GELECEĞİN FATİHİNİ YETİŞTİREN SULTAN II. MURAD

GELECEĞİN FATİHİNİ YETİŞTİREN SULTAN II. MURAD

1403 yılında Edirne’de dünyaya geldi. Annesi, Emine Hatun idi. Doğduğunda Osmanlı Devleti, tarihinin en karanlık zamanlarından birini yaşıyordu. Dedesi Yıldırım Bâyezıd, Ankara Savaşı’nda yenilip esir düşmüş ve üzüntüsünden ölmüştü. Babası Çelebi Mehmed, daha 14 yaşındayken boş kalan tahtı doldurmak için kardeşleriyle mücadele etmek zorunda kalmıştı. Kardeşlerine üstünlük sağlamayı başararak, 11 yıl aradan sonra devletin başına geçmişti. Ama hâlâ devletin içinde ve Anadolu’da karışıklıklar vardı. Bu yüzden Şehzade Murad’ın iyi yetişmesi ve üstün düzeyde eğitim alması gerekiyordu. Devletin birlik ve düzenini daha da kuvvetlendirmede başarılı olması için bu şarttı.

Kitap Okumayı ve Âlimleri Çok Severdi

İlk çocukluk yılları Amasya’da geçti. 1410’da babasıyla birlikte Bursa’ya gelerek saray eğitimi aldı. 1413’te Edirne’ye gitti ve yarım kalan eğitimini Edirne Sarayı’nda tamamladı. Annesi, saray kadınları ve devrin ünlü hocalarının elinde tam bir İslâmî terbiye ile yetişti. Ünlü din bilginlerinden İbn Arabşah’tan dersler aldı. Fen ilimleri, Arapça, Kur’an, fıkıh, edebiyat, hat ve askerlik dersleri gördü.

Babasının kayınbabası olan âlim Emir Sultan’dan din dersleri aldı. Babası gibi onun da Emir Sultan’a ayrı bir sevgi ve bağlılığı vardı. Aslında bütün hocalarına karşı sevgi ve saygıda kusur etmezdi. Din âlimleri, bilginler ve hocalarının sohbetini dinlemekten, belli konularda onlarla konuşmaktan büyük zevk alırdı. Onlardan öğrendiği ilimler, öğütler ve faziletlerden hayatı boyunca faydalandı.

Kitap okumaktan inanılmaz derecede zevk alırdı. İbadetler, dersler, yeme içme ve uykudan arta kalan zamanlarını kitap okuyarak geçirirdi. Bilhassa Kur’an-ı Kerim’i ve Mevlâna’nın Mesnevi kitabını çok okurdu. Küçük yaşlardan itibaren Allah’a dua etmeyi ve namaz kılmayı çok severdi. Dinine bağlıydı, manevî duyguları ziyadesiyle güçlüydü. Dindar bir hayat sürmeyi, istikbalde padişahlığa tercih edecek kadar benimsedi.

Şair, Hattat ve Avcıydı

Hocalarından ders alırken, boş zamanlarını geçireceği güzel uğraşlar ve alışkanlıklar edinmeyi de ihmal etmiyordu. Şiirle ilgilendi. Zamanla babası, annesi, hocaları ve saray ehlinin beğendiği güzel şiirler yazdı. Padişah olunca “Muradî” takma adıyla daha güçlü şiirler kaleme alacaktı. Şiirin yanında hat sanatı ile de uğraştı.

Şehzade Murad’ın avlanmaya da ilgisi büyüktü. İyi bir avcıydı, hedefi daima 12’den vururdu. Bütün şehzadeler gibi küçük yaştan itibaren ata binmeyi, kılıç, kalkan, ok ve mızrak kullanmayı öğrendi. Özellikle atı çok iyi kullanırdı. Babası Çelebi Mehmed, Lalası Yörgüç Bey ve diğer usta komutanlardan çeşitli savaş taktiklerini öğrendi.12 yaşında, önceki şehzadeler gibi yönetim ve askerlik becerisini, birikim ve deneyimini artırması için Amasya valiliğine atandı. Babası vefat edinceye kadar bu görevde kaldı.İyi bir devlet başkanı ve ordu komutanı olmaya hazırdı artık. 1421 yılında, 18 yaşındayken hükümdar oldu.Padişahlığı 30 yıl sürdü.

