FATİH SULTAN MEHMED HAN’A SUİKAST TERTİBİ

FATİH SULTAN MEHMED HAN’A SUİKAST TERTİBİ

Fatih Sultan Mehmed, 27 Nisan 1481 Cuma günü bizzat ordusunun başında Anadolu tarafına, Üsküdar’a geçti. İstanbul Fatihi’nin hedefi nereydi? Hiç kimse bilmiyordu! Zira o, ne zaman bir sefere çıkacak olsa maksadını en yakınlarından dahi gizler varılacak yere yaklaşmadıkça planını açıklamazdı. Hiç kimseyi gizli düşüncelerinden haberdar etmez, sırdaş eylemezdi.

Aslında 1481 yılına gelindiğinde Fatih’i ilgilendiren ve çözülmesi düşünülen üç önemli mesele vardı. Bunların en mühimi Mısır meselesi idi. Fatih Sultan Mehmed’in Memluk Sultanı ile hac yolu üzerindeki su kuyularının tamiri meselesinden doğan anlaşmazlığı, Dulkadirli ülkesindeki nüfuz mücadelesi ile doruğa çıkmıştı. Fakat Avrupa ve Akdeniz tarafındaki hareketlilikten dolayı Padişahın Memluklerle ilgilenmeye vakti olmamıştı. 1479 yılında Memluk Sultanı Kayıtbay’ın desteklediği Şah Budak ile Osmanlıların desteklediği Alaüddevle Bozkurt Bey arasında şiddetlenen mücadele iki devleti bir kez daha karşı karşıya getirdi. Zira Osmanlı askerinin desteğiyle hareket eden Alaüddevle Bey mağlup olduğu gibi maiyetindekilerden büyük bir kısmı da esir düşmüştü. Memluk Sultanı’nın, Sis Naibi tarafından Kahire’ye gönderilen Osmanlı askerlerinin başlarıyla çevgan oyunu tertip ettirmesi, Fatih’in asla kabullenebileceği bir durum değildi. Artık Memluklerle savaş şart olmuştu.

İkinci olarak Rodos çıkartmasının başarısızlıkla neticelenmesi Fatih’i son günlerinde en çok üzen olaylardan biri olmuştu. 23 Mayıs 1480 tarihinde Gelibolu’dan hareket eden Vezir Mesih Paşa komutasındaki ordu, asıl çıkarmayı 28 Temmuz 1480’de yaptı. Fakat muhasara, Mesih Paşa’nın basiretsizliği yüzünden başarılı olamamıştı.

Üçüncü olarak Fatih’in 1480 yılının baharında Gedik Ahmed Paşa komutasında İtalya’ya gönderdiği ordu, 28 Temmuz 1480 günü Otranto’ya çıkarma yapmış ve on dört günlük mukavemetin ardından şehri 11 Ağustosta teslim almıştı. Şimdi muhtemelen Fatih’in İtalya’yı fethi planı uygulamaya girecekti. İşte bu itibarla sefer yönü meçhuldü. Hazırlıklar uzak bir sefer için yapılmıştı. Ordunun yönü Anadolu olduğu malum ise de Arap mı yoksa Acem mi belli değildi. Giderken Rodos’u vurma ihtimali de vardı. Onun bir yılda bir kaç devlete sefer ettiği çok görülmüştü.1

Fatih Sultan Mehmed Hanın tuğları 1481 yılı baharının girişinde Üsküdar’da dalgalanmağa başlamıştı. Anadolu birliklerinin Konya Ovası’nda toplanmasını emretmişti. Ayrıca Karaman Valisi Şehzade Cem’i de bir miktar birlikle Suriye hududuna göndermişti. Ancak Padişah, rahatsızlığı sebebiyle Üsküdar’da birkaç gün konakladı. Padişah atla gidemeyecek kadar dermansız olduğundan at arabası ile harekete geçti. Doğuya doğru ilerlemeğe başlamıştı. Bitkin bir halde Gebze’ye yakın Maltepe’de Tekfur Çayırı veya Hünkâr Çayırı denilen yerde kurulan ordugâhına indi. Hali iyice sarsılmış, ağrıları da epeyce artmış bulunuyordu. Nihayet 3 Mayıs 1481 Perşembe günü akşama yakın otuz yıllık saltanatından sonra kırk dokuz yaşında iken hayata gözlerini yumdu. İstanbul’dan çıkışı ile ölümü arasında yedi gün geçmişti. Solakzade “dua-i hayr” ibaresini şu kıt’a ile vefatına tarih olarak düştü.

