Hazreti Peygamber (s.a.v.) Dönemi’nde İki Mescid Kuba ve Cuma Mescitleri

somuncubaba-225-07iki_mescid

Kuba Mescidi
Hz. Peygamber (s.a.v.)´in Hicret esnasında bina ettiği ve içinde ashabıyla birlikte namaz kıldığı, İslâm´da inşa edilmiş ilk mescittir. Hicret yıllarında Kuba küçük bir köyden ibaretti. Başlangıçta Medine´ye uzaklığı altı mil kadarken, Hicret´ten sonra yeni açılan ulaşım yolları ile gelişme göstermiş, Medine´nin de büyümesiyle aradaki mesafe kapanmıştır. Mekke´den Medine´ye hicret eden ilk muhacirler Kuba´ya vardıklarında orada Amr bin Avfoğulları’nın hurma kurutma yerini tesviye ederek, namaz kılmaya başladılar. İçlerinde Hz. Ömer (r.a.)´in de bulunduğu bu ilk muhacirlere en güzel Kur´an okuyanları olan Ebu Huzeyfe´nin azatlısı Sâlim imamlık yapıyordu. Hz. Peygamber (s.a.v.), Kuba´ya Rabiulevvel ayının ortalarında bir pazartesi günü ulaştı. Orada, Amr bin Avfoğulları’nın yurdunda onların himayesinde bulunan Gülsüm bin Hidm´in evinde bir müddet misafir oldu. Buharî´nin Hicret´le ilgili bir rivayetine göre, on küsur gece kalmıştır. Bu ise İbn Sa´d´ın on dört gün kaldığına dair rivayetine uygundur.
Hz. Peygamber (s.a.v.), ilk muhacirlerin namaz kıldığı Gülsüm b. Hidm´in hurma harmanındaki sahayı genişleterek Kuba Mescidi’ni bina etti. Mescit kare planlı olarak yapılmıştır ve ebatları 66×66 ziradır. (yaklaşık 32X32 m) Hz. Peygamber (s.a.v.), Kubalılardan taş getirmelerini istemiş, onlardan birini alıp kıble tarafına koyarak, Hz. Ebu Bekir ve Ömer (r.a.)´in de aynı şekilde sırayla taş koymalarını emir buyurmuştu. Mescidin yapımında en büyük gayreti Ammar bin Yâsir göstermiştir. Bu bakımdan kendisi için “İslâm´da ilk mescid bina edendir.” denilmiştir. Abdullah bin Revâha da hem çalışıp, hem şiir söylüyor, mü´minlerin yorgunluklarını hafifletiyordu.
Amr bin Avfoğulları’nı kıskanan Ganem b. Avflar Hz. Peygamber (s.a.v.)´in Tebük Seferi sırasında, Kuba´da bir mescid daha yaptılar. Ancak amaçları Müslümanların arasını açmak, cemaati bölmek ve Hz. Peygamber (s.a.v.)´e bir tuzak hazırlamaktı. Liderleri olan Ebu Âmir Rahip, Bizans´tan yardım istemeye gitmişti. Tebük Seferi dönüşünde Zû Evan denilen mevkide konaklayan Allah Rasûlü’nün yanına gelerek yaptıkları mescitte namaz kılmaya davet ettiler. Hz. Peygamber (s.a.v.), davete icabet etmeye hazırlanırken Allah tarafından uyarıldı ve bundan vazgeçti: “Zarar vermek, (hakkı) tanımamak ve mü’minlerin arasını açmak ve önceden Allah ve Rasûlü ile savaşmış olanı gözetmek için bir mescit yapanlar da var. ‘İyilikten başka bir niyetimiz yoktu.’ diye de yemin edecekler. Halbuki Allah onların yalan söylediklerine şâhitlik eder. Orada asla namaza durma. İlk günden takva üzerine kurulan mescit, elbette içinde namaza durmana daha uygundur. Orada temizlenmeyi seven erkekler vardır. Allah da temizlenenleri sever.” (9/Tevbe, 107-108) Ayette geçen “Takva Mescidi”nin hangisi olduğu hususunda farklı rivayetler ve yorumlar vardır. Mehmed Vehbî Efendi: “Esası takva üzerine bina kılınan mescidden murad, Mescid-i Nebevî olma ihtimali var ise de ayetin evveli ve âhiri Mescid-i Kuba olmasına delalet eder.” diyor. Ayette zikri geçen “temizliği seven erkekler” ifadesi ile Kuba halkı kasdedilmiştir. Çünkü onlar su ile istincayı âdet haline getirmişlerdi. Ashab-ı kiramdan Ebu Eyyûb el-Ensârî ve Urve “Takva Mescidi”nin Kuba Mescidi olduğu görüşündedirler. İbn Kayyim el-Cevziyye birisinin takva temeli üzerine kurulmuş olduğunu söylemenin diğerini olumsuz etkilemeyeceğini, her ikisinin de takva temeli üzere kurulmuş olduğunu belirterek ihtilâfı çözmektedir.
