KOSOVA’DAKİ TÜRBESİYLE ÖLÜMSÜZLEŞEN PADİŞAH: MURAD HÜDÂVENDİGÂR

KOSOVA’DAKİ TÜRBESİYLE ÖLÜMSÜZLEŞEN PADİŞAH: MURAD HÜDÂVENDİGÂR

Sultan Murad Hüdâvendigâr, babasının temellerini sağlamlaştırıp beylikten devlete yükselttiği Osmanlı’yı büyük bir dünya devleti olmaya aday yaptı. Bizans’ı, fethe hazır hale getirdi. İlk Haçlı ordularını, Sırpsındığı ve I. Kosova Savaşlarında yenmeyi başardı. Haçlı saldırısını püskürterek Osmanlı’ya Balkanların yolunu açtı. Balkan Fatihi olarak anıldı.

Keramet ve feraset ehli, veli bir padişahtı. Katıldığı fetihlerde İlâhî yardıma bariz bir şekilde muhatap olduğundan ötürü kendisine “Hüdâvendigâr” dendi. 30 yıllık padişahlığı boyunca toplam 37 savaşa katıldı. Devletin sınırlarını 291.000 kilometrekareye çıkardı. Osmanlı askerî teşkilatını tam bir düzene soktu. İlk Tımar Kanunu’nu çıkardı ve ordunun belkemiğini oluşturan tımarlı sipahilerin temelini attı. Yeniçeri Ocağı’nın alt yapısını oluşturan Pençik/Devşirme Kanunu’nu düzenledi. İlk kazasker ve hanedan ailesi dışında ilk beylerbeyi atamasını gerçekleştirdi.

Kabahate Keramet Örtüsü

Murad Hüdâvendigâr, Plevne Kalesi’ni fethetmeyi arzu ettiğinde, gayet sarp ve korunaklı olduğunu gördü ve cenk yoluyla alınmasının güç olacağına hükmetti. Sonra kaleye dönerek şu halis niyazda bulundu:

– Dilerim bu kaleyi Allah yıka!

Bir süre sonra askerin biri koşarak padişahın huzuruna geldi ve müjdeyi yetiştirdi:

– Sultan’ım! Hisarın bir tarafı Hak Teâlâ’nın kudretiyle yıkıldı!

İşte Plevne Kalesi, Murad Hüdâvendigâr’ın açık kerameti neticesinde böyle fethedildi.

Plevne Kalesi’nin fethini müteakip elde edilen ganimet gazi komutanlar ve yeniçeriler arasında paylaştırıldı. Padişahın hissesine düşen de ayrıldı. Ancak hünkâra ait olan bir altın tası, iç oğlanlarından biri el çabukluğuyla aldı ve takkesinin içerisine sakladı. Tabii bunu padişah fark etti; ancak belli etmedi.

Altın tasın eksik olduğunu tespit eden hazinedar, telâşa kapılıp hemen aramaya koyuldu. Durumu takip eden Sultan Murad, iç oğlanı derdest edip hapsetmeye ve kabahatini yüzüne vurmaya ihtiyaç duymadı. Şefkat ve nezaketle halletme yoluna gitti. Hazinedar’ı çağırarak şöyle dedi:

– Filan oğlan seni aldatmak için başına giymiş, var al!

Gençlik ile İhtiyarlık Arasındaki Fark

1389 yılında Kosova Ovası’nda, Haçlılara karşı tarihi bir zafer kazanan Murad Hüdâvendigâr, Vezir Ali Paşa ve öteki komutanlar beraberinde olduğu halde savaş meydanını geziyordu. Gezi sırasında dikkat çeken hususlardan biri de şu oldu: Haçlı Ordusu’ndan ölenlerin çoğu genç yaştaki kişilerdi.

Sultan Murad, yerde yatan genç haçlı askerlerini göstererek Ali Paşa’ya dedi ki:

– Görüyorsunuz vezirim hepsi de genç!

Vezir Ali Paşa’nın cevabı oldukça düşündürücüydü:

– Bunların içinde akıllı bir ihtiyar bulunsaydı, hiç sizinle savaşmaya cesaret edebilir miydi?