Ölmedi şah Mehemmed İbn Murad

Belki bağ-ı cinâne kıldı seyr

İşi hayr olduğu için halka

Oldu tarih ana dua-i hayr (H. 886/M. 1481)2

Suikast Tertibi, Zehirlenme Meselesi

Fatih Sultan Mehmed Han’ın 1464 yılından beri yakalanmış olduğu nikris (gut veya damla) hastalığından muzdaripti. Son seferlerinde ıstırabı daha da artmış ve bazı seferlere katılamamıştı. Ağrıboz Seferi’nde ise yorgunluğunun ve rahatsızlığının had safhaya çıktığı bir deminde; “İşbilir bir vezirim yok ki işlerimi göre.” diyerek halini ortaya koymuştu. Bu itibarla son üç yıldır gerçekleştirilen seferlere de katılamamıştı. Nihayet son seferine de hasta olduğu halde çıkmış ve çok geçmeden de ağrıları daha da şiddetlenerek tedaviye cevap veremez hale gelmişti.

Fatih Sultan Mehmed’in zehirlendiği tezi ilk kez ünlü Alman tarihçi Franz Babinger (v. 1967) 1953 yılında kaleme aldığı “Mehmed der Eroberer und seine zeit”3 isimli eserinde ortaya attı. Şöyle ki: “Mehmed’in 25 Nisan Çarşamba günü Üsküdar’a geçmesiyle sefer başladı. Gebze civarında Hünkâr Çayırı’nda konaklandı. Sultan burada 1 Mayıs’ta şiddetli karın ağrıları çekmeye başlayınca hekimler çağırıldı. Eski hastalıklarının yani damla ile romatizmanın yanı sıra yeni hastalıklarda baş göstermişti. Sultanı ilk tedavi etmeye çalışan hekim, Acem el-Lari oldu. El-Lari’ye ilişkin öykülerin en ılımlı olanı, Sultan’a istemeden yanlış bir ilaç vermesidir. Bu yüzden El-Lari’nin öldürülmesinin nedeni muhtemelen ya Sultan’ı öldürme girişimine tanıklık etmiş olması ya da Mehmed’in ölümünden bizzat sorumlu olmasıdır. Hekim Lari başarısız olunca, Sultan’ın hasta yatağına eski dostu Maestro Jacopo (Yakup Paşa)4 çağırıldı. Ancak Jacopo elinden bir şey gelmeyeceğini, çünkü daha önceki hekimin yanlış bir ilaç kullanmış olduğunu ve bu ilacın etkilerini gidermenin artık mümkün olmadığını söyledi. Sultan dayanılmaz acılar çekiyordu. Can çekişen Sultan’a verilen ilaç, bağırsaklarını tıkamıştı anlaşılan.”5 Babinger hüküm kısmında da şunları söylemektedir: “Mehmed’in ölüm nedeninden emin değiliz. Çok sayıda düşmanının oluşu ve ölümüne ilişkin bazı ayrıntılar, muhtemelen zehirlendiğini gösteriyor. 25 Nisan’da başkentinden ayrıldığında sağlığı yerinde olmalıydı. Zaten görgü tanıkları da o ölümcül bağırsak sancılarının ertesi Salı günü ansızın başladığını söylemiştir. Bütün bunlar Mehmed’in yola çıktıktan hemen sonra zehirlendiği ve hiçbir ilacın hayatını kurtarmaya yetmediği iddiasını desteklemektedir. Eğer zehirlenmişse bunun kimin işi olduğunu bilmiyoruz. Bu işte Venediklilerin parmağı olduğu pek muhtemel görünmemektedir. Sultan’ı oğlu Bayezid de zehirlemiş olabilir.”6 Diğer taraftan Babinger, eserinin başka yerlerinde Yakup Paşa’nın (Maestro Jacopo) Fatih’i öldürmek veya zehirlemek konusunda birtakım girişimlerde bulunduğunu iddia etmekte ise de ölümünde onu sorumlu tutmamaktadır. Ona göre zehirleyen konumunda hekim Lari, zehirleten ise Şehzade Bayezid’dir.

