Fethin Sembolü / Camii Ayasofya

238 Dergi-24

Ayasofya, Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından, M.532-537 yılları arasında İstanbul’un tarihî yarımadasındaki eski şehir merkezine inşa ettirilmiş bazilika planlı bir patrik katedrali olup 1453 yılında İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından camiye dönüştürülmüştür. Fetih Camii niteliğinde kılıç hakkı olarak asırlarca İslâm medeniyetine hizmet etmiştir.  Fethetmek hayata açmak anlamındadır. Adil bir şekilde İnsanları yönetmek, huzur ve güven ortamı oluşturmaktır fetih.

Anlamı ve Tarihçesi   

Ayasofya adındaki “aya” sözcüğü “kutsal, azize”, “sofya” sözcüğüyse herhangi bir kimsenin adı olmayıp Eski Yunancada “bilgelik” anlamındaki sophos sözcüğünden gelir. Dolayısıyla “aya sofya” adı “kutsal bilgelik” ya da “ilahî bilgelik” anlamına gelmekte olup Ortodoksluk mezhebinde Tanrı’nın üç niteliğinden biri sayılır. VI. yüzyılın ünlü bilim adamları, fizikçi İsidoros ve matematikçi Anthemius’un yönettiği Ayasofya’nın inşaatında yaklaşık 10.000 işçinin çalıştığı ve I. Justinianus’un bu iş için büyük bir servet harcadığı belirtilir. Bu çok eski binanın özelliği, yapımında kullanılan bazı sütun, kapı ve taşların binadan daha eski yapı ve tapınaklardan getirilmiş olmasıdır. Ortodoks Kilisesi’nin bin yıl boyunca merkezi olan Ayasofya, 1054 yılında Patrik I. Mihail Kirularios’un Papa IX. Leo tarafından aforoz edilmesine şahitlik etmiş olup bu olay, genel olarak Schisma’nın, yani Doğu ve Batı kiliselerinin ayrılmasının başlangıcı sayılır.

Fatih’in Ayasofya Vakfiyesi

Tarih¸ insanlığın ve milletlerin hafızasıdır. Bu sebeple¸ bilhassa milletlerin hayatında tarih bilgi ve şuuru önemli bir yer tutar. Tarih şuuru ya da tarih bilinci, tarihimizi en doğru bir şekilde bilinmesi demektir. İnsanların kendi tarihlerinde olup bitenleri anlayıp farkına varmasıdır. Her insanın bir geçmişi vardır ve bu geçmişi bilmek bizi ileriye götürür. Aslında bir geçmişe sahip olduğumuzu bilmek tarih şuurudur. İstanbul Fatihi Sultan Mehmed Han, Ayasofya Camii’nin ve vakfının korunmasına ilişkin yayınladığı vakfiyesinde şu ifadelerde bulunuyordu:  “Allah’ın yarattıklarından Allah’a ve O’nun rü’yetine iman eden, ahirete ve onun heybetine inanan hiçbir kimse için, sultan olsun melik olsun, vezir olsun bey olsun, şevket ve kudret sahibi biri olsun hâkim veya mütegallib olsun, özellikle zâlim ve diktatör idareciler tarafından tayin olunan, fâsid bir tahakküm ve bâtıl bir nezâret ile vakıflara nâzır ve mütevelli olanlar olsun ve kısaca insanlardan hiçbir kimse için, bu vakıfları eksiltmek, bozmak, değiştirmek, tağyir ve tebdil eylemek, vakfı ihmal edip kendi hâline bırakmak ve fonksiyonlarını ortadan kaldırmak asla helal değildir!

