ALLAH DOSTLARINA DOST OLMAK

ALLAH DOSTLARINA DOST OLMAK

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri’nin dost ile ilgili bir gazelini şerh yapmaya çalışacağız, inci tanelerini gönül ehline sunmaya gayret edeceğiz, bu doğrultuda idrakimizce, anlayabildiğimiz kadarıyla ifade edeceğiz, buradan engin hoş görüşünüze sığınıyoruz.

  1. Beyit

Dostdan gayrı ki yok dünyaca hiç vârım benim

Olmasın dünyâda andan özge bir yârım benim

(Benim dosttan başka dünyada hiçbir varlığım yok ne çıkar ki, dünyada ondan başka bir sevdiğim olmasın.)

Dostu uğruna her şeyi terk ediyor. Bütün varlığını ve benliğini bir anda yok ediyor. Öyle bir sevgili kim olabilir: Cenab-ı Allah (c.c.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve piri olabilir. Bu vefasız dünyada uğruna her şeyin terk edilebileceği bir sevgili ancak bunlardır.

Ancak bu dostların uğruna her şey feda edilebilir. Hani insanoğlunun ve kâinatın yaratılma sebebidir ya bu “Muhammedî nur” işte, Hulûsi Efendi Hazretleri bu büyük dostu bulmuştur. Bu büyük dost uğruna her şeyin bir çırpıda feda edilebileceği bir dosttur. Bu dost, bizleri gerçek aşka götürecek ve bu gerçek aşkla ilâhî aşka kavuşulmuş olacaktır.

  1. Beyit

Âşıkım gayrıya kılmaz bu gönlüm iltifat

Zahir olmaz kim derunumda yanan narım benim

(Âşığım ben, başkasına bu gönlüm yüzünü çevirip bakmaz, açık değildir ki benim gönlümde yanan ateşim.)

O dünyadaki hiçbir şeyi göremez. Görmek istese bile o perdeden gözünü aralayıp dış dünyaya bakamaz. Bu yüzden de başkalarını göremez. Yalnızca sevdiğini görür ve sevdiği ile beraberdir.

Yusuf’un Yanında Züleyha Gibi Olmak

Darende’de sohbet yapılırken misafirler geldi. Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s.) huzurunda na’t-ı şerif okundu. Misafirler kendilerinden geçip cezbeye tutuldular. Sohbetten sonra Osman Hulûsi Efendi (k.s.)’ye dediler ki “Efendim bu sözler nasıl bir söz, bunu nasıl yazdınız, ihvanınız bu sözleri duydukları halde onlarda en ufak bir hareket yok. Biz na’t-ı şerifinizi duyunca huzurunuzda kendimize hâkim olamadık ve cezbeye tutulduk.” Osman Hulûsi Efendi (k.s.) buyurdu ki; “Hoca Efendiler; derya, içindeki çörü çöpü dışarı atar, inciyi cevheri sinesinde saklar”. Bunun üzerine misafirler dediler ki “Peki Efendim, ihvanınız nasıl hareketsiz bir şekilde bu sözleri dinleyebiliyorlar?” diye sorduklarında Osman Hulûsi Efendi (k.s.) “Bizim ihvanımız Yusuf’un yanında Züleyha gibidir. Burada Mısır kadını yoktur.” buyurdular.

  1. Beyit

Çâk edilse tîğ ile bu sîne-i mecrûh-nâk

Âşikâr olur gönül tahtında şehvârım benim

(Kılıç ile bu yaralı gönlüm deşilse, gönül tahtında şahlara yakışan sevgim açığa çıkar.)

Kılıç ile deşilen gönülden şahlara yani padişahlara yakışır bir sevgi ortaya çıkacaktır. Âşık olan gönül, parça parça edildiğinde oradaki aşk meydana düşecektir. Yalnız bu beyitte bir nokta önemlidir. O da âşığın uğrunda öldüğü aşkın aslında bir kavuşma/vuslat olacağıdır.

Şahlıktan Kulluğa

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) buyurdu ki: “Oğul Takayyüdün Efendi, Kaçar Hanedanı’nın veliahdı imiş. Şah vefat edince Takayyüdün Efendi’ye ‘Babanız vefat etti, şahlık size kaldı. Gelin ülkenizin başına geçin.’ diye haber göndermişler. O da cevap olarak; ‘Kul; Şah’a şahlık yapamaz, Kul, kullukta gerek. Ben şahlık yapamam, başınızın çaresine bakın.’ demiş, İran’a gitmemiş. Oğul doğru olanı yapmış, çünkü şahlıktan düşmek var da, kulluktan düşmek yok.”