Aslında Babinger’i kıymetli bilim adamı İstanbul Üniversitesi Profesörlerinden merhum Şehabeddin Tekindağ bir makalede ele alarak ve belgelerle cevaplar vererek çürütmüş, kendi hastalığından eceliyle vefat ettiğini açıklamıştır.7 Buna rağmen Fatih’in vefatı ile ilgili olarak makale ve eserler kaleme alınmıştır. Şu boyut ise göz ardı edilmemelidir: Fatih’in Roma’ya yönelmesi üzerine Venedikliler veya Papalık bu büyük Türk Hakanı’nı zehirletmeğe muvaffak olmuşlardır. Fatih’in hekimbaşısı Yahudilikten dönme Yakup Paşa satın alınmış olabilir.

Yılmaz Öztuna bu konudaki mütalaaları şöyle özetlemektedir: “Fatih, Venedik tarafından zehirletilerek ölmüştür. Bu Venedik’in Padişah’ın şahsına tevcih edilmiş on beşinci ve sonuncu suikast olup, diğer on dördü hedefine ulaşamamıştı. Venedik nihai teşebbüsü, Fatih’in hususi hekimlerinden Venedikli bir Yahudi olup güya ihtida eden ve Yakup Paşa adını alan Maestro Jacopo vasıtasıyla yapmıştı. Venedik muvaffak olduğu takdirde Jacopo’ya muazzam bir meblağ vaat etmekle kalmıyor, Jacopo’nun kendisi ve neslinden gelecek bütün ahfadı için Venedik vatandaşlık hukuku tanıyor, bunları Cumhuriyet’in bütün vergi ve mükelleflerinden muaf tutuyordu. Fatih Üsküdar’a geçtiği gün yani 25 Nisan’da zehirlenmeye başlamış sonra tedavi yapıldığı iddiasıyla zehrin dozu artırılmıştır. Fatih’in ölümünü yakından bilen Aşıkpaşazade, padişahın ciğerinin doğranarak kan kustuğunu yazmaktadır. Hakan’ın suikasta maruz kaldığı derhal anlaşılmış, Maestro Jacopo/Yakup Paşa hükümdarın ölümünden az sonra Türk askeri tarafından parça parça edilmiş, milyonlara kavuşamamıştır.”8 Venedik 1456 ile 1479 yılları arasında 14 defa Fatih’i zehirleme teşebbüsünde bulunmuştur. Arnavut Paul isimli berber, Trogirli bir denizci, Vlaco isimli bir Yahudi hekim, Floransalı Francesco Baroncello, Krakowlu bir Polonyalı ve Katolanyalı bir maceraperestin isimleri bu suikast teşebbüslerinde geçer.9

Yılmaz Öztuna’nın bahsettiği Aşıkpaşazâde’nin eserinde manzum olarak yazdığı şiirin tam metni şöyledir:

Tabibler şerbeti kim verdi Hana

O Han içti şarabı kana kana

Ciğerin doğradı şerbet o Hanın

Hemin-dem zari etti yana yana

Dedi niçün bana kıydı tabipler

Boyadılar ciğeri canı kana

İsabet etmedi tabip şarabı

Timarları kamu vardı ziyana

Tabibler Hana çok taksirlik etti

Budur doğru kavil düşme gümâna

Dua et Aşıkı bu Han hakkında

Ki nur-ı rahmete canı boyâna

Bu ifadeler zehirlendiğinin en mühim kanıtıdır. Aşıkpaşazade’nin eserinde Fatih’in vefatını anlatan şu ifadeleri de bulunmaktadır: “Ölümüne sebep ayağında zahmeti vardı. Doktorlar tedaviden aciz kaldılar. Nihayet doktorlar bir araya toplandılar. İttifak ettiler, ayağından kan aldılar. Zahmet daha ziyade oldu. Sonra şarab-ı fâriğ (bir çeşit rahatlatıcı, şurup) verdiler. Nihayet rahmet-i Rahman’a kavuştu”, diyerek olayı nakleder. (3 Mayıs 1481 Perşembe günü, ikindi vakti…)

