Gazi Osman Paşa Muhteşem Bir Destan: Plevne

somuncubaba-223-07plevne

Osmanlı Devleti, İstanbul Konferansı’nda ağır baskılara maruz kaldı. Konferansta sunulan şartları kabul etmeyen Osmanlı’ya Rusya harp ilân etti (1877). Rus orduları Balkanlar ve Kafkasya üzerinden harekete geçtiler. Doğudan ilerleyip Erzurum’a kadar gelen Ruslar, Erzurum halkının harbe katılmasıyla mağlup oldular. Diğer yandan Balkanlarda ilerleyen Rus orduları, tarihin en şanlı savunmasına şahit oldular.
Plevne Destanı
Osman Paşa 1 Temmuz’da beraberindeki 25 piyade taburu, 12 süvari bölüğü, 48 sahra topu ve 6 dağ topu ile birlikte Vidin’den hareket ederek cebri yürüyüşü ile 7 Temmuz’da Plevne’ye vasıl oldu. Plevne, hiçbir istihkâmı bulunmayan açık bir hedef halinde idi. Osman Paşa, Plevne’ye girdikten sonra vakit geçirmeden istihkâm inşasına başladı. Gece yarısı Rus hatlarına yaklaşarak keşif yaptı. Ruslar taarruza hazırlanıyordu. Ertesi sabah Osmanlı birliklerini Plevne’den atmak için taarruza geçtiler. Paşa bu muharebede atıyla sürekli askerlerinin arasında dolaşıyor ve askere şevk ve heyecan vererek diri kalmalarını sağlıyordu. Ruslar çok kolay bir surette İstanbul’a varabileceklerini düşünerek İstanbul’un hayâlini kurmaya başlamışlardı lâkin unuttukları bir şey vardı; karşılarında iman dolu yürekler, şehadet arzusunu özleyen neferler vardı. On iki saat süren muharebenin ardından kahraman askerlerimizin mukavemeti neticesinde 2000 kayıp vererek mühimmatlarını bırakıp kaçtılar. 18 Temmuz’da Ruslar tekrar taarruz ettiler. Düşman mevcudu 55 bindi. Gazi Osman Paşa’nın ise 24 bin askeri bulunuyordu. Şafakla başlayan muharebe akşama kadar devam etti. Düşman ordusu perişan hâlde kaçmaya başladı. Osmanlı ordusu ümitsizliğe kapıldığı vakit Gazi Osman Paşa’nın soğukkanlılık ve metaneti savaşın seyrini değiştirmişti. Bu muharebe neticesinde de hüsrana uğrayan Ruslar 7000 kayıp vererek yeniden kaçtılar. Bütün dünya Plevne’ye odaklanmıştı, Rus ordusunun Plevne’den geçmesine müsaade etmeyen Osman Paşa, düşmana göz açtırmıyordu. Osmanlı ordusunun iki katı olan düşman ordusu her defasında darmadağın ediliyordu. Plevne’de bir kahramanlık destanı yazılıyordu. Osmanlı birlikleri iki gün sonra aniden karşı saldırıya geçerek düşmanı tekrar yerle bir etti. Kaçanlar kovalanıp cezaları kesildi, bir kısmı ise nehirde boğulup gitti. Bu muharebenin sonunda Osmanlı ordusunun maneviyatı ve ümidi artarken, Rus ordusuna da ümitsizlik hâkim oluyordu. Payitahttan katî emir gelmişti, Plevne sonuna kadar müdafaa edilmeliydi. Bu destan için yazılan bir dörtlük şu şekildedir.
Tuna nehri akmam diyor
Etrafımı yıkmam diyor.
Şanı büyük Osman Paşa
Plevne’den çıkmam diyor.
