Cihan Padişahı’nın Dulkadiroğlu Münasebetleri

Ayşe Gülbahar Hatun, Sekizinci Osmanlı padişahı Sultan İkinci Bâyezîd Han’ın hanımı ve Dokuzuncu Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Han’ın annesidir. 1453 yılında Dulkadirli topraklarında doğmuştur. Dulkadiroğlu Alâüddevle Bozkurt Bey’in kızıdır. Bu hanedan Oğuzların Bozok kolunun Bayat boyundandır. Halası Sitti Mükrime Hatun, kayınpederi Fatih Sultan Mehmed Han’ın muhtereme zevceleridir. 1470 yılında Amasya’da doğan ve 1487–1510 yılları arasında Trabzon’da sancak beyi olan Yavuz Sultan Selim, annesi Ayşe Gülbahar Sultan’la birlikte Trabzon’a gelmiş ve 24 yıl, kendi ifadesiyle 25 yıl sancak beyliği yapmıştır. Türk Tarih Kurumu tarafından baskısı yapılan “Mufassal Osmanlı Tarihi” isimli eserde; Yavuz Sultan Selim’in babası, İkinci Bâyezîd’in bilinen eşleri olarak, 1-Ayşe Gülbahar Hatun (Dulkadiroğlu Alâüddevle’nin kızı), 2- Hüsnüşah Hatun (Karamanoğullarından Nasuh Bey’in kızı) ve 3- Bülbül Hanım yer almaktadır.
Ayşe Gülbahar Hatun
Ayşe Gülbahar Hatun, Sultan İkinci Bâyezîd Han ile Amasya’da sancak beyi iken 1469 yılında evlenmiştir. Yavuz Sultan Selim Han’ı, 1470’te Amasya’da dünyaya getirmiştir. Ayşe Gülbahar Hatun, Sultan İkinci Bâyezîd Han ile bir ömür sürer. Bir cihan padişahının eşi bir cihan padişahının annesi olma bahtiyarlığını yaşar. Ömrünün son yıllarında, Trabzon’da 25 yıl sancak beyliği yapan oğlu ile yaşar. Oğlunun padişahlığını göremeden 1510 yılında Trabzon’da vefat eder. O sırada Trabzon valisi olan Yavuz Sultan Selim, Trabzon’da annesinin anısına 1514 yılında Hatuniye Camii ve Hatuniye Külliyesi’ni Gülbahar Hatun için yaptırır. Bu caminin Trabzon’daki ilk İslâmî eser olduğu bilinmektedir. Gülbahar Hatun, oğlu Yavuz Sultan Selim tahta çıkmadan önce vefat etmiştir. Ayşe Gülbahar Hatun, oğlunun sancak beyliği sırasında Rize’ye gelerek kendi adı ile anılan Gülbahar Hatun Camii’ni yaptırmıştır. Kare plânlı, kubbeli câmi 1956’da tamir ettirilmiştir. Aynı isimle anılan mahallededir. Ayrıca Giresun, Manisa ve İstanbul Beyazıt’ta vakıf ve hayratı vardır.
Vakfıkebir (Büyük Vakıf)
Yavuz Sultan Selim, annesi Gülbahar Hatun o tarihte Trabzon valisi olan oğlu Şehzade Selim’i görmek için İstanbul’dan Trabzon’a deniz yoluyla seyahat ederken büyük bir fırtınaya yakalanmış, “Salimen karaya ayak basarsam orasını vakıf yapacağım.” diyerek Cenab-ı Hakk’a dua etmiştir. Kurtulması halinde karaya ayak basacağı toprakları Allah için vakfedeceğini söylemiştir. Nihayet doğal bir limanda karaya çıkar ve o toprakları vakıf yapar. O zamanki adıyla Fol veya Folağzı olan yerleşim merkezinde toprağa ayak basan Gülbahar Hatun bu toprakları vakfeder. Eylül 1489’da vakfedenin büyük (padişah eşi) olmasından dolayı bu tarihten sonra yörenin adı Vakfıkebir (Büyük Vakıf) olmuştur.
Yavuz Sultan Selim Han annesinin ruhu için, Trabzon Hatuniye Mahallesi’nde cami, mektep, medrese, imaret, türbe ve hamamdan oluşan Gülbahar Hatun Külliyesi’ni yaptırmıştır. Külliyeden günümüze sadece cami ve türbe ulaşabilmiştir. Cami, Ayşe Gülbahar Hatun Camii, Hatuniye Camii, Büyük İmaret Camii ve Valide Sultan Camii adlarıyla anılır. Türbe, caminin doğusunda yer alır. İçinde sadece Ayşe Gülbahar Hatun’a ait sanduka vardır.
