Saltanatı İlkler ve Talihsizliklerle Geçen Sultan I. Mustafa

somuncubaba-221-10ilkler_talihsizlikler_1mustafa

1591 yılında Manisa’da dünyaya geldi. Babası III. Mehmed, annesi ise muhtemelen Handan veya Halime Sultan’dı. Padişah I. Ahmed’in de kardeşiydi. Çocukluğu Topkapı Sarayı’nda geçti. Ağabeyi Ahmed ve diğer kardeşleriyle birlikte büyüdü. Diğer şehzadelerle beraber devrin ünlü hocalarından dersler aldı.
14 Yıl Süren Şehzadelik
Eğitimine daha yeni başlamıştı ki, ağabeyi Ahmed’in, babasının ani vefatı üzerine padişah olduğu haberini aldı. Henüz 12 yaşındaydı. Bundan sonraki hayatı, sarayın Şimşirlik/Kafes denilen özel odasında geçti. Sürekli kontrol ve gözaltındaydı. Yanında sadece yardımcıları vardı. Gençlik ve şehzadelik dönemi, çocukluğuna nazaran biraz zahmetli geçti.
Özel odadaki hayatı tam 14 yıl sürdü. Dindar, manevî duyguları ve hasletleri güçlü bir şehzadeydi. Bu süreyi ibadet ederek, Kur’an-ı Kerim ve dinî eserler okuyarak geçirdi. Dinî anlamda kendisini yetiştirdi, manen derinleşti ve olgunlaştı. Yaşadığı ruhî huzur ve tatmin, onu biraz olsun rahatlatıyordu. Hz. Yusuf (a.s.), Mısır’da atıldığı zindanı bir eğitim yuvasına nasıl çevirmişse, Şehzade Mustafa da Topkapı’yı öyle yaptı. Böylece eksik kalan eğitimini, kendi kendine burada tamamladı. Ağabeyi I. Ahmed’in vefat edip tahttan inmesiyle, hayatındaki sıkıntılı dönem sona erdi.
Kısa Süren Beklenmedik 1. Padişahlık
Şehzade Mustafa, Şimşirlik’te yaşarken aklında padişah olmak yoktu. Çünkü padişahlık, babadan oğula geçiyordu ve ağabeyi I. Ahmed’in tahtı bırakabileceği yeterince oğlu vardı. Bu yüzden, padişah olmaktan uzak bir hayat yaşıyordu. Devlet ve memleket meseleleri ile pek ilgilenmiyordu. Fakat ağabeyi vefat edince, Darüssaade Ağası Mustafa Ağa, Şeyhülislam Hocazade Esad Efendi ve Kaymakam Sofu Mehmed Paşa, diğer ileri gelenleri de ikna ederek, geçerli veraset usulünün dışına çıkıp onu padişah yaptılar. Tahta çıkarılmak üzere alınmaya gidildiğinde, rahlenin üzerinde duran Kur’an’ın huzurunda kemâli edeple oturup tilavet eylediği görüldü. Tarih, 22 Kasım 1617 idi. Osmanlı tarihinde ilk defa padişahlığın babadan oğula geçmesi geleneği terk edildi. Şehzade Mustafa, kendini beklemediği bir anda tahtta buldu. Hiç istekli ve hazır değildi.
Tahta çıkmasıyla birlikte Osmanlı Devleti’nde ardı arkası kesilmeyen türlü karışıklıklar patlak verdi. Padişahın acemiliğinden faydalanıp, devlet üzerindeki güç ve etkilerini artırmak isteyen saray mensupları ve yeniçeri ağaları, onu baskı altına alıp yönlendirmeye çalıştılar. Padişah bunlarla baş edemedi. İdarede bir güç, varlık ve hâkimiyet sergileyemedi. Ciddi bir yönetim boşluğu ortaya çıktı. Fakat Osmanlı Devleti gibi bir devlette bu zaaf kabul edilemezdi. Büyük felâketlere, kayıplara ve istenmeyen sonuçlara yol açabilirdi. Sonunda şeyhülislâmın verdiği fetva ile Padişah’ın ülkeyi yönetemeyeceği, devletin selâmet ve geleceği açısından tahttan uzaklaştırılması gerektiği karara bağlandı. Bu ilk padişahlık dönemi, ancak 96 gün sürdü. Yerine I. Ahmed’in oğlu, kendisinin de yeğeni olan Şehzade (Genç) Osman getirildi.
Havuzdaki Balıklara Altın Attı mı?
Özellikle bazı yabancı tarihçiler, kendisinin “deli” olduğunu iddia etmişlerdir. Buna gösterdikleri en kuvvetli delil ise sarayın havuzundaki balıklara sık sık altın para attığı olmuştur. Olay doğru olmakla birlikte, göründüğü gibi değildir. Perde arkası şöyledir: Balıklara altın atmadaki asıl amacı, havuzu temizleyen saray hizmetkârlarının paraları almasını sağlamaktır. Muhtaç durumda olan saray hizmetkârlarına, onları utandırmadan sadaka verebilmenin bir formülü olarak bu yolu bulmuştur. İslâm dinine göre sadaka gibi hayır işleri, yardıma muhtaç kişiyi incitmeden ve utandırmadan gizlice yapılmalıdır.