Kanlı Tabya
Yedikleri darbelerden sonra muvaffak olamayacaklarını düşünen Ruslar tüm kuvvetlerini Plevne’ye yığmış ve Rus Çarı bizzat cepheye gelerek muharebeyi takip etmiştir. Korkudan ne yapacağını bilemeyen Rus Çarı, Romanya Prensi Karol’a telgraf çeker: “İmdadımıza gel! İstediğin gibi, istediğin yerden, dilediğin şartlarla Tuna’yı geç! Acele Plevne’de yardımımıza yetiş! Mahvoluyoruz! Hıristiyanlık davasını kaybetmek üzere!” Romenlerin de iştirak etmesiyle Ruslar 29 Ağustos’ta top atışlarına başladılar. 5 gün sonra top atışlarını kesen Ruslar hücum etmeyi planlamışlardı. Taarruz 11 Eylül’de yapıldı. Romenler, Osmanlı ordusunu ikiye bölmek maksadıyla Kanlı Tabya denilen bölgeye saldırdı. Tehlikeli anlarda soğukkanlılığını korumasıyla, olaylar karşısında süratli intikaliyle bilinen Osman Paşa tedbiri almıştı bile. Osman Paşa, Yunus Bey Tabyası’nın düşmesinin, Plevne’nin de düşmesi demek olduğunu bildiği için Yunus Bey’e, mevziini terk eden askerin idam emrini verdi. Çünkü Osmanlı’da savaştan kaçanın cezası ölümdü. Bir hafta süren muharebeler sonunda düşman tekrar mağlûp oldu. Osman Paşa tabyalara taarruz emri verdi. Sabahleyin başlayan ve dokuz saat süren taarruz neticesinde düşman birlikleri üçüncü kez mağlûp oldu. Osman Paşa’nın en büyük zaferi olan 3. Plevne Muharebesi’nde düşman mevcudu 100 bin, Osmanlı ordusu ise 30 bin civarında idi. Bu muharebede Ruslar 3’ü general ve 300’ü subay olmak üzere 15 binin üzerinde ölü verdiler, Osman Paşa’nın ordusunun kaybı ise 4-5 bin civarında şehit ve yaralı idi. Osman Paşa’ya, Plevne’de kazanmış olduğu bu üçüncü başarı üzerine “Gazilik” unvanı verildi.
“Tarihin En Muhteşem        Destanlarından Birini Yazdınız.”
Plevne, birkaç mevkiinin de düşmesiyle tamamen muhasara edildi. Gazi Osman Paşa, cephede kumandanlara talimat verir iken yanlarına top mermisi düştü. Ortalık toz duman oldu, herkes bir yere atlamış, yere kapaklanmıştı. Tehlike geçtikten sonra yerden kalkanlar Paşa’nın pervasızca yerinde durduğuna şahit olmuşlardı. “Korkmadınız mı Paşam?” sorusuna sakin bir sesle “Allah mermilerin her birine gazada bulunanların isimlerini teker teker yazmıştır. Kimin zamanı gelmişse, o mermi onu şehit eder. Bu mermi parçalarının hiçbirinde ismimiz yokmuş ki, hepimiz sağ kaldık. Bunun için düşmanın güllesinden korkulmaz.” diye cevap verdi. Grandük Nikola teslim olma çağrısı yaptı. Gazi Osman Paşa’nın cevabı sert oldu: “Osmanlı ordusu; cesaret, sebat ve kuvvetlerini ispat etme noktasından asla geride kalmamış, bugüne kadar yapılan bütün harplerde muvaffak olmuştur. Askerimin şevkinden hiçbir şey azalmamıştır. Plevne ordusu, şerefini muhafaza için yapması icap eden her şeyi yapmış da değildir. Bugüne kadar vatanımız ve imanımız uğrunda seve seve kan döktük; teslim olmaktansa, bundan sonra da aynı surette devam edeceğiz.” Gazi Osman Paşa, aç kalıp teslim olmaktansa ölmek pahasına da olsa taarruzu makul gördü. 1 Aralık 1877’de komutanları yanına çağırarak vaziyeti istişare etti. Yarma harekâtı yapılmasına karar verildi ve hazırlıklara başlandı. Lâkin Plevne’de Osmanlı tebaası bir Yahudi, gizlice Ruslara kaçarak Osman Paşa’nın yarma harekâtı ile şehirden çıkmayı planladığını bildirdi. Gazi Osman Paşa, harekâta başlamadan evvel askerlerine şöyle bir konuşma yaptı: “Allah’ın inayetiyle son hamlemizi yapacağız. Bugün Zilhicce ayı içindeyiz. Bütün Âlem-i İslâm kurban kanını akıtmaktadır. Bizim ise kesilecek kurbanımız yoktur. Biz de burada düşman kanını dökelim. Allah muininiz olsun.” Gazi Osman Paşa, 10 Aralık’ta ordusunu ikiye ayırarak taarruza geçti. Bizzat kumanda ettiği ordu, Rus mevzilerine karşı büyük bir şevk ve azimle taarruz ederek cepheyi yardı. Kahramanca vuruşa vuruşa ilerleyen şanlı ordu Rus tabyalarını zapt etti. Lakin Ruslara gelen takviyeler yardımıyla tabyalar geri alınıyordu. Paşa’nın atı Rus topçusunun ateşi sonucu isabet eden şarapnel parçasıyla devrildi, kendisi de sol ayağından yaralandı. Ordu içinde hemen Osman Paşa öldü haberi yayılmasıyla birlikte askerler paniğe kapıldı. Artık Ruslar Plevne ordusunu her yerden kuşatmıştı. Teslim olmamakta direnen Paşa’nın üzüntüsü büyüktü lâkin ümit kalmamıştı. Komutanların da ısrarı sonucu teslim olmaya karar verildi. Kahraman komutan yaralı hâlde esir düştü. Osman Paşa faytonla Plevne’ye götürülürken, Çarın kardeşi Grandük Nikola atıyla yetişerek elini uzattı ve “Plevne müdafaanızı tebrik ederim, tarihin en muhteşem destanlarından birini yazdınız.” dedi. Rus subayları “Bravo!” nâralarıyla Osman Paşa’yı selâmladılar. Evet, Paşa teslim olmuştu, lakin yine de muzaffer sayılacaktı.