Turnadağ Savaşı
Turnadağ Savaşı, Osmanlı Devleti ile Dulkadiroğulları Beyliği arasında olmuştur. 12 Haziran 1515 tarihinde yapılan savaş, Yavuz Sultan Selim Dönemi’nde yapılmıştır. Çaldıran Zaferi’nden sonra Amasya’ya dönen Yavuz Sultan Selim, Dulkadiroğulları Beyliği’nin sultanı Alaüddevle Bey’in Osmanlı Ordusu’nu arkadan vurduğunu düşündüğünden, onunla savaşa girmeye karar vermiştir. Alaüddevle Bey aynı zamanda Yavuz Sultan Selim’in annesi Ayşe Gülbahar Sultan’ın babası ve Yavuz’un dedesidir. Alaüddevle Bey, Osmanlı levazımcılarına ülkesinde yiyecek ve hayvan yemi satışını yasakladığı gibi oğulları vasıtasıyla da Osmanlı Ordusu’nun iaşe kollarını vurur. Bu durum, Osmanlılar tarafından sayısız hayvanlarının yemsizlikten ölümüne ve ordunun savaş gücünün hissedilir derecede sarsılmasına sebep olur. Osmanlı padişahı ihtiyatlı davranarak Safevî Türk Devleti Hükümdarı Şah İsmail ile karşılaşmak üzere yoluna devam ederken ordusunun gerisini emniyete almak ve Alaüddevle’nin saldırılarına engel olmak amacı ile Kayseri ile Sivas arasında 40.000 kişilik bir ihtiyat kuvveti bırakır. 1514 yılında Çaldıran’da Osmanlı Ordusu Safevî Ordusu’nu yener. Savaş sonrası Amasya’ya çekilen Yavuz, Osmanlı ile Memlükler arasında duran Dulkadir Devleti’ni ortadan kaldırmak istemektedir. Bu konu ile ilgili şartlar artık hazırdır ve uygulamaya geçilebilecektir.
Bunun için Yavuz Sultan Selim, Çaldıran Savaşı’nda büyük hizmet ve gayret göstermiş olan Şehsuvar oğlu Ali Bey’i hemen Kayseri Sancak Beyliği’ne tayin ederek Dulkadirli toprakları alındığı takdirde kendisine verileceğini vaat eder. Kayseri Sancağı Dulkadirli sınırında bulunmaktadır. Yavuz Selim, Ali Bey’i buraya tayin eder. Mevsimin kış olmasına rağmen Ali Bey derhal Bozok’a giderek yöreyi ele geçirir ve orada bulunan Alaüddevle Bey’in oğlu Süleyman’ı öldürerek başını kesip Yavuz Sultan Selim’e gönderir. Osmanlı padişahı Bozok’u da Ali Bey’in idaresine verir. Bu tutumuyla bir taraftan Alaüddevle’ye, öte taraftan da onu himaye etmekte olan Memlük Sultanı’na karşı meydan okumuş olmaktadır. Alaüddevle Bey bu durumu Memlük Sultanı Kansu Gavri’ye arz ile şikâyette bulunur. Sultan’da Yavuz’a Kemah üzerine sefer yaptığı sırada elçi gönderip Ali Bey’in o sancaklardan alınmasını rica eder; fakat buna mukabil Osmanlı Padişahı da Alaüddevle Bey’in Dulkadir Beyliği’nden azlederek yerine Ali Bey’in getirilmesini ister. Sultan Gavri ise Ali Bey’in babası Şehsuvar’ın, iki devletin arasını açtığından dolayı Kahire’de asıldığını hatırlatarak bu isteğe karşı gelir. Bununla beraber çok geçmeden Memlük Sultanı, Dulkadir Beyliği’nin Mısır için kaybedilmiş olduğunu fark ederek Osmanlı Padişahı’na gönderdiği elçisi ile adının parada veya hutbede anılmasını teklif edip beylik üzerinde haklarının taksimini ister. Yavuz Selim’in Mısır elçisine cevabı çok sert olur. “Sultanınız muktedirse hükümranlık haklarını kendi ülkesinde muhafaza etsin.” diyerek Mısır’ı dahi fethedeceğini ima eder.