Kim ki, bozuk teviller, hurafe ve dedikodudan öteye geçmeyen bâtıl gerekçelerle, bu vakfın şartlarından birini değiştirirse veya kanun ve kurallarından birini tağyir ederse; vakfın tebdili ve iptali için gayret gösterirse; vakfın ortadan kalkmasına veya maksadından ve gayesinden başka bir gayeye çevrilmesine kast ederse, vakfın temel hayır müesseselerinden birinin yerine başka bir kurum ikame eylemek ve vakfın bölümlerinden birine itiraz etmek dilerse veya bu manada yapılacak değişiklik veya itirazlara yardımcı olur yahut yol gösterirse; veya şer’i şerife aykırı olarak vakıfta tasarruf etmeye azmeylerse, mesela şeriata ve vakfiyeye aykırı ferman, berat, tomar veya talik yazarsa veyahut tevliyet hakkı resmi yahut takrir hakkı resmi ve benzeri bir şey talep ederse, kısaca batıl tasarruflardan birini işler yahut bu tür tasarrufları tamamen geçersiz olan yazılı kayıtlara ve defterlere kaydeder ve bu tür haksız işlemlerini yalanlar yumağı olan hesaplarına ilhak ederse, açıkça büyük bir haramı işlemiş olur, günahı gerektiren bir fiili irtikâb eylemiş olur. Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti üzerlerine olsun. Ebeddiyyen cehennemde kalsınlar, onların azapları asla hafifletilmesin ve onlara ebeddiyyen merhamet olunmasın. Kim bunları duyup gördükten sonra değiştirirse, vebali ve günahı bunu değiştirenlerin üzerine olsun. Hiç şüphe yok ki, Allah her şeyi işitir ve her şeyi bilir.” 

Feth-i Mübîn ve Fethin Sembolü 

Büyük toplarla şehrin surları dövülürken, şehir halkının kuvve-i manevisi bozuldu. Bunlar yapılırken Tophane, Boğazkesen ve Galata Kulesi arasından Kasımpaşa üzerinden 67 veya 72 gemi Haliç’e indirilmiştir. Gemilerin Haliç’e bu şekilde indirilmesine Bizanslılar (Rumlar) çok şaşırmışlar artık şehrin savunmasının mümkün olmayacağını anlamışlardır.27 Mayıs Pazar günü toplanan Divan’da son durum görüşülmüş, son hücumun nasıl yapılacağına karar verilip gazilerin maneviyatları artırılarak savaşa teşvik edilmiştir. 

28 Mayıs gündüzü sakin geçmesine rağmen, gecesinde fetih için her türlü tedbir alınmış, sancak kılıfından çıkarılmış, kösler çalınmaya başlamış her yeri tekbir nidaları doldurmuştur. Sultan Mehmed Topkapı cephesinde bizzat fethe iştirak etmiştir. 29 Mayıs Salı günü sabaha karşı umumi hücum başlamıştır. Topkapı ile Edirne kapısı arasında açılmış olan gedikten padişahın başında bulunan kol buraya hücum etmiştir. Kapıların ve duvarların yıkılması, top atışlarının şiddeti ve Osmanlı askerinin cesareti karşısında kaledekilerin umudunu sona ermiştir. Hücum sırasında Bizans İmparatoru Kontekuzen maktul düşmüş fakat cesedi bulunamamıştır. Osmanlının son hücumlarıyla Rumlar kaçmış surlara Osmanlı sancağı dikilmiştir. Her burca çıkan Osmanlı neferi ise yüksek sesle Fetih Suresi’ni okumuştur. Bundan sonra tekbir ve tehlil sesleri, Allah ve Muhammed (s.a.v.) nidaları ayyuka çıkmış ortalık mahşer halini almış, Feth-i Mübîn gerçekleşmiştir.