İstikbale Dair Hacı Bayram’la Hasbihal

Şehzade Mehmed’in doğumu yaklaştığında, tedirgin fakat sevinçli bir bekleyişle sabaha kadar uyuyamamıştı. Gece boyunca Kur’an-ı Kerim okurken Fetih Suresi’ne geldiğinde odasının kapısı çaldı ve bir oğlan çocuğunun dünyaya geldiği müjdesine nail oldu. Ağzından gayri ihtiyari şu sözler döküldü: “Elhamdülillah, ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammedî açtı!”

Hayattaki tek arzusu İstanbul’un fethini sağlığında görebilmekti. Bu sırlı hâdiseyi çözmek gayesiyle Ankara’daki Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri’ni Edirne’ye davet etti. Davete icabet eden Hacı Bayram, Edirne’ye vardığında bizzat padişah tarafından hürmetle karşılandı. İstirahatten sonra akşam saatinde Sultan ile bir araya geldi. Kendisine bir beşik getirdiler. Beşiğe dikkatlice baktı ve Fetih Suresi’ni okumaya başladı. Herkes hayretler içinde kaldı. Çünkü beşiktekinin kim olduğunu bilmeden bu sureyi okumasına bir mana verilememişti.

Tam bu esnada Sultan Murad’a dönerek, “Siz bir zat-ı kâmilsiniz. Şehzadeniz için okuduğunuz o güzel mısraı okusanız!” dedi. Bu şiiri daha önce kimseye okumadığı halde Hacı Bayram-ı Veli’nin buna işaret etmesi karşısında Murad Han hayretler içinde kaldı ve “Ravza-i Murad’da bir gül-i Muhammedî açtı.” demeye takati ancak yetti. Hacı Bayram konuşmasına daha sonra şöyle devam etti: “Fethin müyesser olmayışı ve feleğin yâr olmayışı, vaktin hitam bulmayışındandır. Bey, sen Konstantiniye’yi alamayacaksın, amma orası mutlaka alınacaktır; bunu ben dahi göremeyeceğim. Orası şu beşikte yatan çocuk ve bizim Köse/Akşemseddin tarafından alınacaktır.”

Sultan Murad ve yanındakiler bu keramet dolu sözler karşısında gözyaşlarına boğuldular. Zira Hacı Bayram-ı Veli kendisine sorulacak tüm sorulara, daha sorulmadan cevap vermiş ve tam bir manevî ziyafette bulunmuştu. İşte bu görüşmeden sonradır ki Sultan Murad, Şehzade Mehmed’in eğitim ve terbiyesine daha fazla ehemmiyet verdi. Geleceğin Fatih’inin bir an evvel yetişmesi ve Hz. Peygamber (s.a.v.)’in müjdesinin tezahür etmesini dört gözle bekledi. Hatta bu arzunun bir an evvel gerçekleşmesi için sağlığında tahttan (Osmanlı tarihinde ilk ve son kez) iki kez fedakârlık etmekten bile çekinmedi.

Geleceğin Fatih’ine Nasihatler

Sultan Murad’ın en büyük hayali ve isteği oğlu Şehzade Mehmed’in İstanbul’u fethetmesiydi. En büyük yatırımı, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in övgüsünü kazanan geleceğin Fatih’ini yetiştirmek oldu. Onu fatihliğe hazırlayacak şu nasihatlerde bulundu:

“Ey benim sevgili oğlum! Bütün varlıkların kulluk eylediği yüce Rabb’im, sana verdiği üstün meziyetleri artırsın. Ben, hayatlarını doğruluk üzere geçirenlerin ahiret âleminin sonsuz nimetlerine kavuşacaklarına inanıyorum. Her söylenene inanıp aldanmaktan uzak durmak, her durumun içyüzünü öğrenip düşünmek ve kendi gerçeğine yaklaşmak gerek. Ara sıra ecdadımı hatırlarım. Benden sonraki neslimizin akıbeti hakkında düşüncelere dalarım. Elhamdülillah, bugüne kadar hürmet ve bağlılık görerek geldik, bugünden sonra da aynı şekilde devam etmemizi arzularım. Şunu iyice bilesin ki herhangi bir şeyin devamı, yalnız kaba kuvvet, kılıç ve kahramanlık zoruyla mümkün değildir. Akıl, tedbir, sabır, ileriyi görme ve yorucu tecrübeler çok mühimdir. Birinci yol, her zaman geçerli olmadığı gibi, mahzurları da çoktur. İkinci yol da tek başına işe yaramaz. Büyük muvaffakiyetler için her ikisini de bir arada yürütmek gerek! Unutma ki, yüce ecdadımızın büyük zaferleri, görünüşte kılıcın gölgesinde olmuşsa da hakikatte akıl, mantık ve muhabbet güçleriyle gerçekleşebilmiştir.