Dulkadirli Alaüddevle Bey’in ve Oğullarının Ölümü
Osmanlı Padişahı ile Memlük Sultanı arasında elçiler gidip gelir, fakat aynı zamanda Memlükluların müdahalesini önlemek için de; Osmanlı, donanmasını Akdeniz’e göndermiştir. Göksun ve Afşin arasında kalan Ördekli Köyü’nde Alaüddevle Bey’in ordusuyla karşılaşan Osmanlı Ordusu burada büyük bir zafer kazanmıştır. Alaüddevle Bey yanına ailesini ve çocuklarını alarak Turnadağ’a çıkmış ve burada savaşa devam etmiştir. Ne yazık ki, burada yapılan savaşı da kaybeder. Savaş sırasında Osmanlı Ordusu’ndaki seyislerden biri elbiselerin güzelliği ile dikkati çeken Alaüddevle’nin üzerine atılarak onu yere serer. Biraz sonra öldürdüğü şahsın Dulkadir Bey’i olduğunun farkına varınca derhal cesedin başını keserek Sinan Paşa’ya götürür. Alaüddevle’nin öldüğünü haber alan Dulkadirliler; onun dört oğlu ile kardeşi Abdürrezak’ı savaş meydanında bırakarak dağlara kaçar. Çarpışma bittiğinde Alaüddevle Bey’in kendisi gibi bir oğlu ile boy beylerinden otuzu ve akrabasından bir haylisi öldüğü gibi dört oğlu ve eşleri ile kardeşi Abdürrezak’a esir düşer. (13 Haziran 1515) Bu tarihte beylik toprakları Osmanlıların eline geçer. Ölümüyle “merg-i hain” deyimi tarih düşürülmüş olan Alaüddevle Bey’in başı Göksun’da Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan’a sunulur. Yavuz Sultan Selim, Şehsuvar oğlu Ali Bey’i Dulkadirliler’in başına geçirirken Elbistan’da kendi adına hutbe okutulup Osmanlı hâkimiyetini tesis eder. Memlük Sultanı Kansu Gavri’nin hiç olmazsa bazı yerlerin Alaüddevle Bey’in oğullarına bırakılması yolunda yaptığı teklifine Yavuz Sultan Selim; “Kılıçla aldığım yerleri ancak kılıçla teslim ederim.” karşılığını verir.
Padişah Yavuz bunlardan beşinin başını balmumu ile doldurulmuş tenekelerin içinde Kahire’de Memlük Sultanı Kansu Gavri’ye gönderir. Alaüddevle’nin kesik başı Kahire Mezarlığı’na defnedilirken, gövdesi de öldürüldüğü Andırın’ın Çuhadarlı Köyü’nde Gökçeli (Gökçebel) denilen mevkie defnedilmiş olup günümüzde padişah mezarlığı olarak bilinmektedir. Ancak onun Maraş Ulu Camii’nin kıble tarafında bulunan haziresine defnedildiği rivayeti de vardır. Hatta Maraş’ta Alaüddevle’nin türbesinin olduğu yer Aladan Mahallesi olarak adlandırılmıştır. Ayrıca Elbistan Ulu Camii Haziresi’nde de bir Alaüddevle mezarı bulunmaktadır. Ancak bizim görüşümüze göre bu mümkün gözükmemektedir. Alaüddevle Bey’in ölümü hakkında araştırmacı yazar Besim Atalay, şu rivayeti nakleder: “Turna Dağı’nda yenilen Alaüddevle askerleriyle beraber Andırın istikametine kaçar, asker açlık ve sefaletten kırılır. Tek başına kalan ihtiyar emir, rastladığı bir çobana, “Al şu silahı vur öldür beni.” der. Çoban, “Seni öldürürsem beni de öldürürler.” diye cevap verir. Bunun üzerine yanında taşıdığı bir heybe altını çobana veren Alaüddevle, “Bunlar senin olsun, beni canımdan kurtar.” der. Bunun üzerine çoban kendisini öldürür.
Alaüddevle, dört oğlu ve kardeşiyle beraber savaşın yapıldığı alana defnedilmiştir. Üzerlerine türbe inşa edilmeyen mezarların etrafı kireç ve taşla örülmüştür. Andırın Dağları’nın uzantısı sayılan Gökçebel Dağı’nın Çuhadarlı mevkiinde, yol kenarında bulunan bu mezarlar şu anda harap hâldedir.

Kaynakça
Adnan Güllü, Elbistan Tarihi, Elbistan Yayınları, 2003
Diyanet İslâm Ansiklopedisi: I. Selim maddesi, cilt: 36, s, 407.
İ. Hakkı Uzunçarşılı Osmanlı Tarihi, Ankara 1972.
İlyas Gökhan Başlangıçtan Kurtuluş Harbine Kadar Maraş Tarihi,Ukde Yy. 2011.
İsmail Altınöz Dulkadir Eyaletinin Kuruluşu ve Gelişmesi ,K.Maraş Belediyesi 2011.
Necdet Sakaoğlu, Bu Mülkün Kadın Sultanları: Valide Sultanlar, Hatunlar, Hasekiler, Kadınefendiler, Sultanefendiler. Oğlak Yayıncılık. 4. Baskı 2011.
Yavuz Bahadıroğlu, Resimli Osmanlı Tarihi, Nesil Yayınları, 55. Baskı, İsyanbul 2018.

Sayfayı Paylaş