TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN SAVAŞ: AYN-I CÂLÛT

TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİREN SAVAŞ: AYN-I CÂLÛT

Ayn-ı Câlût Filistin’de Nablus ile Beysân arasında yer alan küçük bir mevki olup rivayete göre adını Hz. Dâvûd tarafından bir savaş sırasında öldürülen Câlût’tan almıştır. Selâhaddîn-i Eyyûbî (1182-83), Haçlılar’dan aldığı bu yeri, Hittin Savaşı ve Kudüs’ün fethinden önce bölgedeki Haçlı Kontlukları üzerine düzenlediği seferlerde bir üs olarak kullanmıştır. Ayn-ı Câlût’un asıl şöhreti burada cereyan eden savaşlardan kaynaklanmaktadır ki, bunların en önemlisi Memlükler’le Moğollar arasında vuku bulan savaştır.

Moğolların Zulmüne Karşı Kutuz ve Baybars

Hülâgû Han kumandasında Moğolistan’dan çıkan atlılar, teslim olmayı reddeden tüm şehirleri acımasızca harap ettiler. 1258’in Şubat ayında, büyük bir öfkeyle Bağdat’a saldırarak şehrin surlarını yıktılar. 10 Şubat 1258’de Bağdat şehrini istila edip Halife Mustasım Billah’ı idam eden Hülagû’nun komutasındaki Moğol Orduları, bir hafta boyunca insanları katlettiler ve şehri yağmaladılar. 1260’ın Ocak ayında Moğollar Batı’ya doğru ilerlerken Halep de Bağdat’la aynı akıbeti paylaştı. Mart ayında Şam, kapılarını Moğollara açarak teslim oldu. Kısa zaman sonra Moğollar, Filistin’in Nablus ve Gazze şehirlerini de ele geçirdiler. Bunun üzerine Eyyûbîler bir elçiyi Mısır’a gönderip âcil yardım istedi. O sırada Memlük tahtında bulunan el-Melikü’l-Mansûr Ali, Moğol kuvvetlerine karşı koyacak durumda değildi. Emîr Kutuz, ulemânın ve bazı kumandanların da desteğiyle onu azledip el-Melikü’l-Muzaffer unvanıyla tahta çıktı. Suriye’deki şehirleri birer birer istilâ eden Hülâgû Han, Kutuz’a elçiler gönderip onu tehdit etti ve mukavemet etmeden teslim olmasını istedi. Bunun üzerine Kutuz kumandanlarını toplayıp bir durum değerlendirmesi yaptı. Çeşitli ihtimaller üzerinde duruldu ve neticede savaşa karar verildi. Kutuz daha sonra bütün Müslümanları Moğollar’a karşı cihada davet etti ve kumandanlarından Baybars el-Bundukdârî’yi öncü birliğinin başında Gazze’ye sevk etti (1260). Gazze’de bulunan Moğol kuvvetleri kumandanı Ketboğa Noyan’a bildirdi. Ketboğa ona şehri savunmasını ve kendisi yetişinceye kadar direnmesini emretti. Fakat Ketboğa Dımaşk’ta patlak veren bir isyan yüzünden geç kalınca Baybars Moğollar’ı mağlûp ederek oradan uzaklaştırdı. Hülâgû, Moğol büyük hanı Mengü Kaan’ın ölümü münasebetiyle Karakorum’a gittiği için Suriye’deki ordularının başında Ketboğa’yı bırakmıştı.

