DÜNYAYA NİZAM VEREN MUHTEŞEM SÜLEYMAN

DÜNYAYA NİZAM VEREN MUHTEŞEM SÜLEYMAN

Kanûnî Sultan Süleyman sadece Türk ya da Osmanlı tarihine değil, adını insanlık tarihine yazdırmış büyük bir hükümdardır. Padişahlık kudreti, cihangirliği, fütuhatçılığı, idarî ve hukukî alanlardaki başarılı düzenlemeleri ile beşeriyet tarihinde silinmez izler bırakmıştır.

Osmanlı siyasî, askerî, iktisadî sahalarda olduğu gibi kültür-medeniyet noktasında da en ideal dönemini Kanûnî zamanında yaşamıştır. Osmanlı’yı dünyanın en süper devleti mevkiine Kanûnî getirmiştir. Fatih zamanında başlayan Osmanlı Rönesans’ı, Kanûnî devrinde zirveye ulaşmış ve müteakip asra da damgasını vurmuştur.

Süleyman Asrı’ndan Dünyanın Zirvesine

Yılmaz Öztuna’nın deyimiyle 16. asır, Osmanlı tarihinin doruk noktasıdır; Sultan Süleyman da bunun en büyük mimarıdır: “Kanûnî devrinde Türkiye öyle bir güç derecesine erişti ki, dünyanın geri kalan bütün devletlerinin güçlerinin toplamı, Osmanlı Devletininkinden daha aşağıda kalıyordu.” İlber Ortaylı da aynı kanaattedir: “Kanûnî Sultan Süleyman devri, Osmanlı’nın hatta bütün Türk tarihinin zirvedeki, en parıltılı zamanı olarak bilinir.”

Bu yüzden, bazı Avrupalı tarihçiler bile 16. asra “Türk-Osmanlı Asrı” ya da “Süleyman Asrı/Çağı” demişlerdir. Öyle ki, nihai sınırlarına ulaştığı dönemde Osmanlı, yüzölçümünü 24 milyon km²ye ulaştırmış ve tesiri altındaki coğrafyalarla birlikte dünya genelinin %37,8’ini (nüfus olarak da %40,1’ini) idaresinde bulunduruyordu. Başka bir ifadeyle, devletin sınırları “Osmanlı Dünyası” ya da “Osmanlı Kıtası” tabirini hak edecek bir evsaf ve azamete erişmişti.

Osmanlı tarihçisi İsmail Hakkı Uzunçarşılı, 16. yüzyıl itibariyle Osmanlı’nın, eriştiği devlet ve toplum yapısı ile kültür ve medeniyet seviyesini şu tespitlerle takdir etmiştir:

“Osmanlı Devleti 16. asrın ortalarına doğru idarî, hukukî ve iktisadî teşkilatı, ilmî ve içtimaî müesseseleriyle yüksek bir İslâm Medeniyeti’nin bütün vasıflarını haiz olarak görülmektedir… (Kanûnî) Yarım asra yakın süren hükümdarlığı zamanında Türkiye, fütuhat, siyaset, ilim, irfan ve sanat itibariyle en parlak devrini yaşadığı gibi hukuk ve yeniden vazedilen kanunlar ile de medenî bir devlet olduğunu göstermiştir.”

Solakzade’nin ifadesiyle Kanûnî; “devranın hükümdarı, cihan mülkünün maliki ve zamanın Süleyman’ı” unvanlarını hak edecek parlak bir saltanata kavuşmuştur. Padişahlığı zamanında Osmanlı, dünyaya hükmetti, süper güç haline geldi ve kurduğu düzeni, tesiri altındaki devlet ve topluluklara kabul ettirdi. Osmanlı’nın rızası ve tasdiki olmadan dünya siyasetinde ve dengelerinde herhangi bir değişiklik yapılamaz oldu.

Kanûnî dönemini idrak eden Şair-Yazar Latifî’nin 1546’da padişaha sunduğu eserinde geçen şu sözler, Osmanlı’nın yakaladığı gücün çarpıcı ifadelerindendir: “Bir sultan-ı azimü’ş-şandır ki, her hıttada (ülkede) hutbesi yürür ve bin bir kal’ada (kalede) nevbeti vurulur.”

Batı’nın “Yenilmez Türk’ü” Takibi

Kanûnî’nin, Balkanlar, Avrupa, Asya, Afrika, Akdeniz, Karadeniz ve Hint Okyanusu’na gerçekleştirdiği seferler, dünya ticaret yollarını ele geçirme mücadeleleri ve Avrupa’daki ilerleyişini engellemeye çalışan Kutsal İttifakı dağıtmak için yaptığı siyasî, askerî ve ticarî manevralar, Osmanlı’nın cihan çapında bir güce eriştiğinin müşahhas delilleridir.