  1. Beyit

Etmişim bezl bu canı ol şahvârın yoluna

Andan özge olmasın fânîde dil-dârım benim

(O şaha yakışan sevgilinin yoluna bu gönlü saçmışım, benim ondan başka ölümlü bu dünyada sevgilim olmasın.)

Bu ölümlü dünyada bir tek sevgilinin olmasını istediği için gönlünü o âşık olduğu şahın yoluna sermiştir. Bu sevgi öyle bir sevgidir ki, şahlara yakışacak olan sevgidir. Bu sevgiye ancak ulvi bir zat-ı âli mazhar olacaktır. İhramcızade İsmail Toprak Hazretleri kalmak üzere Mekke’ye gitmişler. Anadolu’daki ihvanlar da bu ayrılıktan müteessir olup üzülmüşlerdir. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Hazretleri bu ayrılık üzerine; “Gel efendim gel kalma orada/Üftadelerin ağlar burada…”1 ilahîsini yazdığı anda İhramcızade Hazretleri Türkiye’ye dönmemiz gerekmektedir diyerek tekrar Anadolu’yu teşrif etmişlerdir.

Muhabbetle Dilşad

1960’lı yıllarda Sivaslı İhramcızade İsmail Hakkı Efendi (k.s.) Darende’yi teşrif etmişlerdir. Bunu öğrenen Hacı Naciye Hanım, itina ile hazırlık yapıp İhramcızade’nin öğle yemeği için evi teşriflerini beklerler. Öğle namazı kılındıktan sonra İsmail Hakkı Efendi, Hulûsi Efendi’ye “Hulûsi, bizi bu defa böyle kabul et.”’ diyerek yemeğe kalamayacaklarını, hemen yola gideceklerini söylerler. Mürşidinin bu sözü karşısında bir şey söyleyemeyen Hulûsi Efendi (k.s.) onları uğurlayarak kalben mahzun bir şekilde evin yolunu tutarlar. Eve döndüklerinde Hacı Naciye Hanım’ın sofrayı hazırlamış hürmetle ve iştiyakla misafirleri beklediğini görünce, o anda yanında bulunan Telin’li Hanifi Emmi’yi göndererek “Hacı Naciye Hanım ahûzar ediyor, sofrayı hazırlamış, Pir Efendimiz’in teşrifini bekliyorlar.”’ demesini söyler. Hanifi Emmi yetişip Pir Efendimiz’in yanındaki yol arkadaşlarına söyleyince onlardan bir zat durumu arz eder. Bunun üzerine İsmail Hakkı Efendi; “Gardaşım Hacı Naciye Hanım sofrayı hazırlamışsa bekletmeyelim. Hemen dönelim.” diyerek yoldan dönüp Hulûsi Efendi’nin evine teşrif ederler. Ve böylece Hulûsi Efendi ve muhtereme refikaları muhabbetle dilşad olurlar. Bu hatıra Hacı Naciye Hanım’ın yıllar süren emsalsiz hizmetinin bir numunesidir.

  1. Beyit

Bu yıkılmış gönlümün arzusu andan gayrı yok

İstemez gayrı elinden çâre bimârım benim

(Bu yıkılmış gönlümün dileği ondan başkası değildir, hastalığımın çaresini başkasının elinden istemem.) Ve yıkılmış gönlüne bir doktor lazımdır. İşte bu doktor da yine sevgilinin kendisi olmalıdır. Çünkü Hulûsi Efendi bir başka elin kendisini iyileştirmesini istememektedir.