Kuba Mescidi Hz. Peygamber (s.a.v.)´in, düzenli olarak cumartesi günleri, zaman zaman da pazartesi günleri ziyaret etmeyi âdet haline getirdiği bir mescitti. Oraya bazen binekli olarak bazen yaya gider ve namaz kılardı. Bir hadis-i şeriflerinde bunu Müslümanlara da tavsiye ederek şöyle buyururlar: “Kim güzel bir şekilde abdest alır, sonra Kuba Mescidi’ne gelir ve orada namaz kılarsa onun için umre sevabı vardır.”
Mescid-i Nebevî ve Medine´deki dokuz mescid gibi Kuba Mescidi’nde de eğitim ve öğretim devam etmekte idi. Hz. Peygamber (s.a.v.) buraya her gelişlerinde buna nezaret ederdi. Müslümanların eğitim almalarına çok önem verirdi. Hz. Ömer (r.a.) halifeliğinde pazartesi ve perşembe günleri burayı ziyaret eder, Kuba çok uzak bir yerde olsaydı devesini oraya ulaşmak için yine süreceğini ifade ederdi. Kuba Mescidi Hz. Osman ve Ömer b. Abdülaziz tarafından genişletildi. Daha sonra birçok defa tamirat görüp yenilendi. 1829 yılında Sultan II. Mahmud tarafından imar edilen tek minareli ve düz tavanlı mescid, Suudi Arabistan hükümeti tarafından yıkılıp kubbeli ve çifte minareli olarak büyütülerek yenilenmiştir.
Hamid Hamideddin Efendi ile yolculuğumuz sürüyordu Kıbleteyn Mescidi’ne, Yedi Mescitlere, Kuba ve Cuma Mescitlerine ziyaretlerimizi gerçekleştirdik. Burada hurmanın özellikleri konuşulurken Acve (Peygamber Hurması) hakkında şu hatıra anlatıldı: “İmana gelmeyen bir Yahudi bir hurma çekirdeğinin filizlenecek kısmını yakmış Peygamber Efendimiz’e ‘Mucize olarak göster, bu çektirdikten hurma meyvesi versin.’ diyerek uzatmıştır. Rasûl-ü Zişan Efendimiz besmele çekerek toprağa dikmiş fakat biraz gecikince biraz mahzunlaşmış ve ellerini Cenab-ı Allah’a dua için kaldırmıştır. Akabinde filizlenen hurma hemen bu meyveyi vermiştir.” Bunun içinde Acve’nin İslâm dünyasında ayrı bir yeri ve önemi bulunmaktadır. Hurma bahçesinde çok güzel sohbet olur. Hamid Hamideddin Efendi ile görüşme başlamıştır, bu sırada:
‘Ey hûblar şâhı sen eylesen fermân
Cânımı yoluna eylesem kurbân
Gönlüm ârzûsu bu dildeki efgân
Dağları aşasım geldi sevdiğim
Sana kavuşasım geldi sevdiğim.’
ilahisi okunurken öyle bir an yaşanmıştır ki gözyaşları sel olmuştur.Bunların yazıyla, sözle anlatılması mümkün değildir. Bunlar ancak yaşanabilir. Anlamak için yaşamak gerekir.
Cuma Mescidi
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Kuba köyüne gelip burada yaklaşık on dört gün kaldıktan sonra Medine’ye gitmek üzere hareket ettiler. Ranuna Vadisi’ne geldiklerinde Benî Salim Kabilesi’nin yaşadığı yerden geçerken, kabile halkı Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i bırakmadılar, ikramda bulundular. Burası aynı zamanda Peygamberimiz (s.a.v.)’in dayılarının yurdu idi. Bu arada Cuma günü öğle namazı vakti girdi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) burada ilk Cuma namazını kıldırdı. Gerçi Peygamberimiz’in hicretinden önce Es’ad İbni Zürare Medinelilere Cuma namazı kıldırmıştı. Fakat Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in kıldırdığı ilk Cuma namazı yaklaşık 100 kişiyle ve hür olarak burada kılındı.