İşte kimi yerli-yabancı tarihçilerin tam anlayamadığı veya yanlış anladığı nokta da budur. Bu davranışından ötürü Padişah’ı, “deli” değil, “velî” olarak nitelendirmek belki daha münasiptir. Şehzadeliği zamanındaki sıkıntılı hayatından ötürü biraz aşırıya kaçacak ölçüde sinirleri yıpranmıştı; ama delirecek seviyeye erişmemişti. Dolayısıyla yukarıdaki olay, onun deli değil, tam aksine dinine bağlı, hassasiyet sahibi bir padişah olduğuna delil sayılabilir.
İnanılmaz Bir Olay
Onun cezbeli, “derviş-meşreb” bir velî olabileceğini ispatlayan ilginç, bir o kadar da hayretengiz bir başka olay şu şekilde rivayet edilmiştir:
Bir gün padişah, bostancıbaşıyı yanına çağırdı. İlerdeki bir tümseği işaret ederek şöyle dedi:
– Şu tümseği kaz. Altında canlı bir kuzu bulacaksın! Kuzuyu al, bana getir!
Bostancıbaşı çok şaşırdı. Bir anlam veremedi. Padişahın aklından bir an şüphe etti.
Fakat Padişah emrinde ısrar etti:
– Bre tümseği kaz dedik, duymaz mısın? Niçin emrimizi yerine getirmezsin?
Bostancıbaşının başka çaresi yoktu. Mecburen kazdı. Tümseği kazınca gördüğü tablo karşısında şaşırıp kaldı. Şaşkınlıktan küçük dilini yutacak gibi oldu.
Hakikaten de Padişah’ın dediği doğruydu. Toprağın altından nazlı nazlı bakan küçük bir kuzu çıktı. Üstelik canlıydı.
Bostancıbaşı hemen kuzuyu çukurdan çıkardı. Sevinç ve hayretle karışık hislerle kuzuyu Padişah’a götürdü.
Padişah, kuzuyu bir süre okşadı. Sonra tekrar bostancıbaşıya verdi. Sonra da şöyle dedi:
– Al bunu besle!
Bunun dışında, Padişah’ın, ikinci saltanat dönemine denk gelen Ramazan ayının son Cuma namazında, Cerrah Mehmed Paşa Camii vaizi İbrahim Efendi, vaazında Padişah’ın bir köşeye çekilerek ağladığını, kimseye bir şey söylemediğini; rüyasında Sultan II. Osman’ı yüksek bir makamda gördüğünü belirterek, kendisine dua edilmesini söyleyince, herkes Padişah’ın velî olduğuna kanaat getirmişti. Ayrıca Padişah’ın, 9 Ağustos 1622’deki bayramlaşma töreni sırasında tahtında oturmayıp ayakta durması dahi, Raşit Halifelerin âdetini ihya ettiği gerekçesiyle övülmüştü.
2. Padişahlık ve Kaynayan İstanbul
Padişah, II. Osman’ın yeniçeriler tarafından tutuklanıp Yedikule Zindanları’na hapsedilmesi üzerine 20 Mayıs 1622’de ikinci defa tahta çıkarıldı. Bir gün sonra da Genç Osman’ın acımasız biçimde katledildiği haberi duyuldu. İkinci saltanatı, tamamen Genç Osman hadisesinin gölgesinde geçti. İstanbul yeniden çalkalanmaya başladı. Halk hem olayları şaşkınlık, korku ve dehşetle izliyor, hem de genç padişahın başına gelenlere içten içe üzülüyor, gözyaşı döküyordu.
Yeniçeriler ve sipahiler, yaptıkları yanlışın farkına varmışlar; ama iş işten geçmişti. Genç Osman’ın öldürülmesinden sorumlu tuttukları Sadrazam Kara Davut Paşa’nın konağına gittiler ve “Sultan Osman’ı niçin katlettin? Sana emanet vermiştik. Neden emanete ihanet ettin? Halk içine çıkamaz olduk.” diyerek ona çıkıştılar. Ama herkes, yeniçeri ve sipahileri, Sultan Osman’ın katili olarak görüyordu. Halkın gözünden iyice düştüler. Sonunda baskılara dayanamayan Kara Davut Paşa istifa etmek zorunda kaldı. Ancak İstanbul’daki karışıklıkların arkası kesilmedi. Padişah, bunların önüne geçemiyor, otoriteyi sağlayıp dizginleri eline alamıyordu.