Unutmamak Lazım

Osman Hulûsi Efendi (k.s.) buyurdu ki: “Oğul zatın biri altı gün bir şey yememiş. Artık tahammül edecek hâli kalmayınca Cenab-ı Allah’a iltica etmiş. Oğul, insanoğlu altı gün açlığa tahammül edebilir. Altı günden sonra isyan başlar. Onun ilticası üzerine sırrına nida olunmuş ki: ‘Ey kulum bir süpürge bul, onunla sokakları süpür.’, denilmiş. O da hemen bir emanet süpürge almış sokağı süpürmeye başlamış. Sokağı süpürürken yerde bir altın bulmuş. Süpürgeyi atmış, altını almış doğru, fırına koşmuş. Oradan bir sıcak ekmek almış. Ekmeği bağrına basmış, bir viraneye girmiş, ekmeği yemek için. O anda ensesine bir tokat yemiş, bakmış ki, süpürgeyi emanet aldığı adam. ‘Süpürgeyi niçin getirmedin?’ diye vurmuş. Bunun üzerine Allah’a iltica etmiş: ‘Ya Rabbi, bunun hikmeti nedir?’, demiş. Sırrına nida olunmuş ki: ‘Ey kulum sen sıcak ekmeği görünce, onu bağrına bastın, beni unuttun. Onun için bu tokat da ekmeğin katığı.’ diye buyurmuş. Oğul ekmeği verenle, tokadı vuranı bilmek lazım, Cenab-ı Allah’ı unutmamak lazım.” diye buyurdular.

  1. Beyit

Kapısında olmağı ister Hulûsi kıtmiri

Gayrıya meylim sezâ mı çünkü hünkârım benim

(Hulûsi kapısında bende olmak ister, başkasına meylim uygun mu bilmem çünkü o benim padişahımdır.)

Hulûsi Efendi bu padişahın kapısında bende olmayı onun tarikatına, onun yoluna girmek anlamıyla kullanmıştır. Padişahının yolundan bir an için bile olsa ayrılma nedir bilmek istemez. Bir başkasına meyil dahi etmez. Daha doğrusu bu meyli uygun görmez, çünkü bir padişah dururken bir başkasına meyletmek doğru değildir. Yalnız işin esasında sadakat vardır.

Gerçek, erişilmez ve büyük hedefin mana olduğu, maddî boyutların sığlığı, erişebilirliği gerçek hedefin insan, gönül, muhabbet ve samimiyet olduğu aşikârdır. Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi Mektûbât’ında şunları söyler:

Maksudumuz yağ-u bal değil elbet

Gönülden gönüle hasbi meveddet

Hâsıl etmek için zevki muhabbet

Âlemi bir pula satanlardanız.2

Bu sözlere çok dikkat edip, bunları çok iyi bir şekilde kavramamız gereklidir. Yine Es- Seyyid Osman Hulûsi Efendi’de insan, gönül, samimiyet ve muhabbet o kadar önemlidir ki Mektûbât’ındaki bir bölüm şu şekildedir: “Kadimi dostlarından yüz çevirenden yüz çevirmek lazım ve cümle hak dostları bu tarika âzim bulunduklarından, kadîmi dostlardan uzak olma. Tâ ki Hak dostlarını âşinâlarından olup, kendi dostluğunu bilesin. Ve hakîki âşinâlıkla hakîkat dostluğuna gelesin… Gafillerin sohbetlerinden ayrılmadıkça gafletten kurtulmuş olamazsın.”3

İnsan seçtiği, seçeceği arkadaşa çok dikkat etmeli, bu hususta son derece titiz davranmalıdır. Çünkü seçeceği bu arkadaş kendi hayatında izler bırakacak karşılıklı etkileyip, etkileneceklerdir. Osman Hulûsi Efendi Mektûbât’ındaki yedinci mektupta şunları yazar. “Şeyh Sadi Şirazî anlatıyor: ‘Bir gün güzel kokulu bir çamur bir mahbubun elinden elime erişti. Eydim (sordum); ‘Misk misin yahut amber mi? Herkesi meftun eden kokundan sarhoş oldum.’ Eydi (dedi ki): ‘Ben bir hakir çamurum, bir müddet gül ile oturdum onun kemâli bana tesir eyledi. Yoksa ben naçiz bir toprağım.”

Dipnot

1.    Osman Hulûsi Ateş, Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî, (Yay. Haz.: Prof. Dr. Mehmet AKKUŞ, Prof. Dr. Ali YILMAZ) İstanbul, 2006..
2.    Osman Hulûsi Ateş, Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî, (Yay. Haz.: Prof. Dr. Mehmet AKKUŞ, Prof. Dr. Ali YILMAZ) İstanbul, 2006.
3.    Osman Hulûsi Ateş, Mektûbât-ı Hulûsî-i Dârendevî, 44. Mektup, Ankara, 1996.

Sayfayı Paylaş