Adaletten hiç ayrılma! Çünkü Allah âdildir ve âdil olanı sever. Bir bakıma sen O’nun yeryüzündeki halifesisin. O, sana lütuflarda bulunmuş ve kullarının başına serdar eylemiştir, bunu unutma. Bu dünyada üç türlü insan vardır: Birinci grup, akıl ve fikirleri yerinde, istikbali az çok gören ve düşünen, hiçbir gayr-i tabiilikleri olmayan kimselerdir. İkincisi, hangi yolun doğru veya eğri olup olmadığını bilmekten uzak kimselerdir. Ancak bu duruma kendi istekleriyle değil, etraflarının tesiriyle düşmüşlerdir. Nasihat edildiğinde doğru yola gelip hakikati kabul eder ve söz dinlerler. Bununla birlikte çoğu zaman da duyduklarına uyarak yaşarlar. Üçüncüsü ise, ne kendileri bir şeyden haberdardır ne de yapılan ikaz ve nasihatlere kulak asarlar. Sadece kendi arzularına uyar ve her şeyi bildiklerini zannederler. Bunlar en tehlikeli olanlardır.

Yüce Allah, eğer seni ilk sırada saydığım kimselerden yaratmışsa sevinir, Rabbim’e şükrederim. Yok, eğer ikincilerden isen, sana yapılan nasihatlere kulak vermeni tavsiye ederim. Sakın üçüncülere dâhil olmayasın! Onlar, ne Allah’a ne de insanlara karşı iyi bir durumdadırlar. Padişahlar, ellerinde terazi tutmuş kimselere benzerler. Ancak asıl padişah odur ki elindeki teraziyi doğru tuta. Sen padişah olunca teraziyi doğru tutmanı tavsiye ederim. O zaman Yüce Allah da senin hakkında hayır murad eder, seni salihlerden kılar.”

Başarıları, Eserleri ve Hizmetleri

“Dinin yayıcısı” manasında Gıyaseddin; ceddi I. Murad gibi “Allah’ın yardım ettiği” manasında Hüdavendigâr ve “hayırların babası” manasında Ebu’l-Hayrat unvanlarını hak edecek çapta büyük gazalara imza attı. Balkanlarda Yıldırım Bâyezıd devrindekine benzer zaferler kazandı. Osmanlı topraklarını 880 bin kilometre kareye çıkardı.

Ülkenin kalkınması, gelişmesi, ilim ve sanat hayatının canlanması için çok gayret gösterdi. Memleketin birçok yerinde sayısız cami, medrese, imaret, külliye, hamam ve kervansaray yaptırdı. Cömert ve hayırsever bir padişahtı. Yaptırdığı aşhanelerde haftanın belli günlerinde fakirlere bizzat yemek dağıtır, muhtaçlara daima yardım ederdi.

En önemli eserleri Bursa ve Edirne’dedir. Onun zamanında Edirne adeta yeniden inşa edildi. Gözde eserleri şunlardı: Edirne Üç Şerefeli Camii, Muradiye Camii ile medresesi, dar’ül-hadis, 170 ayaklı Ergene Köprüsü, Selanik ve İpsala Camileri.

Haremeyn’e Vakfettiği Miras ve Vasiyeti

Sultan Murad malının yüklü bir kısmını Mekke ve Medine fukarası ile Kâbe, Ravza-i Mutahhara ve Mescidi Aksa’da yetmiş bin kere okunacak kelime-i tevhidin ve Kur’an hatimlerinin sevabının ruhuna ita edilmesi için harcanmasını vasiyet etti:

