SİYASÎ DEHA: NİZÂMÜLMÜLK VE SİYASETNAME

245 Dergi-42

Nizâmü’l-Mülk, 10 Nisan 1018’de Horasan’ın Tûs şehrine bağlı Radkan köyünde doğdu. Babası Ali bin İshak’tır. Annesini henüz bebekken kaybeden Nizâmü’l-Mülk’ün eğitimiyle babası ilgilendi. Küçükken Kur’an ve hadis eğitimi aldı. Devrin meşhur âlim, edip ve şairlerinin sohbet meclislerine ve derslerine katılıp ileri bir seviyeye ulaştı. Babasıyla beraber Gazneliler’in Horasan valisi Ebü’l-Fazl Sûrî’nin yanında görev alan Nizâmü’l-Mülk, Dandanakan Savaşı’nın ardından babası ile birlikte Tûs’tan Hüsrevcird’e, oradan Gazne’ye gitti. Horasan tamamen Selçuklular’ın eline geçince baba oğul Selçuklular’ın hizmetine girdi. Nizâmü’l-Mülk, bir süre Sultan Alparslan’ın veziri Ebu Ali Ahmed bin Şâdân tarafından idarî hizmetlerde görevlendirildi, daha sonra onunla geçinemeyip Çağrı Bey’in yanına Merv’e gitti ve kendisinden büyük ilgi ve yakınlık gördü.

Sultan Alparslan’ın Veziri Olması

Nizâmü’l-Mülk, Çağrı Bey’in 1059 yılında ölümünün ardından Tuğrul Bey Dönemi’nde Horasan’ı yönetti. Alparslan’ın, kardeşi Süleyman ile giriştiği taht kavgası sırasında Alparslan’ın yanında yer aldı. İdarî ve siyasî kabiliyetleriyle onun dikkatini çekti. Alparslan tahta geçtikten bir ay sonra 1063’de vezir olarak Nizâmü’l-Mülk’ü tayin etti, çok başarılı oldu, Selçuklu’ya güzel hizmetlerde bulundu. İsabetli kararlar aldı ve hayatiyete geçirdi. Sultan Melikşah’ın rakiplerini bertaraf ederek tahta geçmesinde büyük hizmetleri oldu. Sultan Melikşah zamanında Büyük Selçuklu Devleti için ciddi bir tehlike teşkil eden Hasan Sabbah ve adamlarıyla mücadeleyi bir devlet politikası hâline getirdi.

Devlet İdaresindeki Entrikalarla Mücadelesi

Uzun süren vezirliği sırasında devlet yönetimine tam anlamıyla hâkim olmasından rahatsız olan bazı devlet adamları Nizâmü’l-Mülk’ün idarî tasarruflarını, evlat ve kölelerinin önemli mevkileri ele geçirmelerini bahane ederek onu Sultan’a şikâyet ettiler. Sultan Melikşah bu şikâyetler üzerine Nizâmü’l-Mülk’ü huzuruna çağırıp dinledi. Her defasında onu haklı bularak yetkilerini arttırdı ve şikâyetçileri ağır cezalara çarptırdı. Şikâyetlerden bir sonuç alınamadığını gören Terken Hatun ile veziri Tâcülmülk, Müstevfî Mecdülmülk ile Ârızu’l-ceyş Sedîdülmülk’ün desteğini sağladıktan sonra, açık bir şekilde Nizâmü’l-Mülk aleyhine konuşmaya başladılar. Oğlu Mahmud’u veliaht tayin ettirmek isteyen ve bu hususta Nizâmü’l-Mülk’ü yegâne engel gören Terken Hatun, Nizâmü’l-Mülk’ü gözden düşürmek için Sultan’ı etkilemeye çalıştı. Vezir Nizâmü’l-Mülk’ün en büyük düşmanı şüphesiz Hasan Sabbah isimli sapkındır, amacı ehl-i sünnet akidesini bozmak ve ilayi kelimetullah düşüncesini dünyaya yaymak isteyen devlet adamları, komutanları ve âlimleri yok etmektir. Dolayısıyla Hasan Sabbah, büyük vezir Nizâmü’l-Mülk’ü hep baş düşmanı bilmiştir.