Bu anlamda, Osmanlı’nın, Kanûnî zamanında Almanya ve Papalığın başını çektiği Katolik Hıristiyan cepheyi parçalamak için Fransa, Venedik, Lehistan, İsveç gibi ülkeleri çeşitli siyasî ve ticarî anlaşmalarla yanına çekmesi, hatta Protestanlığın öncüsü Martin Luther’i siyaseten desteklemesi, Avrupa özelinde cihanşümul ölçekte siyaset yapıcı ve düzen kurucu vasfa sahip olduğunun bariz göstergelerindendir.

1796’da İsveç’in Osmanlı büyükelçisi olan Mouradgea D’Ohson da bunu teyit etmektedir: “Almanya, Rusya, Polonya ve Venedik gibi dört büyük devletten yıllık vergi alan Sultan Süleyman, Fransa’yı da himayesine aldı.”

Bu dönemde Osmanlı’nın eriştiği muazzam gücün etkisine kapılan İngiltere, “Yenilmez/Büyük Türk” olarak vasıflandırdığı Osmanlıların, nasıl bir devlet yapısına sahip olduğunu ve idaresi altındaki farklı millet ve dinleri/kültürleri nasıl bir arada tuttuğunun sırrını çözebilmek için daha o zamandan ilmî araştırmalar yaptırmış, Osmanlı coğrafyasına seyahatler düzenletmiş ve 1581’den itibaren İstanbul’da daimî elçi, birçok şehirde de konsolos bulundurmaya başlamıştır. Bu ilginin kendini en fazla belli ettiği dönemlerin başında Kraliçe I. Elizabeth devri (1558-1603) gelmiştir.

Kraliçe Elizabeth, III. Murad’a gönderdiği mektupta, Kanûnî devrinde idrak edilen Osmanlı ihtişamının hâlâ devam ettiğinin delili olabilecek şekilde, devrin Osmanlı hükümdarını “Doğu’nun en büyük, en ihtişamlı ve yenilmez padişahı” hitabıyla methetmiştir.

Fransa’yı Kurtaran Kanûnî

1525 yılındaki Pavia Savaşı’nda Fransa, Almanya’ya yenilmiş ve Kral I. Fransuva (François),V. Şarlken’e esir düşmüştür. Ülkesi de esaret altına girmek üzereyken mektup yazarak cihan sultanı Kanûnî’nin yardımına sığınmıştır.

Kanûnî’nin verdiği cevap; Osmanlı’nın azametli zamanlarının muhteşem bir hatırası olduğu kadar, cihan çapındaki gücünün de göstergelerindendir:

“Hükümdarların sığındığı kapımın eşiğine uzattığın mektuptan malumum oldu ki, memleketinin toprakları düşman tarafından zapt olunup sen dâhi şu anda onlar elinde esir bulunmaktasın. Kurtulmaklığın için bizden yardım dilemektesin. Yüreğiniz teselli bulsun. Ümidinizi kesmeyin. Yüce seleflerimiz, Allah onların kabirlerini nur içinde tutsun, düşmanlarını kahretmek ve sayısız fetihlere ermek maksadıyla her vakit cihat için kılıç çekmek fırsatını kaçırmayıp, ben dâhi onların açtığı çığırda harekete geçip, her gün zorlu kaleler ve girilmesinde engeller bulunan şehirler fethetmiş bulunmaktayım. O sebepten gece ve gündüz atımız eyerlenmiş ve kılıcımız kuşanılmıştır. Hak Subhanehu ve Teâlâ hayırlar müyesser eyleyip, ne dilerse öyle olacaktır.”

Kanûnî’nin ihsanı ve merhamet eli sayesinde 1526’da kazanılan Mohaç Zaferi’nin bir neticesi olarak Fransuva esaretten kurtarıldığı gibi devleti de yıkılmaktan kurtarılmıştır. Öyle ki Fransuva, selamet bulduktan sonra; “Hastalığım olmasa, bizzat gelip, padişahın ayaklarını öpeceğim!” diyerek minnet ve şükranını ifade etmiştir.

Fransa’ya Dansı Yasaklattı

Fransa üzerinde kurduğu otoriteyi yeri geldiğinde kullanmasını da bilmiştir. Hammer’in meşhur Osmanlı Tarihi’nde (10. Cilt) naklettiğine göre Fransa’da dans icat edildiği zaman, Osmanlı elçisi durumu Kanûnî’ye bildirmiş; o da Fransa’yı titreten muhteşem bir mektup yazmıştır: “Ben ki, 48 krallığın İmparatoru Kanûnî Sultan Süleyman’ım. Elçimden aldığım mektupta, memleketinizde dans adı altında, kadın erkek birbirine sarılarak, açıkça halk önünde oynadığını işittim. Sınır olmamız dolayısıyla bu rezaletin memleketime bulaşması ihtimali doğrultusunda, mektubum elinize ulaştığından itibaren, bu rezalete son verilmediği takdirde, ordumla bizzat gelip, bu rezaleti ortadan kaldırmaya gücüm var!” Mektup o kadar etkili olmuştur ki, Fransa’nın geri adım atmaktan başka şansı kalmamıştır. Hatta Fransa’da dans, tam yüz yıl yasaklanmıştır.