İbn-i İshak diyor ki: “Aleyhi’s-salâtu ve’s-selâm Medine’ye hicret ederken Küba’da misafir kaldılar ve az zaman içinde Kuba Mescidi’ni tesis ettiler. Cuma günü oradan hareket ederek Medine’ye yarım saat mesafedeki Benî Salim Yurdu’nda “Ranuna” mevkiine geldiklerinde Cuma vakti olmuştu. Orada maiyetinde yüz kadar ashabıyla Cuma namazı kıldılar. Ve İslâm tarihine şeref bahşeden bu hutbeyi irat ettiler:
“Ey Nas! Allah’a hamd eder, O’na sığınırım. Allah (c.c.)’tan mağfiret, hidayet dilerim. Rabb’imizin varlığına ve birliğine iman ederim. O’na küfürden O’nu inkâr etmekten sakınırım. Küfredenlere karşı da adavet ederim. Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilah olmadığını, O’nun mülkünde, saltanatında hiçbir ortağı bulunmadığını, yakından bilirim ve bunu böylece size de bildirir, haber veririm. Şuna da kâfi iman ve kanaatim var ki; Muhammed (s.a.v.) Allah’ın kulu ve peygamberidir. Hem öyle bir peygamber ki, onu Cenab-ı Hak insanları hak dine irşat için, Kur’an nurunu âleme karşı izhar için, tatlı bir lisan ile amelî hikmetler bildirmek için göndermiştir. Hem öyle bir zamanda göndermiştir ki; bu sırada peygamberlerin gelmesi kesilmiş, arkası alınmıştı. İlim azalmış, kâinatın son hayat demi yaklaşmıştı…
Takva, Allah (c.c.)’tan korkan, ibadette ve ahiret dileğinde samimi olan mü’minlerin şiarıdır. Kim ki, Allah (c.c.)’ın emrini gizli ve aşikâr ifa ederek Allah (c.c)’a bağlı bulunur ve onun rızasından başka bir amel beslemezse, onun dünyadaki bu zikri, bu ibadeti, ölüm çattıktan sonra yaşayacağı ebedî hayat için ahiret azığı olur. O ahiret ki; kişi orada ancak bu dünyadaki kazancıyla geçinir, yalnız ona arz-ı ihtiyaç eder. Hayırdan, ibadetten başkası birtakım günahlardır ki, onun sahibi kıyamet gününde bu kötü işlerinden iğrenecek ve kendisiyle bunlar arasında geniş bir uçurum açılıp da bunları görmek istemeyecektir. İşte ey ashabım! Cenab-ı Hak sizi böyle fena akıbetlerden men eder. Allah, kullarına çok şefkatlidir. Onları daima iyi görmek ister. Allah, sözünde duran ve her vadini yerine getiren, vadinde asla hulf etmeyen bir yüce yaratıcıdır. Nasıl ki Kur’an-ı Kerim’inde, “Benim için sözünden caymak yoktur, ben kullarıma hiçbir veçhile zulmetmem.” buyurmuştur.
Ashabım! Uzak, yakın, gizli, aşikâr her işinizde ihlâs ile Allah’a bağlı bulununuz. Gönlünüzde Allah korkusu hâkim olsun, işte bu takvadır. Cenab-ı Hak takva sahiplerinin kusurlarını kapatır. Onlara takvalarının mükâfatı olarak hesapsız ecir, sayısız sevap ihsan eder. Her müttakî geniş bir saadet sahasına erişir, dünyada mahmûd ve ahirette mes’ûd olur.
Ashabım! Dünyadan hazzınızı, nasibinizi alınız; fakat Allah’a kullukta da kusur etmeyiniz. Daima havf ile recâ arasında mutavassıt bulununuz. Cenab-ı Hak size kendi kitabını öğretmiş, hak yolunu göstermiştir. Ta ki Allahu Teâlâ’ya muhabbette samimi olanlar davalarının sıdkını, yalancı müddeîler, mürâîler de muhabbetlerinin sahteliğini bilsinler.
Ashabım! Allah (c.c.) size nasıl ihsan etti ise siz de Allah (c.c.)’in fakir kullarına ihsan ediniz. Allah’ın düşmanlarına karşı siz de alenî adavet ediniz. Hak yolunda malınızla, canınızla ve bütün kudretinizle mücahede ediniz. Korkmayınız. Allah size yardım edeceğini vaat etmiştir. Kur’an’da size ‘Müslümanlar’ diye mukaddes bir ad vermiştir. Ta ki; bu mübeccel İslâm namı ile küfür üzere hayatlarını ifna edenlerin küfürleri açıkça bilinsin, iman saadeti içinde İslâm namı, selâmet nişanesi olsun. Eşyada tasarruf ve mutlak kuvvet yalnız Allah (c.c.)’ındır.
Ashabım! Allah (c.c.)’ı çok zikrediniz. Öldükten sonraki ebedî hayat için hayır işleyiniz. Kim ki Allah (c.c.) ile kendi arasını düzenlemiştir. Ona halk ile kendi arasındaki münasebetlerde Allah (c.c.)’ın yardımı kâfidir. Çünkü Allah (c.c.) insanlar üzerinde hâkimdir.”
Hamid Hamideddin Efendi ile Umre dönüş yolculuğumuz başlamıştı. Havaalanında Hamideddin Efendi’ye hediye olarak verilen Kâbe örtüsünü bazı arkadaşlarımıza göstererek “Bakın ne güzel kokuyor.” diyerek onlara uzattı. Arkadaşlarımız kokladılar. Aslında bu koku Somuncu Baba’nın, evlâd-ı Rasûl’ün kokusuydu. Darende-i Şerif’te bulunan kokunun aynısıydı. Bir kez daha duygu yüklü anlar yaşandı ve tüm gözler nemlendi.

Kaynakça
Bahaddin Yediyıldız, “Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa” Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 1/1, Ankara 1983.
Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi, TTK, Ankara 1997.
İbrahim Edhem, Plevne Hatıraları, İstanbul 1979.
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 4, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1972.
Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih, Filiz Yayınları, İstanbul 2000.
Zuhuri Danışman, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, İstanbul 1964.

Sayfayı Paylaş