Tahta Çıkmasıyla İnmesi Bir Oldu
Genç Osman’ın öldürülmesine tepki olarak ortaya çıkan isyanlar İstanbul’la sınırlı kalmadı; Anadolu’ya da taştı. Mesela Erzurum Beylerbeyi Abaza Mehmed Paşa, Sultan Osman’ın öldürülmesinin intikamını almak düşüncesiyle ayaklandı ve eyaletindeki bir kısım yeniçerileri öldürttü. Bu hadise, İstanbul’u fena halde karıştırdı, adeta kıyamet koptu. Yeniçeri ve sipahiler tekrar ayaklandılar. Sonunda Divanı Hümayundan, Sultan Osman’ın ölümünden sorumlu tutulanların idam edilmesi kararı çıktı. Önce Cebecibaşı, ardından Sadrazam Kara Davut, 1623 yılı Ocak ayında idam edildi.
Bu da İstanbul’da huzur ve güvenliği sağlamaya yetmedi. Yeniçeriler ve sipahiler söz dinlememeye, olay çıkarmaya devam ediyorlardı. Padişah düzeni sağlamada, gerekli otoriteyi kurmakta zorluk çekiyordu. Nihayet yaşanan karışıklıkların faturalarından birisi de padişaha kesildi. Sadrazam Kemankeş Ali Paşa’nın evinde toplanan devlet adamları, padişahın devleti yönetemediği, karışıklıkları önleyemediği ve hâkimiyet tesis edemediğine hükmettiler. Yerine Şehzade (IV.) Murad’ın padişah yapılmasını kararlaştırdılar. Yeniçeriler, sipahiler ve Anadolu beyleri de bunu istiyordu. Belki böylece emniyet sağlanacak, süre giden karışıklıklar önlenebilecekti. Bu son çareydi. Yine şeyhülislâmın verdiği fetva ile Sultan Mustafa ikinci defa tahttan indirildi. Takvimler, 10 Eylül 1623’ü gösteriyordu. Bu seferki padişahlığı 1 yıl 3 ay 22 gün sürdü.
Vefatı, Kişiliği ve İlginç Özellikleri
Tahttan ikinci kez indirildikten sonra ne yazık ki, ikinci defa Şimşirlik’e kapatıldı. 20 Ocak 1639’da “ecel-i tabiî” ile vefat edeceği ana kadar yaklaşık 16 yıl daha burada kaldı. Cenazesi, Ayasofya Camii’nin avlusuna gömüldü.
Kişiliğinin en güçlü ve dikkat çeken özelliği, dinî hisleri kuvvetli, manevî değerlere bağlı bir padişah olmasıydı. Yukarıda aktardığımız olaylar, manevî tabiatının ne denli güçlü olduğu hakkında fikir vermektedir. Sık sık tekkeleri ve din büyüklerinin türbelerini ziyaret ederdi. Âlimlere hürmet eder, dualarını almayı ihmal etmezdi. Sinirli-gergin bir mizaca ve aklî melekelerinde kısmen zayıflığa sahip olmakla beraber, aklî-ruhî dengesini tamamen kaybedecek kadar “mecnun” sayılmazdı. Şehzadelikleri zamanındaki sıkıntılı dönemler/hadiseler, bilhassa II. Osman’ın feci şekilde öldürülmesi, buna yol açmıştı.
İki defa Osmanlı tahtına çıkmasına rağmen, tam manasıyla hükümdarlık etme fırsatı bulamadı. Hatta saltanatta gözü yoktu bile denebilir. İkinci hal’inde en küçük bir memnuniyetsizlik göstermeden, tahttan sevinçle feragat etmesiyle bunu ispatlamıştı. İdarede yeterince maharet, ehliyet ve dirayet sergileyemedi. Hem padişahlığa hazırlıksız olması, hem saltanat zamanlarının iç karışıklıkların yoğun olduğu bunalımlı bir devre rastlaması, hem de saray kadınlarının, yeniçeri ağalarının ve kimi muhteris devlet adamlarının yönetime müdahale edip, onu etkilemeye ve yönlendirmeye çalışmaları bunun başlıca sebepleriydi. Sözün özü, Osmanlı padişahlarının en talihsizlerinden biri olarak tarihe geçti.

Kaynakça
Hüseyin Tûgī, Musîbetname, Hazırlayan: Nezihi Aykut, (Doçentlik Tezi, 1988), İÜ Ed. Fak.; Peçevî, Peçevî Tarihi, c.2, Ankara, 1992; Kâtib Çelebi, Fezleke I-II, Hazırlayan: Bekir Kütükoğlu, İstanbul, 1974; Solakzâde, Solakzâde Tarihi, c.2, Ankara, 1989; Naîmâ, Naîmâ Tarihi, c.2, Ankara, 2009; Hammer, Osmanlı Devleti Tarihi, c.8, İstanbul, 1984; İ. Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c.3, İstanbul, 1972; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.3, k.1, Ankara, 1988; Münir Aktepe, “Mustafa I”, İA, c.8, İstanbul, 1978; Feridun Emecen, “Mustafa I”, DİA, c.31, İstanbul, 2006; Ahmet Şimşirgil, Kayı, c.6, İstanbul, 2017.

Sayfayı Paylaş