Son Duası ve Şehadeti

Sultan Murad, Osmanlı’nın Balkanlardaki varlığını koruması ve devamlı kılması noktasında mühim bir kader mücadelesi olan Kosova Savaşı’na çıkmadan bir gün önce gece kalkıp iki rekât hacet (ihtiyaç) namazı kıldı. Ellerini duaya kaldırarak yaşlı gözlerle Yüce Allah’a, zafer ihsanı ve şehitlik niyazında bulundu:

“İlâhî, bunca kere duamı kabul edip beni mahcup etmedin. Bir yağmur ver, şu tozu-toprağı def edip dünyayı aydınlığa boğ; ta ki kâfir leşlerini gözümüzle görüp yüz yüze cenk edelim. Ya İlahî, mülk ve kul senindir, sen kime istersen verirsin. Benim fikrimi ve sırlarımı sen bilirsin; istediğim mülk ve mal değildir. Temiz kalbimle senin rızanı isterim. Ya Rab, beni bu Müslümanlara kurban eyle! Tek mü’minleri küffar elinde mağlup edip helâk eyleme! Bunları mansur (galip) ve muzaffer eyle! İlahî, beni yanına alıp, müminlere ruhumu feda kıl! Şimdiye dek beni gazi kıldın, sonunda da şahadeti göster!”

Ertesi gün Osmanlı akıncı kolları her yandan hücum edip düşmanı kıskaca aldı. Koca Haçlı Ordusu ikindi vaktine kadar sekiz saat içinde bir yığın ceset ve demirden ibaret kaldı. Haçlı Komutanı Sırp Kralı Lazar dahi ölmekten kurtulamadı. Kosova, dünya askerlik tarihinde, en büyük imha savaşlarından biri olarak tarihe geçti.

Gazi Hüdâvendigâr bu zafer karşısında atından inip secdeye kapandı ve Allah’a hamt etti. Savaş meydanını dolaşırken, Kral Lazar’ın yaralı halde yerde yatan damadı Miloş Obiliç, birden doğrulup kendisine doğru yürüdü. Feci yenilginin intikamını almak istedi. Üzengi öper gibi yaparak padişahın sinesine zehirli hançerini sapladı. Osmanlı sultanını, arzu ettiği şehitliğe kavuşturdu. Şehadete eren “Balkan Fatihi” Murad Hüdâvendigâr’ın dudaklarından son olarak şu söz döküldü: “Attan inmeyesiniz!”

Böylece, Osmanlı’nın savaş meydanında ilk şehit düşen padişahı oldu.

Benim İçin Neden Eylersin Firak?

Şehit Hüdâvendigâr, ölüm döşeğinde baygın bir vaziyette yatıyordu. Şehzade Beyazıd’ın yüreğinin kan ağlayıp gözyaşlarına boğulduğunu görünce, haline dayanamadı. Yanına çağırarak teselli etti ve son nasihatini yaptı:

Açtı gözünü gördü şehzadesini

Serviye benzer ol beyzadesini

Üzüntüyle bükülmüştü boynu onun

Ağlamaktan kalmamıştı sabrı onun,

Dedi benim için neden eylersin firak

Kimseye kalmaz burası yakın ırak

Dünya saltanatına umut bağlayan

Sonunda hüsrana uğrar inan

Çünkü fena buldu cihanın her işi

Gel üzül, mağrur olursa buna kişi

Ağlar isen ağla sen Müslümanlara

Zulüm ile berbat olan perişanlara

Ey kederli gönlümün neşe kaynağı

Sensin Cenab-ı Hakk’ın yerime atadığı

Bana hayır dualar dermeye çalış

Cömertlik adalet töresine alış

Adalet temelidir padişahlığın

Sunduğu güzel armağanıdır Huda’nın

Çok çalış ki bu armağana eresin

Saltanatın hakkını tamam veresin

Sanma saltanatı sen ki rahattır

Gerçekte bil ki hep sıkıntıdır

Ey umut dağının meyvesi gayret et

Âlemde bulursun böylece şöhret

Çünkü cihan kimseye baki (kalıcı) değil

İyi ad bırakmak gerekir bunu bil.

İlk Türbe: Meşhed-i Hüdâvendigâr

Şehit düştüğü yerde Meşhet (Meşhed-i Hüdâvendigâr) adı verilen, iç organlarının gömülü olduğu bir türbe inşa edildi. Burası bugün Kosova Cumhuriyeti’nin sınırları içerisindedir. Priştine-Mitroviça yolu üzerinde, Başkent Priştine’ye 6 km mesafedeki Mazgit Köyü’ndedir.

Esas bedeni ve türbesi ise, Bursa’nın Çekirge Semti’nde Hüdâvendigâr Camii karşısındadır.