Sonuç

Bu yazımızda Cihan Padişahı’nın vefat anını anlamaya çalıştık. Bazı tarihçilerin suikastla öldürüldü demelerine karşın bazıları ise eceliyle öldüğünü ifade ettikleri görülmektedir. Ama her şeyi iyi tetkik edip şüpheyle yaklaşmakta fayda vardır. Çünkü tarih boyunca çok sayıda devlet adamı, ilim erbabı, bürokrat, düşünür aynı akıbetle karşılaşmıştır. Su uyur düşman uyumaz. Tehlikeli gördükleri her durum ve şahsa karşı proje üreterek saf dışı bırakmayı amaçlarlar. Çünkü kendi hedefleri uğruna her şeyi mubah görmüşler, gayri meşru tüm yolları denemişlerdir. Hak ve doğru olan her şeye karşı tertip kurmaya çalışmışlar, kendilerine uymayan her şeyi yok etmeyi amaçlamışlardır. Tarihten günümüze bu durum ve projeler hep var olmuştur. İşte günümüzde son olay 15 Temmuz tertibidir ki devletimize, Sayın Cumhurbaşkanımıza ve muhafazakâr fikir ve düşüncelere kastedilmiştir. Ciddi anlamda kurulmuş proje, tuzak ve oyunlar bütünüdür. Kısaca hainlik projesidir. Ancak oyunlarını Cenab-ı Allah bozmuş, necip milletimiz engellemiştir. Bu sebeple uyanık olmak lazımdır. Dünyada Müslümanlara yapılan zulümler ve hainlikler de düşünülecek olursa hain kimselerden her şey beklenir. Dikkatli olmak gerekir. Düşmana ve haine fırsat vermemek gerekir. Fatih Sultan Mehmed Han’ın vefatında da bu hainliği ve suikast tertibini görmek mümkündür.

Dipnot

1.    Ahmet Şimşirgil, Kayı II, İstanbul 2010, 263-264
2.    Solak-zade Mehmed Hemdemi Çelebi, Solakzade Tarihi (Haz. Vahid Çabuk), Ankara 1989, c.I, 361.
3.    Franz Babinger ,Fatih Sultan Mehmed ve Zamanı ( Çev. Dost Körpe), İstanbul 2008.
4.    Hekim Yakup Paşa: Asıl adı Maestro Jakop olup İtalyan Yahudilerindendir. 1425-1430 yılları arasında Gaeta’da doğduğu tahmin edilmektedir. İtalya’da iyi bir tıp tahsili yaptı. Bu sırada Papa V. Nicola Katoliklerin Yahudiler tarafından tedavi edilmesini şiddetle yasaklamıştı. Böyle bir ortamda çalışması mümkün olamayan Jakop, Edirne’ye gelir ve Sultan II. Murad’ın sarayında yer bulur, Müslüman olur ve Yakup adını alır. 1452’de padişahın başhekimliğine getirildi, sonra vezirlik makamına kadar yükseldi.
5.    Babinger, age, 347.
6.    Babinger, age, 347.
7.    Şehabeddin Tekindağ, “Fatih’in Ölümü Meselesi”, İst. Üniv. Edebiyat Fakültesi Dergisi,  sy. XVI, 95-108.
8.    Yılmaz Öztuna, Büyük Türkiye Tarihi, c. 3, İstanbul 1977, 126.
9.    İhsan Muslu, Fatih Sultan Mehmet’in ölümü.03.05.2013 Tarihli yazısı.

Sayfayı Paylaş