Malkoçoğulları: Tarihin Derinliklerinde Bulunan Kahramanlar

Malkoçoğlu ailesi Osmanlı Devleti’nde Yıldırım Bâyezîd, Fatih Sultan Mehmed, Sultan II. Bâyezîd, Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman zamanlarında yaşamıştır. Osmanlı Dönemi’nde padişahlar genellikle ordunun başında savaşlara katılırdı. Düşmana karşı yürüyen ordunun önünde, öncü/akıncı birlikleri bulunurdu. Bu birlikler düşmanla ilk vuruşmaya girer, kaleleri fetheder, orduya yol açardı. Bu birliklerin çok önemli hizmet ve kahramanlıkları bulunmaktadır.
Yıldırım Bâyezîd Han, Avrupa Devletlerinin oluşturduğu yüz bin kişilik Haçlı Ordusu karşısında, altmış bin kişilik Türk Ordusu’na kumanda ederek yaptığı Niğbolu Meydan Savaşı’nı, 25 Eylül 1396 tarihinde kazanmıştı. Bu savaşta, Türk cephesinin sol kanadında, akıncı Malkoçoğlu ailesinin atası, kumandan Malkoç Bey, büyük kahramanlıklar gösterip Padişah Yıldırım Bâyezîd’in takdirlerini almıştı. Bulgaristan’ın Gabrova ilinin Drayanavo ilçesine bağlı Malkoçova/Bourya köyünde, akıncı kumandan Malkoç Bey’in türbesi bulunmaktadır. Bu köyde bugün çoğunlukla Türk aileleri yaşamaktadır.
Akıncı Malkoçoğlu kumandanları daha sonra, Fatih Sultan Mehmet, 2. Bâyezîd, Yavuz Sultan Selim ve Kanûnî Sultan Süleyman’ın ordularında da görev alarak destanlar yazmışlardır. 1475 yılında ise Fatih Sultan Mehmet, Macaristan’ın Sezerem/Sirem Ovası’na bir akın düzenler. Semendere hudut bölgesinde bulunan akıncı kumandanı Malkoçoğlu Bâli Bey, padişahın buyruğu üzerine hücuma geçip Macarlar’ı mağlup ederek zengin ovaya sahip olur.
Bâli Bey’in bu başarısından dolayı Alacahisar Sancağı’nın yönetimi ek olarak kendisine verilir. 1479 yılında da Fatih Sultan Mehmet’in Erdel’e yaptığı akında Malkoçoğlu Bali Bey yine kumandanlar arasında bulunuyordu. Bu savaşta 3-4 kumandan ve binlerce asker şehit olur. Ancak Bâli Bey kurtulmayı başarır. Osmanlı Devleti’ne kendisi ve ailesi pek çok hizmetlerde bulunmuştur.
Malkoçoğlu Bâli Bey
Bâli Bey Lehistan seferini tamamlamış, gözcülerini ileri gönderdikten sonra Silistre’ye doğru yola çıkmıştır. Bölgeyi tarayarak Dinyester Nehri’ne ulaşan gözcüler köprünün yıkılmış olduğunu görünce geri döndüler. Bâli Bey, maiyetindeki akıncı beylerinden Hasan Bey’i yıkılan köprünün yerine yeni bir köprü kurmakla görevlendirdi. Hasan Bey ve adamları bin bir zorlukla nehrin üzerine yeni bir köprü kurmayı başardılar ve akıncıları karşı kıyıya geçirdiler. Dinyester Nehri’ni geçen akıncıları suyun öte yakasında bir sürpriz bekliyordu. Lehistan Kralı Jan Albert’in askerleri akıncıların geçmek zorunda kalacağı dar vadide pusuya yatmışlar, Bâli Bey ve savaşçılarının dönüş yolunu kapatmışlardı. Bâli Bey’in uyanık öncüleri tuzağı fark ettiler. Dar vadide iki gün iki gece boyunca çok çetin çarpışmalar oldu. Neticede akıncılar bilek gücüyle pusuyu kırdılar ve vadiyi Lehistan askerlerinden temizleyerek yollarına devam ettiler, Akkirman yoluyla Osmanlı topraklarına geri döndüler.