Ayn-ı Câlût

Kutuz’un Ayn-ı Câlût’a geldiğini duyan Ketboğa öfkesinden “bir alev denizi gibi” köpürdü, Ayn-ı Câlût’a hareket etti. Sultan Kutuz ise Ayn-ı Câlût’ta kumandanlarını toplayıp Moğollar’ın İslâm dünyasında yaptıkları zulüm, yağma ve tahribatı anlatarak onları galeyana getirdi. Onun sözlerinden çok etkilenen kumandanlar canla başla savaşacaklarına ant içtiler. Kutuz; ordusunu ikiye ayırıp bir bölümünü ormanlık sahada pusuya yatırdı, geri kalanını da yine Baybars kumandasında ileri sevk etti. Aralarında Ermeni ve Gürcüler’in de bulunduğu Moğol Ordusu ertesi gün Ayn-ı Câlût’a geldi. Baybars’ın emrindeki Memlük kuvvetlerini gören Ketboğa bütün Memlük Ordusu’nun bundan ibaret olduğunu zannederek hücuma geçti. Sabah güneşin doğuşunu takiben başlayan savaş sırasında Baybars sahte bir ricat hareketiyle pusu kurulan yere kadar geri çekildi. Pusuda bekleyen Memlük kuvvetlerinden habersiz olarak ilerleyen Moğollar her taraftan kuşatıldılar. Bazı birlikler çemberi yarıp kaçmayı başardılar, fakat Ketboğa savaşmaya devam etti. Savaşın bu safhasında kumandayı ele alan Sultan Kutuz da başından miğferi çıkarıp yere attı ve yalın kılıç düşman üzerine saldırdı. Öğleye kadar devam eden savaş sonunda Moğollar Memlüklü Ordusu karşısında ağır bir mağlûbiyete uğradı. Adamlarının kaçma teklifini reddeden Ketboğa ile oğlu esir alındılar ve sultanın emriyle öldürüldüler. (1260). Baybars, Sultan’ın emriyle Moğol birliklerini Beysan’a kadar takip etti. Burada yeniden toparlanıp savaşa giren Moğol Ordusu tekrar mağlûp oldu ve bozgun halinde Fırat kıyılarına kadar kaçtı. Zafer haberi İslâm dünyasında büyük sevinç yarattı. Savaştan sonra Sultan Kutuz, maiyetindekilerle Şam’a gitti ve orada iki gün kaldıktan sonra Mısır’a hareket etti.

Kutuz-Baybars Mücadelesi

Ayn-ı Câlûd Savaşı’nın kazanılmasında büyük yararlılıklar gösteren Baybars, savaşta gösterdiği cesaretli davranışları ve kahramanlığıyla nüfuzunu artırmıştır. Baybars, bir süre sonra savaşta kazandığı başarısından da güç alarak Kutuz’dan savaştan önce kendisine vaat ettiği Halep Naipliğini istemiştir. Kutuz ise Ayn-ı Câlûd Savaşı’nın kazanılmasında büyük paya sahip olan Baybars’ın başarılı bir asker olduğunu görmüş kendisi için tehlike oluşturacağını düşünerek savaştan önce söz vermesine rağmen ona Halep Naipliğini vermemiştir. Halep Naipliğinin kendisine verilmemesiyle başarılarının önemsenmediğini gören Rukneddin Baybars, önce Suriye ve Irak bölgelerinde hâkimiyet kurmuş, ardından Kutuz’u öldürerek (1260) tahta geçmiştir. Baybars, Suriye ve Mısır Sultanlıklarını yeniden birleştirmiştir. Birçok tarihçi onu Memlûk Hanedanı’nın asıl kurucusu olarak görmektedir. Kurduğu yeni devlet, iyi yönetilen ve zengin bir devletti; yaklaşık 250 yıl boyunca, yani 1517’ye kadar varlığını sürdürdü.

Moğollarla Psikolojik/ Stratejik Savaş

Müslüman dünyası Hicri altıncı yüzyılda Haçlı saldırılarını henüz atlatmışken Moğol felaketiyle yaklaşık 30 sene içerisinde Kaşgar’dan Bağdat’a, Konya’ya kadar İslâm beldeleri yakılıp yıkılmış yüz binlerce Müslüman vahşice katledilmişti. Memlük Sultanı Kutuz ve Baybars, Elbistan ve Ayn-ı Câlût Savaşlarında Moğolları yenilgiye uğratarak, Müslüman beldelerini bu felaketten kurtarmışlardır. Makrizi, es-Sülük adlı eserinde Kutuz’un Moğollarla baş etmek için önce halk üzerindeki Moğol korkusuyla mücadele ettiğini söyler.

Moğollar, bir yere saldırdıktan sonra önce orayı yakıp yıkarlar, insanları öldürürler, kadınlara tecavüz ederler ve çocukların dillerini keserlerdi. Özellikle belirli bir topluluğa göre İbn Haldun’un ifadesiyle dokunmazlardı. Bu kişiler genellikle daha önce seçilen ticaret ya da hayvancılıkla uğraşan insanlar olurdu. Moğollar, bu kişilerin yaptıklarını bu insanların görmesini ister, onları korkutarak vücutlarına işkence yaptıktan sonra serbest bırakırlardı. Bu kişiler Batı’ya doğru kaçtıklarında geçtikleri bölgelerdeki halka Moğol zulmünü anlatarak korkuturlardı.