İstanbul’u fethiyle 916 yıl kilise olarak hizmet veren Ayasofya, camiye dönüştürüldü. Fetihle birlikte “Fatih” unvanını alan Fatih Sultan Mehmet, fetihten sonraki ilk cuma olan 1 Haziran 1453’te cuma namazını Ayasofya’da kıldı. 1453’te kilise camiye dönüştürüldükten sonra Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet’in gösterdiği hoşgörüyle mozaiklerinden insan figürleri içerenler tahrip edilmemiş ince bir sıvayla kaplanmış ve yüzyıllarca sıva altında kalan mozaikler, bu sayede doğal ve yapay tahribattan kurtulabilmiştir. Cami, müzeye dönüştürülürken sıvaların bir kısmı kazınmış mozaikler ise gün ışığına çıkarılmıştır. Döneminin en geniş kubbesi olan Ayasofya’nın merkezî kubbesi, Bizans Dönemi’nde birçok kez çökmüştür. Mimar Sinan’ın binaya istinat duvarlarını eklemesinden itibaren hiç çökme yaşanmamıştır. Osmanlı Dönemi’nde padişahlar Ayasofya’ya çok değer verdi, “Fethin Sembolü” olan Ayasofya’nın korunup yaşatılması için hiçbir fedakârlıktan kaçınılmadı. Ayasofya’ya özel bir önem veren Fatih Sultan Mehmet kilisenin derhal temizlenip camiye çevrilmesini emretti, fakat adını değiştirmedi. İlk minaresi onun döneminde inşa edilmiştir. Osmanlılar bu tür yapılarda taş kullanmayı tercih etmekle birlikte minarenin hızla inşa edilebilmesi amacıyla bu minare tuğladan yapılmıştır. Fatih Sultan Mehmet, Ayasofya’yı camiye çevirdikten sonra en önemli gelir kaynaklarını aktardığı Ayasofya Camii Vakfı’nı kurdu. 

Osmanlı Tarih Sürecinde Ayasofya için Yapılanlar

Sultan II. Bâyazîd camiye beyaz mermerden bir mihrap ve kuzeydoğu köşesine bir minare yaptırdı. Ayasofya, II. Selim Dönemi’nde dayanıksızlık belirtileri gösterdiği için Mimar Sinan tarafından eklenen dış istinat yapılarıyla takviye edilerek, son derece sağlamlaştırıldı. Bu istinat yapılarıyla birlikte Mimar Sinan ayrıca kubbeyi taşıyan payeler ile yan duvarlar arasındaki boşlukları kemerler ile besleyerek kubbeyi iyice sağlamlaştırdı. Ayasofya’nın içine Osmanlı Dönemi’nde eklenen diğer yapılar arasında mermerden minber, hünkâr mahfiline açılan galeri, müezzin mahfili, vaaz kürsüsü bulunuyor. I. Ahmet Devri’nde geniş çaplı tamir ve bakım çalışması yaptırıldı, mihraba besmele yazdırıldı. IV. Murat Devri’nde Ayasofya’nın içi hat levhalarla süslendi. III. Ahmet Dönemi’nde Ayasofya’nın hünkâr mahfili yenilendi, cami ortasına büyük bir top kandil asıldı, genel bir tamir ve bakım yapıldı. I. Mahmut, 1739’da binanın restore edilmesini emretti ve bir kütüphane ile binanın yanına bir medrese, bir imarethane ve bir şadırvan ekletti. III. Selim,  Ayasofya’da bulunan halıların tamamını değiştirdi, Mehmet Esad Yesarî hattı ile yazılmış iki levha astırdı. II. Mahmut Dönemi’nde Ayasofya’da büyük çaplı tamir ve bakım çalışması yapıldı. Ayasofya’nın Osmanlı Dönemi’ndeki en ünlü restorasyonlarından biri Sultan Abdülmecit’in emriyle mimar Fossati kardeşler tarafından 1847-1849 yılları arasında gerçekleştirildi. Kubbe, tonoz ve sütunları sağlamlaştırıldı ve binanın iç ve dış dekorasyonunu yeniden elden geçirildi. Üst kattaki galeri mozaiklerinin bir kısmı temizlendi, çok tahrip olanları ise sıvayla kaplandı ve altta kalan mozaik motifleri bu sıva üzerine resmedildi. Işıklandırma sistemini sağlayan yağ lambası avizeleri yenilendi. Sultan Abdülaziz ve II. Abdülhamit Devirlerinde de Ayasofya’da önemli onarım faaliyetleri gerçekleştirildi.