Nizâmü’l-Mülk’ün muhalifleri onun evladının ve adamlarının devlet içinde devlet hâline geldiklerini, halkın bunlardan rahatsız olduğunu bildirip Melikşah ile Nizâmü’l-Mülk’ün arasını açmaya çalıştılar. Bunun üzerine Sultan Nizâmü’l-Mülk’e haber göndererek yetkilerini aştığını ve hükümdarlıkta ortağı hâline geldiğini bildirip kendisini vezirlikten azletmekle tehdit etti. O güne kadar bilgece sözlerle Sultan Melikşah’ı sakinleştiren Nizâmü’l-Mülk bu defa sert bir üslûpla, yaptığı iyilikleri ve idarî hizmetleri Sultan’a hatırlatıp uyarıda bulundu. Melikşah bu gerginliğe rağmen onu görevden almadı. Bir Selçuklu Bey’i, Sultan Melikşah’a “Nizâmü’l-Mülk her yıl fakirlere, âlimlere 300 bin dinar veriyor, eğer bu para orduya tahsis edilse İstanbul’u bile fethetmek mümkündür.” demişti. Bu hususu kendisine hatırlatan Sultan’a Nizâmü’l-Mülk’ün verdiği cevap takdire şayandır: “Öyle bir ordu donatıyorum ki Ey Sultan-ı Âlem! Allahu Teâlâ sana ve bana hiç kimseye nasip olmayan lütuf ve ihsanda bulunmuştur. Buna karşılık, sen Allah’ın dinini yükseltmeye çalışan, onun aziz kitabını hâmil bulunan kimselere yılda 300 bin dinar sarf etsen çok mudur? Sen her yıl askere bunun iki mislini harcıyorsun. Hâlbuki onlardan en kuvvetlisi ve en nişancısının attığı ok bir milden ileri gitmez. Ellerindeki kılıçlarla yalnız yakınlarında bulunan kimseleri öldürebilirler. Ben ise sarf ettiğim bu para ile öyle bir ordu donatıyorum ki onların duaları ta arşa kadar gider ve Allah’a vasıl olmalarına hiç bir engel yoktur.”

Nizâmü’l-Mülk’ün Şehadeti

Sultan Melikşah, Vezir Nizâmü’l-Mülk, Tacü’l-Mülk, Terken Hatun beraberce Bağdad’a giderlerken, Nihavend yakınlarında konaklamışlardı. Hasan Sabbah’ın adamlarından “Ebû Tahir” adında bir cani, Müslüman kıyafetinde, elinde bir dilekçe olduğu hâlde iftar vakti otağına gitmekte olan Nizâmü’l-Mülk’e yaklaştı ve elindeki dilekçeyi takdim etti. Cani ansızın hançerini, kâğıdı okumakla meşgul olan Nizâmü’l-Mülk’ün göğsüne sapladı. 14 Ekim 1092’de şehid edildi. Cenazesi İsfahan’a götürülerek buradaki türbesine defnedildi. Nizâmü’l-Mülk’ün öldürülmesi halkı ve askerleri galeyana getirdi, bunun üzerine bizzat Sultan Melikşah ordugâhta dolaşarak askeri teskin etmek zorunda kaldı. Birçok şair onun için mersiye kaleme aldı. Bâtınîler’in öldürdüğü ilk devlet adamı olarak kabul edilen Nizâmü’l-Mülk’ün ölümünden otuz beş gün sonra 19 Kasım 1092’de Sultan Melikşah vefat etti.

Siyasetname

Sultan Melikşah’ın devlet yönetimi hakkında kapsamlı bir rapor istemesi üzerine yazılan Siyasetname, Nizamü’l-Mülk’ün devlet adamı olarak deneyimlerini aktardığı bir el kitabı olmasının yanı sıra, edebi değeriyle de yüzyıllardır dikkati çeken bir eserdir. Bu yapıt, sadece onun fikirlerini anlamak için değil, aynı zamanda döneminin özelliklerini de yansıtması itibariyle hâlâ tarihçiler ve siyaset bilimciler için önemli bir kaynaktır. Orijinal dili Farsça olup, 51 bölümden oluşmaktadır.

Kitabın Özeti

Nizâmü’l-Mülk yönetimin gerekliliği konusunda, Siyasetname’nin daha birinci bölümüne başlarken devletin gerekliliği ve padişahın konumu hakkında şu tespitlerde bulunmaktadır: “Allah her asır ve zamanda halkın içinden birini seçerek onu padişahlık sanatlarıyla övülmüş ve süslenmiş kılar. Dünya işlerinden ve kullarının huzurundan onu sorumlu kılar; fesat, karışıklık ve fitneyi ortadan kaldırır. Onun haşmet ve heybetini insanların gönüllerinde ve gözlerinde genişletince, ondan emin olarak devletin devamını isterler.” Bu bağlamda, Nizamü’l-Mülk’e göre yönetim, Allah tarafından yöneticiye verilen ve her dönem için gerekli olan bir olgudur.

Siyasetname, hem nasihat, hem hikmet, hem destan, hem peygamber sözleri, hem peygamber kıssası, hem geçmiş adil padişahların maceralarıdır. Bizden evvelkilerden haber verirken kalanlardan meyveler devşirir. Uzun olmasına uzun, lakin özlüdür ve adil hükümdarlara yaraşır yazılmıştır. Nizamü’l-Mülk devlet teşkilatında idarî, malî ve askerî alanlarda aldığı tedbirler ve düzenlemeler sayesinde Büyük Selçuklu Devleti’ni ortaçağın en sağlam teşkilatlı devleti hâline getirdiği gibi yaptığı çok önemli değişikliklerle Selçuklu Devleti’nin diğer Türk devletlerine model olmasını sağlamıştır.