İbn Haldun el-İber adlı eserinde Sultan Kutuz, Moğol saldırılarından kaçan bu grupların Memlük şehirlerine girmesini engelleyerek, halkın söylentilerden etkilenmemesini sağladığını belirtmektedir. Emirlere fermanlar göndererek askerlerin halkın karşısında cenk, cirit oyunları oynamasını istemişti. Camilerde verilen vaaz ve hutbelerde hocaların, Müslümanların kâfirlere galip geldikleri savaşları anlatmasını istemiş, masalcı ve anlatıcıların Moğolların yaptıklarını değil İslâm Ordularının Haçlılara karşı nasıl savaştıklarını anlatmasını istemişti. Kalkaşandi, Subhu’l-A’şa adlı eserinde Kutuz’un Moğollarla savaşa girmeden önce halka ve orduya nasıl moral verdiğini uzunca anlatır. Kutuz, önce Anadolu ve Suriye’de dağınık halde bulunan Moğol kuvvetlerinin üzerine ordular göndererek onları ortadan kaldırdı. Esir olarak getirilenleri halkın gözü önünde öldürterek, Moğol korkusunu gidermeye çalıştı. Baybars ise özellikle öldürülen Moğolların cesetlerini teşhir ederek halkın özgüven duymalarını sağlamıştır.

Sonuç

Ayn-ı Câlût Savaşı tarihin akışını değiştiren en kesin sonuçlu savaşlardan biridir. Moğolistan’dan savaşmak için Batı’ya doğru yola çıkan Moğollar, 43 yıl boyunca ilk defa yenilgiye uğramışlardı. Asker sayısı nispeten az olsa da, Ayn-ı Câlût Savaşı tarihteki en önemli savaşlardan biri olarak kabul edilir. Bu savaşın sonucunda Müslümanlar yok olmaktan kurtulmuş, Moğolların yenilmez olduğu fikri çürütülmüş ve Memlükler de kaybettikleri toprakları geri alabilmişlerdir. Moğollar, Suriye ve Filistin’e birkaç kez daha geri döndüler ancak bir daha Mısır’ı tehdit edemediler. Hulâgû’nun soyu İran’a yerleşti ve İslâm dinini kabul etti. Bu topraklarda yaşayan halk İlhanlı Devleti olarak tanınmaya başlandı. Ayn-ı Câlût mahallî bir zafer değil bütün İslâm dünyasının büyük bir başarısıdır. Bu zaferle Suriye ve Mısır’dan başka Mağrib hatta bütün Batı Avrupa Moğol istilâsından kurtarılmıştır. Zira Moğollar, Müslümanların Doğu’daki son kalesi Mısır’ı ele geçirmiş olsalardı Mağrib’i de kolaylıkla zaptedebilir ve oradan İspanya’ya geçerek bütün Batı Avrupa’yı istilâ edebilirlerdi. Fırsat kollayan Haçlılar da onlarla iş birliği yaparak İslâm dünyasını korkunç bir âkıbete sürükleyebilirlerdi.

Ayn-ı Câlût Savaşı sayesinde Memlükler Suriye ve Mısır’daki hâkimiyetlerini sağlamlaştırarak Eyyûbî nüfuzuna son verdiler. Moğol İstilâsı karşısında o güne kadar daima pasif kalan ve savunmaya çekilen İslâm âlemi bu savaşla ilk defa müdafaa siyasetini bırakıp hücuma geçti ve Moğollar’ın yenilmezliği imajını sildi. Bu zaferle Memlükler büyük itibar kazandılar, Osmanlıların yükselme devrine kadar İslâm âleminin hâmisi ve en büyük devleti olarak kabul edildiler.

Kaynakça

Ali Aktan, “Sultan Kutuz ve Aynu-Câlut Zaferi”, EAÜİFD, 1991.
Esat Çağlar, Dünya Bülteni / Tarih Servisi http://www.dunyabulteni.net/haber/134706/memluklar-mogollari-psikolojik-savasla-durdurmus
İbn Kesîr, El – Bidaye ve’n Nihaye, ( Çeviren: Mehmet Keskin) İstanbul 2004.
Kâzım Yaşar Kopraman, “Memlükler”, Doğuştan Günümüze Büyük İslâm Tarihi, İstanbul 1987.
Kerimuddin Mahmut Aksarâyî, Müsâmeretü’l – Ahbâr, ( Çeviren: Mürsel Öztürk) Ankara 2000.
Şehâbeddin Tekindağ, “Kutuz” Maddesi, İA

Sayfayı Paylaş