Ayasofya’nın Müzeye Dönüşümü

Restorasyon çalışmaları nedeniyle 1930-1935 yılları arasında halka kapatılan Ayasofya’da, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emriyle bir dizi çalışma yapıldı. Bu çalışmalar sırasında çeşitli restorasyonlar, kubbenin demir kuşak ile çevrilmesi ve mozaiklerin ortaya çıkarılıp temizlenmesi işlemleri gerçekleştirildi. Bakanlar Kurulu’nun 24 Kasım 1934 tarih ve 7/1589 sayılı kararıyla Ayasofya, müzeye dönüştürüldü. Ayasofya, 1985’te UNESCO Dünya Kültür Mirası listesine girdi. Açılışından İstanbul’un fethine kadar 916 yıl kilise, 1453’ten 1934’te alınan kararla müze oluncaya kadar cami olarak kullanılan, 86 yıldır da müze olarak hizmet veren Ayasofya en çok ziyaret edilen eserlerin başında yer almaktadır.

Yıllar Sonra Ezan ve Namaz / Ayasofya’nın Cami Olması

Ayasofya’da Temmuz 2016’da düzenlenen Kadir Gecesi programında, sabah ezanı okundu. Ekim 2016’da Ayasofya’nın ibadete açık olan bölümü Hünkâr Kasrı’na, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından uzun yıllardan sonra ilk kez asaleten imam atandı. 2016 itibarıyla Hünkâr Kasrı bölümünde vakit namazları kılınmaya ve minarelerinden Sultanahmet Camii ile beş vakit çifte ezan okunmaya başlandı. İstanbul’un fethinin 567. yıl dönümünün kutlandığı bu yıl ise 29 Mayıs’ta Ayasofya içinde Fetih Suresi okundu. Danıştay 10. Dairesi, Ayasofya’nın camiden müzeye dönüştürülmesine dair 24 Kasım 1934 tarihli Bakanlar Kurulu kararını iptal etti. Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan da Ayasofya Camii’nin yönetiminin Diyanet İşleri Bakanlığı’na devredilmesini ve ibadete açılması doğrultusundaki kararı imzaladı. Böylece Ayasofya’nın cami olarak açılması kararlaştırıldı. 24 Temmuz 2020 de Cuma namazı kılınarak cami şekline tekrar gelecek olan Ayasofya 86 yıllık aradan sonra tarihe altın harflerle yazılacaktır. Ecdada layık olmanın en güzel örneği sergilenirken tüm dünya ve İslâm âlemi bu önemli ana şahitlik yapacaktır. 24 Temmuz 1923 ise Lozan’ın imzalanma tarihidir. 24 temmuzda Ayasofya’nın tekrar fetih camisi olarak açılması ise ayrı bir incelik, zarafet ve nasibin var olduğunu göstermektedir. Tarih ise Ayasofya’yı açma nişanesini taşıyanları minnet ve şükranla anacaktır.

Bibliyografya

Aşıkpaşazade, Tevarih-i Ali Osman, İstanbul 2007.

Erol Güngör, Tarihde Türkler, İstanbul 1989.

İbn-i Kemal, Tevarih-i Al-i Osman c. II, (Şerafettin Turan), Ankara1983.

İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, C.I, Ankara 1972.

Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkuresi, c.II. İstanbul 2003.

Şıhabeddin Tekindağ, Yeniçağ Tarihi Ders Notları.

Tursun Bey, Tarih-i Ebü’l- Feth, (Haz.: Mertol Tulum), İstanbul 1974.

Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, İstanbul 1970.

Sayfayı Paylaş