Malkoçoğlu Ailesinin Osmanlı’ya Hizmeti
Kırım Hanı Mengli Giray’ın, yeniçerilerin ve Rumeli fatihi Türk akıncılarının desteği ile Şehzade Selim, 1512 yılı nisan ayında babasını tahtından indirdi ve Osmanlı padişahı oldu. Şehzade Ahmed, kardeşi Selim’in, bir oldubitti ile Osmanlı tahtını ele geçirmesini hazmedemedi ve o da Konya’da padişahlığını ilan etti. İki başlılığa son vermek isteyen Sultan Selim, kardeşinin üzerine efsane akıncı komutanı Malkoçoğlu Bâli Bey’in oğlu Ali Bey’i gönderdi.
Malkoçoğlu Ali Bey’in Konya’ya yürüdüğünü öğrenen Şehzade Ahmed iki oğlunu, yardım istemek üzere Şah İsmail’e gönderdi. Malkoçoğlu Ali Bey ve tecrübeli savaşçılarıyla başa çıkamayacağını bilen Şehzade Ahmed, Konya’yı terk edip Malatya’ya çekildi. Zorlu uğraşlardan sonra Sultan Selim kardeşlerini ortadan kaldırdı ve Osmanlı Devleti’ndeki kargaşayı bitirdi. Yavuz Sultan Selim, şehzadeler gailesini iki senede bertaraf ettikten sonra İran Seferi için hazırlıklara başladı ve ordunun Bursa Yenişehir Ovası’nda toplanmasını buyurdu. Hayatı boyunca devleti ve milleti için durmadan, dinlenmeden çalışan Malkoçoğlu Bâli Bey Hakk’a yürümüş, nöbeti oğulları devralmıştı. Büyük oğlu Ali Bey Sofya Sancakbeyi, küçük oğlu Tur Ali Bey ise Silistre Sancakbeyi olarak hizmete devam ediyorlardı. Malkoçoğulları, Yavuz Sultan Selim’in buyruğunu alınca akıncılarının önüne düştüler ve Yenişehir Ovası’na ulaştılar.
Rumeli kuvvetleri de orduya katıldıktan sonra yürüyüşe geçildi. Bin türlü açlık ve sıkıntı içinde iki bin beş yüz kilometrelik yolu katedip Çaldıran Ovası’na ulaşan ordunun askerleri son derece bitkin düşmüştü. Ama dinlenecek zamanları yoktu. Şah İsmail askerlerini, Çaldıran Ovası’nın doğu tarafındaki hafif meyilli tepelerin üzerine yerleştirmişti. Bulunduğu yerin her iki yanında da, aşılmaz dağ çıkıntıları olduğundan Osmanlı süvarileri tarafından çevrilme tehlikesi yoktu.
Şafak sökerken savaş alanına hâkim bir çıkıntı üzerine yerleşen Sultan Selim Han, elinin bir hareketi ile Osmanlı süvarilerini harekete geçirdi. Osmanlı kuvvetleri, ovaya tepelerden akan bir demir yığını gibi indiler. Atların toynaklarından kalkan toz bulutları dağılmadan kırmızı üniformaları ile Azaplar da ovaya indiler. Sağında yeşil bayrakların dalgalandığı sipahileri, solunda al bayraklar arasında silahtarları ve arkasında muhafız alayı bulunan Yavuz Sultan Selim Han da tepeden indi ve er meydanına girdi. Ordusunu savaş düzenine sokmaya çalışan Sultan Selim bir padişahtan çok bir komutan, bir önder, bir kahraman gibi hareket ediyor, ovada bir birlikten ötekine at koşturarak gerekli buyrukları veriyordu.