Batı’ya Açılması ve Luther’i Desteklemesi

Avrupa’daki gelişmeleri yakından takip eden Kanûnî, Osmanlı’nın Batı’ya doğru açılmasını sağlamak maksadıyla fırsatlardan ve mevcut dengelerden istifade etmeyi merkeze alan aktif bir siyaset gütmüştür. Reform Hareketleri sırasında Avrupa’daki karışıklıklardan faydalanarak Protestanlık Mezhebi’nin lideri Martin Luther’i desteklemesi bu siyasete verilebilecek çarpıcı misallerdendir.

Protestanlığın ortaya çıkışı Kanûnî’ye Arnavutluk sahillerinde yer alan Draç Sancağı’ndaki Mehmet isimli subaşı tarafından 1517’de şöyle rapor edilmiştir: “Hazret-i Sultanım! İki ay miktarı vardır ki, Alaman taraflarından Fıra Martin Lutru nam bir bey kendinden bir din peyda edip İspanya melûnunâyin-i batılasına muhalefet edip otuz bin miktarı asker cem’ edip…”

Luther taraftarları bir dış desteğe ihtiyaç duymuşlar ve o sırada Şarlken’e cephe alan Kanûnî’den yardım istemeyi uygun bulmuşlardır. Kanûnî’nin, Muharrem adında biri aracılığıyla gönderdiği cevabî mektupta geçen şu sözler, padişahın Luther taraftarlarının yardım talebine olumlu yaklaştığını ortaya koymaktadır: “İspanya memleketlerinde Lüteran mezhebi üzere olan beyler ve beyzadeler ve sair Lüteran mezhebi âyânı… Siz, Papalığa kılıç çekip merhamet-i şahanemiz sizin tarafınıza masrûf olup kara ve deryadan her hâl ile size muavenet-i husrevânemiz zuhura gelmek ve ol zalim-i bî-din elinden sizi halâs ve hak dine sevk etmek lâzım gelmiştir; imdi size olan dostluk ve muhabbetimizin îlâmı hayliden beri maksûd-ı hümâyunumuz olmuştur…”

Aslında bu durum, Şarlken öncülüğündeki Batı Avrupalı devletlerin Osmanlı’nın kendi toprakları üzerindeki ilerleyişini engelleme politikasına karşı geliştirdiğialternatif bir siyasî manevradan ibarettir. Bu meyanda Kenneth M. Setton’un yorumu dikkat çekicidir: “Sıkça tekrarlanan bir husustur ki, Protestanlık Türkleri desteklemiştir. Aynı şekilde Türkler (Kanûnî) de Protestanlığın oluşumuna yardım etmişlerdir.”

Georges W. Forell’in “Luther ve Türklere Yönelik Savaş” isimli makalesi de kayda değerdir: “Osmanlı’nın Avrupa’ya girişi, (Katolik olan) İmparator’un Luther hareketine karşı sert ve acımasız tedbirler almasına engel olmuştur. Zira Türklerle olan savaşında İmparator, Evanjelik prenslerin yardımına ihtiyaç duymuş ve Luther’in hareketini yok etme planını ertelemiştir. Bu itibarla Protestanlık hareketinin taraftar bulup güç kazanması, Türk ordularının baskısına bağlı olmuştur.”

Kaynakça

Feridun M. Emecen, “Sultan Süleyman Çağı ve Cihan Devleti”, Türkler Ansiklopedisi, c.9, Ankara, 2002.
Yılmaz Öztuna, Kanûnî Sultan Süleyman, İstanbul, 2006.
İlber Ortaylı, Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek, İstanbul, 2007.
Osman Turan, Türk Cihan Hâkimiyeti Mefkûresi Tarihi, c. 1, İstanbul, 1980.
İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, Ankara, 1988.
Solakzâde Mehmed, Solakzâde Tarihi, Hazırlayan: Vahid Çubuk, c.1, Ankara, 1989.
Gerald MacLean, Doğu’ya Bakış: 1800 Öncesi Dönem İngiliz Yazmaları ve Osmanlı İmparatorluğu, Ankara, 2009.
Seyfi Kenan, “Sosyal ve Kültürel Farkındalığın Sınırlarında Osmanlılar ve Avrupa”, Osmanlılar ve Avrupa, İSAM, İstanbul, 2010.
Hamit Dereli, Kraliçe Elizabeth Devrinde Türkler ve İngilizler, İstanbul, 1951.
Netice Yıldız, “İngiliz Yaşamında Türk İmgesi ve Etkileri”, Türkler, c. 11, Ankara, 2002.
Kemal Beydilli, “Avrupa”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.4, İstanbul, 1991.
N. Ahmet Asrar, Kanûnî Sultan Süleyman Devrinde Osmanlı Devleti’nin Dinî Siyaseti ve İslam Âlemi, İstanbul, 1972.

Sayfayı Paylaş