkumuz hiç bitmeyen bir yolculuk olmaya ilelebet devam edecektir.

Yukarıda zikredilen hadis-i şeriflere getirdiği yorumlardan da anlaşılacağı üzere Cüneyd-i Bağdâdî, tevbe konusuna tevhid açısından yaklaşmaktadır. Kendi iradesinden sıyrılıp Hakk’ın müşahedesinde yok olmuş kişinin, kendinden ve tevbesinden haberinin olmaması gayet tabiidir. “Bütün farkındalıkların ve iradenin yok olması” demek olan fenâ, Kâbe’yi görmek arzusuyla yanıp tutuşan âşığın ona vâsıl olduğunda ondan başka şeylerle hiçbir alakasının kalmaması gibi Rabb’ine vâsıl olan kişinin de O’nun dışındaki her şeyden hatta kendisinden bile habersiz olması anlamına gelmektedir. Bağdâdî, “Tevhid yaygısı dürülmüşken bizler etrafında konuşmaktayız” şeklindeki sözü ile tevbenin fenâ hâli ile hakikî manada gerçekleşeceği yönündeki fikrini bir defa daha gündeme getirdiğine şahit olmaktayız.

Netice olarak ifade etmemiz gerekirse Bağdâdî, tevbenin sözlük ve terim anlamlarından, âyet-i kerime ve hadis-i şeriflerde dile getirilen değeri, yöntemi ve unsurlarından hareketle tevbeyi bir tevhid eylemi olarak görmüş ve tevhidin zirve noktası olan fenâ hâli ile birlikte değerlendirerek tevbe konusuna dair ideal hedefini izah etmiştir. Ona göre tevbe, nedâmet, azim ve helalleşmek gibi adımların yanı sıra kişinin her türlü kayıttan sıyrılıp Hakk’ın rızasında fânî olması ile elde edilebilecek bir süreci ifade etmektedir. Bağdâdî, tevbeyi bir defalık ve durağan yapıya sahip bir eylem olarak değil tıpkı Hz. Peygamber (s.a.v.) örneğinde olduğu gibi mü’min açısından tevbenin süreklilik arz eden ve kemâl yolculuğunun kilometre taşı olmasından bahsetmiştir. Bu da onun tevbeyi derinlikleri ile fark edip bu konuya gönül dünyası ile bakarak hayatına anlam katma çabasının bir yansıması olarak formülize ettiği tevbe sisteminin ayrıcalıklı halini bizlere gös

[i] İbn Manzur, Lisan’ül-Arab, c.I, s.233; Ragıb el-Isfehânî, Müfredat, s.101; Cürcânî, Ta’rifât, s.72; Ethem Cebecioğlu, Tasavvuf Terimleri ve Deyimleri Sözlüğü, Anka Yayınları, İstanbul, 2004, s.657.

[ii] Serrâc, Lüm’a (İslam Tasavvufu), Tercüme: H. Kamil Yılmaz, Altınoluk Yayınları, İstanbul 1996,  s.43; Kuşeyrî, Tasavvuf İlmine Dâir Kuşeyrî Risâlesi, Hazırlayan: Süleyman Uludağ, s.92.

[iii] Yüksel Göztepe, Tasavvufta Temel Kavramlar “Haller ve Makamlar -Kuşeyrî Örneği-, Cumhuriyet Üniversitesi Yayınları, Sivas 2012, s.246.

[iv] 2/Bakara, 23, 160; 3/Âli İmran, 89, 90, 135, 136; 4/Nisâ, 16, 17, 18, 26, 110 146; 5/Mâide, 39, 40; 6/En’âm, 48, 54; 7/A’râf, 135; 9/Tevbe 104; 16/Nahl, 119; 19/Meryem, 60; 20/Tâhâ, 82, 24/Nûr, 5; 25/Furkan, 70, 71; 28/Kasas, 67; 66/Tahrim; 8.

[v] 24/Nûr, 31.

[vi] 2/Bakara, 222.

[vii] Kuşeyrî, Risâle, s. 92.

[viii] İbn Mâce, Zühd 30; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-kebîr, 10/150.

[ix] Kuşeyrî, Tasavvuf İlmine Dâir Kuşeyrî Risâlesi, s.231.

[x] Kuşeyrî, Tasavvuf İlmine Dâir Kuşeyrî Risâlesi, s.231-232.

[xi] H. Kâmil Yılmaz, Anahatlarıyla Tasavvuf ve Tarikatlar, Ensar Yayınları, İstanbul 2011, s. 161.

[xii] Kuşeyrî, Tasavvuf İlmine Dâir Kuşeyrî Risâlesi, s.190; Kuşeyrî, Risâle, s. 95.

[xiii] Buhârî, İman 9.

[xiv] Müslim, Zikir, 41; Ebû Davud, Vitir, 26.

[xv] Serrâc, el-Lüma, İslâm Tasavvufu, s. 119.

[xvi] 39/Zümer, 67.

Sayfayı Paylaş