Demir zincirlerle birbirine bağlanmış toplar Osmanlı Ordusu’nun her iki ucuna yerleştirildi ve namluları düşmana doğru çevrildi. Uzun yürüyüşün getirdiği gıda eksikliği ve yorgunluktan bitkin düşmüş yüz yirmi bin Türk savaşçısı, sinirleri gerilmiş olarak Yavuz Sultan Selim’in işaretini beklemeye başladı. İşaret verilince Azaplar, hareket etmeden saldırıyı bekleyen Safevî merkezine doğru bir bütün halinde hızla ilerlediler. Aynı anda Osmanlı topları hep birlikte Safevî süvarilerinin üzerine gürledi. Ova bir anda at ve insan cesetleriyle doldu. Top atışları kesilince Şah İsmail on bin seçkin süvarisi ile ileri atıldı. Savaş alanında Şah İsmail’i Silistre Sancakbeyi Malkoçoğlu Tur Ali Bey karşıladı ve Rumeli fatihi Türk akıncıları ile Safevî süvarileri arasında korkunç bir çarpışma başladı. Akıncılarının önünde çarpışan Malkoçoğlu Tur Ali Bey, önüne çıkan Safevî süvarilerini birer birer devirerek Şah İsmail’e doğru ilerlemeye başladı. Bu sırada birkaç küçük yara aldı ama durmadı. Şah İsmail’in süvarileri, Malkoçoğlu Tur Ali Bey’in önünü kesmeye kalktılar ama korkunç kararlı akıncı komutanını durduramadılar. Tepeden tırnağa kana bulanmış akıncı komutanı, Şah İsmail’e ulaşmayı başarmış ama yorgunluktan da tükenmişti. Şah İsmail, canını almaya hazırlanan yaralı ve yorgun akıncı komutanının üzerine doğru atını sürdü. İki usta silahşör vuruşmaya başladılar. Şah İsmail, kan kaybından dolayı güçten düşen Malkoçoğlu Tur Ali Bey’i Çaldıran Ovası’nda şehit etti. Bu durum akıncıları galeyana getirmiş, hep birlikte ileri atılarak cennete giden yolda uğraşa başlamışlardı. Küçük kardeşi Tur Ali Bey’in şehit düştüğü haberini alan Malkoçoğlu Ali Bey, görkemli atını acımasızca topukladı, pervasızca Safevî kuvvetlerinin arasına daldı ve kimsenin başa çıkamayacağı bir hiddetle saldırıya geçti. Yüzünde merhametten eser olmayan Malkoçoğlu Ali Bey, dönüyor, biçiyor, hiç durmadan aynı şeyi tekrarlıyor, kuru otların üzerine kanlar fışkırıyordu. Çok sevdiği kardeşinin ölümünü duyunca aklı başından giden ve akıncılarından uzaklaşarak Safevî kuvvetlerinin arasında bir başına kalan Malkoçoğlu Ali Bey kanının son damlasına kadar savaşmaya devam etti ve Safevî kılıçlarının altında şehit oldu.
Aynı saatlerde Şah İsmail de akıncıların hücumu ile yaralanıp atının ayakları dibine yuvarlandı. Askerlerinden biri Şah İsmail’i yerden kaldırdı ve atının terkisine aldı. Safevî Ordusu artık tükenmişti. Bozuldular ve başta, kanlar içindeki Şahları olduğu halde savaş alanından Tebriz’e doğru kaçmaya başladılar. Osmanlı Ordusu, Çaldıran Ovası’nda büyük bir zafer kazanmıştı ama yeri doldurulamaz iki akıncı komutanını da kaybetmişti.

Kaynakça
Alphonse de Lamartıne, Osmanlı Tarihi, İstanbul 2008.
Joseph Von Hammer, Büyük Osmanlı Tarihi, İstanbul 2003.
İ. Hakkı Uzunçarşılı Osmanlı Tarihi, Ankara 1972.
Mustafa Cezar, Midhat Sertoğlu, Mufassal Osmanlı Tarihi, İskit Yayınları, 2011.

Sayfayı Paylaş