Kosova’daki türbe zaman içerisinde birçok tamirat ve tadilattan geçti. 1660’larda Evliya Çelebi ve Sadrazam Melek Ahmet Paşa türbeyi ziyaret ettiklerinde, çok bakımsız olduğunu gördüler. Melek Ahmet Paşa, civardaki Müslüman halka iki kese içinde 1000 kuruş verdi ve türbenin temizlenmesini sağladı. Bir hafta içinde, yüksek bir duvarla büyük bir kapı yaptırdı ve yüzlerce çeşit meyve fidanı diktirdi.

Türbe 1848 yılında esaslı bir onarımdan geçti. Sultan Abdülmecid’in çıkardığı beratla, aslen Buharalı olan Hacı Ali Efendi, 300 kuruş maaşla türbedar olarak atandı. Bugünkü türbedar ailesi de aynı soydan gelmektedir.

Sultan II. Abdülhamid’in emriyle, ziyaretçilerin dinlenme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, 1896’da türbenin yanına iki katlı Selamlık Binası tesis edildi. 1906’da türbe ve Selamlık Binası onarıldı. Türbe daha sonra, Sultan Reşad’ın 16 Haziran 1911’de Kosova’yı ziyaret etmesi münasebetiyle tekrar bakıma alındı. Türbede top atışlarıyla karşılanan Sultan, Meşhed-i Hüdâvendigâr’ı ziyaret etti. Ziyaretten önce savaşın yapıldığı Kosova Ovası’nda binlerce Müslüman cemaatle namaz kılmış ve padişahın beyannamesini dinlemişti.

1.Dünya Savaşı’nda türbe, işgal kuvvetleri tarafından yağmalandı. Savaştan sonra Yugoslavya Devleti sınırlarında kaldı ve 1960-1961 yıllarında geniş çaplı bir tamirattan geçti.

2005 yılında Türkiye Diyanet Vakfı tarafından son kez restore edildi. Selamlık Binası, TİKA tarafından (Sultan I. Murad, Kosova Savaşı ve Balkanlarda Osmanlı Mirası konulu) Kültür ve Tanıtım Evi’ne dönüştürüldü. 4 Kasım 2010 tarihinde Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından resmî olarak hizmete açıldı.

Meşhedin Karşısındaki Sırp Anıtı

Sırplar, Kosova mağlubiyetini “ciğerlerine saplanmış hançer” olarak tavsif ettiler. Osmanlı’ya besledikleri kini, savaşın yapıldığı Gazi Mestan’a, Murad Hüdâvendigâr’ın meşhedinin 1 km karşısına, daha yüksek bir yere 1953 yılında diktikleri Kosova Savaşı/Obiliç Anıtı ile ortaya koydular. Anıtın üzerine şu nefret dolu sözü kazıdılar: “Kosova’ya savaşmaya gitmeyen Sırplara lânet olsun!” Hatta 1389’dan, Kosova’nın Osmanlı’nın elinden çıkacağı 1912’ye (Balkan Savaşı’na) kadar Sırp kızları, buranın Osmanlı elinde bulunmasının yas işareti olarak, özel günlerde başlarına hep siyah başörtüsü taktılar. Dahası Sırplar, “Vodov Dan” günü dedikleri savaşın yıldönümü olan 28 Haziran’ı, asırlarca yas günü olarak idrak etmeyi de ihmal etmediler. Ayrıca 2014 yılında Priştine yakınlarındaki Graçanitsa’da, Sırp Belediyesi tarafından Miloş Obiliç’in heykeli dikildi.

Dipnot

Aşıkpaşazâde, Âşıkpaşazâde Tarihi, Hazırlayan: Nihal Atsız, Ankara, 1985.
Neşrî, Neşrî Tarihi, Hazırlayan: M. Altay Köymen, c.1, Ankara, 1983.
Kitâb-ı Cihan-Nümâ, Hazırlayanlar: F. Reşit Unat, M. Altay Köymen, Ankara, 1987.
Solakzâde, Solakzâde Tarihi, Hazırlayan: Vahid Çabuk, c.1, Ankara, 1989.
Hammer, Devlet-i Osmaniye Tarihi, Tercüme: Mehmed Ata, c.2, İstanbul, 1330.
İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.1, Ankara, 1988.
İsmail Çolak, Bitmeyen Hesaplaşma, Genişletilmiş 4. Baskı, İstanbul, 2014.

Sayfayı Paylaş