“Tevekkülüm Halik’ımadır. Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla. Salat ve selam Efendimiz Muhammed Mustafa’nın ve onun iyi, güzel ve temiz soyundan gelenlerin üzerine olsun. Her türlü noksandan münezzeh olan Cenab-ı Hak yüce sultan, büyük hakan, ümmetlerin iradesine malik, Arap ve Acem meliklerinin efendisi, gazi ve mücahitlerin yardımcısı, kâfir ve müşriklerin düşmanı, azgın ve inatçıların kahredicisi, zayıf, miskin ve fakir Müslümanların yardımcısı, denizlerin ve karaların sultanı, fetih babası, şehit Sultan Bâyezıd oğlu, Sultan Mehmed oğlu Murad Han’ı herkesin ölümü tadacağını ve ancak celâl ve ikram sahibi Allah’ın baki kalacağını bilmeğe ve Cenab-ı Allah’ın ‘Sizleri dünya hayatı mağrur etmesin, gurur Allah’a mahsustur.’ sözünü mülahaza etmeğe, Peygamberimiz (s.a.v.)’in ‘Vasiyet edecek mülkü bulunan Müslüman’ın vasiyeti yanında yazılı olarak bulunmadıkça iki gece yatmaya hakkı yoktur.’ hadis-i şeriflerini sıkı sıkıya tutmaya muvaffak etti.

Üç bin beş yüz filori Mekke fukarasına ve diğer üç bin beş yüz filori Peygamberimiz şehri Medine fukarasına harcansın ve ondan beş yüz filori yine Mekke ahalisinden Kâbe ve Hatim arasında toplanarak yetmiş bin kere ‘Lâ ilâhe illallah’ kelime-i tevhidini zikredip sevabını adı geçen vasiyet sahibine ita edenlere harcansın. Yine o paradan beş yüz filori, Peygamberimiz şehri Medine ahalisinden Peygamberimiz (s.a.v.)’in mescidine toplanıp Ravza-i Mutahhara’ya karşı oturarak yetmiş bin kere ‘Lâ ilâhe illallah’ kelime-i tevhidini zikredip sevabını adı geçen vasiyet sahibine ita edenlere ve Kur’an-ı Kerim’i defalarca hatmedip sevabını vasiyet sahibine ita edenlere harcansın. Geri kalan iki bin filoriden beş yüzü Mescid-i Aksa’da Sahra kubbesinde yetmiş bin kere ‘Lâ ilâhe illallah’ kelimesini ve defalarca Kur’an-ı Kerim’i okuyanlara harcansın. Yedi bin filorisi vakfeden için her gün ve gece, bu filori bitene kadar tecvitle Kur’an-ı Kerim okuyanlara ve sevabını vasiyet edene ita edenlere harcansın. Ayrıca bin filori de yetmiş bin kere ‘Lâilâhe illallah’ kelimesini zikredenlere ve sevabını vasiyet edene ita edenlere harcansın.”

Sultan ayrıca doksan beş bin dirhem kıymetindeki kırmızı yakuttan kaşı olan yüzüğün satılarak parasıyla gece gündüz ruhuna Kur’an-ı Kerim okunmasını, üzerindeki hac farizasını ıskat için birisine bedel haccı yaptırılmasını ve bütün masraflarının satılan yüzüğün parasıyla karşılanmasını ve namazını ıskat için de bir kişinin doğru şekilde namaz kılmasını, yüzüğün parasının bir kısmının bu şahsa verilmesini istedikten sonra son olarak şunu da vasiyet etti: “Mezarımın üzerine görkemli türbe yapmayın, üstü açık olsun ve vücudumu doğrudan doğruya toprağa gömün ki Cenab-ı Hakk’ın rahmeti üstüme yağsın.”

1451 yılında, 48 yaşındayken felç geçirerek vefat etti. Kabri Bursa’da, Muradiye Camii’ndedir.

Kaynakça

Aşıkpaşazâde, Âşıkpaşazâde Tarihi, Ankara, 1985; Kitâb-ı Cihan-Nümâ, c.2, Ankara, 1987; Solakzâde, Solakzâde Tarihi, c.1, Ankara, 1989; Ethem Cebecioğlu, Hacı Bayram Veli, Ankara, 1999; İ. Hami Danişmend, İstanbul’un Fethinin Manevi Kıymeti, İstanbul, 1953; Hasan Küçük, Osmanlı Devleti’ni Tarih Sahnesine Çıkaran Kuvvetlerden Biri: Tarikatlar, İstanbul, 1976; Sultan Murad Han, Fatih Sultan Mehmed’e Nasihatler, İstanbul, (tarihsiz), Tercüman 1001 Temel Eser; İ. Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c.1, Ankara, 1988; Ziya Nur Aksun, Osmanlı Tarihi, c.1, İstanbul, 1994.

Sayfayı Paylaş