Nizâmü’l-Mülk’ten Yöneticilere Sekiz Önemli Uyarı

1- Kamu gücünü kullananların her yaptığı kayıt altında olmalıdır. Devlet işlerinde vazife yapanlar, başkalarının hakkına çok kolay ulaşabildikleri, bütün gücü kendilerinde gördükleri için, yaptıkları her iş kayıt altında olmak zorundadır. Devletin vazifelendirdiği birisi, mazlumun, yetim ve fukaranın hakkını yerse, vay o devletin hâline!

2- Üst yöneticilerde Allah’ı bilen ve O’ndan korkan kimselerden olmalı. Allah’ı bilen ve O’ndan korkanlar haram yiyemez, zulmedemez, ihanet edemez ve adaletsizlik yapamazlar. Çünkü hesap gününe inanırlar. Devlet işlerinde vazife yapanlar, iyi ya da kötü olabilirler. Halk, iyileri hayırla anarken kötüleri nefretle yâd eder. Sevilen bir devlet adamı olmak varken, arkasından kin duyulan biri olmak akıllı kimsenin yapacağı iş değildir. Zira makam mevki geçicidir, kalıcı olan insanlık ve hayırseverliktir.

Devlet adamı zulmetmemeli, zulmetmiyorsa bile vazifelendirdiği adamların zulmedip etmediğini bilmelidir. Yoksa mazlumların ettiği ah, eninde sonunda dönüp kendisini bulacaktır. Zira yönetici inkâr ve küfürle ayakta kalabilirse de zulümle ayakta kalamaz. İdareci idare ettiklerine asla zulmetmemeli, adil olmalıdır.

3- Kamu görevine alınmada liyakat esas alınmalıdır. Herkes liyakatine göre değerlendirilmelidir. Kişide aranması gereken şey mal-mülk değil hünerdir. Soyu sopu belli olan kimseler varken devlet vazifesine ne idüğü belirsiz olanlara verilmemelidir. Devletin bekası için, ehil olmayan kimselere iş buyurulmamalıdır.

4- Bir kişiye birden fazla iş yüklenmemelidir. Bir kişiye birden fazla iş yükleyip, onlarca kişiyi işsiz bırakmak akıl kârı değildir. Devlet adamı bunun dengesini gözettiği sürece iyi bir devlet adamıdır.

5- Yöneticiler merhametli olmalı yetişmiş insanları kolayca harcamamalıdır. Merhamet son derece güzel bir haslettir. İnsanoğlu yeri geldiği zaman merhametli olmayı da bilmelidir. Acıma duygusu Allah korkusuyla birleşince, adaletli bir devlet adamı ortaya çıkacaktır. Tarih kitapları, taş kalpli nice devlet adamının kalıcı olmadığını ısrarla yazarken bu gerçeğe işaret etmektedir.

Yönetici yetişmiş insanları kolayca harcamamalı ama yaptıkları hatayı tekrarlamalarına da izin vermemelidir. Yöneticiler yapacağı her işte Allah’ın rızasını gözetmeli onun emrine boyun eğerek yoluna ve kuluna hizmet etmelidirler.

6- Yöneticiler yaptıkları işlerde gafil olmamalıdır. Yönetici hiçbir zaman memurlarının durumundan gafil olmamalı devamlı kontrol etmeli, zulüm ve hıyanet zuhur ederse memuriyetten derhal almalıdır. Yönetici büyük bir işe bir memur tayin ettiğinde peşini bırakmamalı onun ardından mutlaka bir müfettiş göndermelidir.

7- Yöneticiler canını sıksa da ehliyle istişare etmelidir. İdareciler, devlet işlerini ehline danışarak yürütmeli, kendi başına iş görmemeli herkesin zıt da olsa fikrini açıkça ortaya koymalarını sağlamalıdır. Unutulmamalıdır ki, bu dünya hükümdarların amel defteridir iyi olurlarsa iyilikle, kötü olurlarsa kötülükle nefretle anılırlar.

8- Yöneticiler israftan sakınmalıdır. Yöneticiler zevkü sefadan uzak durmalı ve devlet kaynaklarını kullanırken kılı kırk yarmalıdır. Zira yönetilenler sayısınca kişinin bu kaynakta hakkı olduğu bilinmeli ve emanete ona göre sahip çıkılmalıdır.

Bibliyografya

Abdülkerim Özaydın, “ Selçuklular” DİA.

Erdoğan Merçil, Büyük Selçuklu Devleti, İstanbul 2020.

İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İstanbul 2014.

İbrahim Kafesoğlu, Selçuklular ve Selçuklu Tarihi Üzerine Araştırmalar, İstanbul 2018.

Nizamül Mülk, Siyasetname, (Çev: Nurettin Bayrutlugil), 2017 İstanbul.

Nizamül Mülk, Siyasetname, (Çev: Mehmet Kanar), 2020 İstanbul.

Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk-İslâm Medeniyeti, İstanbul 2020.

Sadık Dana, İslam Kahramanları, 2000 İstanbul.

Sayfayı Paylaş