Gazi Osman Paşa, Çar tarafından kabul edilerek tebrik edildi. Rusya’da esir olarak değil misafir olarak kaldı. Lâkin maalesef Ruslar Gazi Osman Paşa’ya gösterdiği saygıyı Türk askerlerine göstermediler. Bir müddet Rusya’da misafir olarak kalan Gazi Osman Paşa, Ayestefanos’un imzalanması üzerine İstanbul’a geldi. Sultan Abdülhamid Han, Osman Paşa’yı kucaklayarak “Gel benim kahraman oğlum, Osman’ım. Berhudar ol. Sen benim yüzümü ağarttın. İki cihanda da yüzün ak olsun.” diye dua etti.
Plevne Savunmasının Sonuçları
On sekizinci yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti için büyük bir tehdit olarak görülen Rus ordusunun dünyadaki teknik gelişmelere ayak uyduramamış olduğu ve Rus ordusunda idare zaafları yaşandığı anlaşılmıştır. Yüzyıllar öncesinin savunma şekli olarak görülen hendek ve siper sisteminin yetenekli bir komutan tarafından on dokuzuncu yüzyılın savaş teknolojisine karşı etkili bir şekilde nasıl kullanıldığı görülmüştür. Plevne’yi savunmakla vazifeli askerî birlik, asker ve silah sayısı bakımından kendisinden üç kat daha fazla olan düşmana karşı, kıt imkânlarla, beş ay boyunca verdiği başarılı mücadeleyle Türk askerinin dirayetini ve Gazi Osman Paşa gibi bir komutanın asker idaresindeki önemini dünyaya göstermiştir.
Plevne Savunması tarihin akışını değiştiren ender olaylardan biridir. Gazi Osman Paşa burada 5 ay süre ile Rusları durdurarak ilerlemelerini geciktirmiştir. Ancak bu şehrin düşmesi Osmanlılar açısından 93 Harbi’nin kaybedilmesinin önünü açmıştır. Plevne’nin Osmanlılarca tutulması sonucu ele geçirilen Şıpka Geçidi’ne Ruslar takviye kuvvet gönderemediklerinden savunma konumunda kaldılar. Buna rağmen Osmanlılar geçidi geri almak için yaptıkları 2. ve 3. Şıpka Geçidi Muharebelerini kaybettiler. Plevne’nin düşmesi ile Ruslar takviye kuvvetleri bu geçide göndererek 4. Şıpka Muharebesi’ni yapıp geçit çevresindeki Osmanlı kuvvetlerini büyük bir yenilgiye uğratıp İstanbul’a kadar ilerlediler. Eğer Şıpka Geçidi’ni Osmanlılar tutup, 2. veya 3. Plevne Muharebelerinden birinde kaçan düşmanı takip etselerdi, Balkan cephesinde her şey Osmanlı lehine değişebilirdi. Bununla birlikte bu büyük savunma “Avrupa’nın hasta adamı” olarak bilinen Osmanlı İmparatorluğu’na Batı’da hayranlık kazandırdı. Ruslara Berlin Konferansı’nda pek de sempatik olmayan muamele yapılmasının sebeplerinden biri oldu. Teslim olan Osman Paşa ise Rus Çarı ve ordusu tarafından iyi bir şekilde karşılanıp başarılı savunması nedeniyle Ruslarca da saygın bir muamele gördü. Şehri teslim ederken Rus komutanlara teslim ettiği kılıcı askerlik kuralları gereği başarılı muharebe çıkaran generallere gösterilen saygının bir ifadesi olarak kendisine geri verildi. Savaş sonunda Osmanlı topraklarına geri dönen Osman Paşa II. Abdülhamit tarafından başarısı nedeniyle saray mareşalliğine yükseltildi.

Kaynakça
“Bahaddin Yediyıldız, “Plevne Kahramanı Gazi Osman Paşa” Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 1/1, Ankara 1983.
Fahir Armaoğlu, 19. Yüzyıl Siyasî Tarihi, TTK, Ankara 1997.
İbrahim Edhem, Plevne Hatıraları, İstanbul 1979.
İsmail Hami Danişmend, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, c. 4, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1972.
Rıfat Uçarol, Siyasi Tarih, Filiz Yayınları, İstanbul 2000.
Zuhuri Danışman, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, İstanbul 1964.

Sayfayı Paylaş