YILDIRIM BÂYEZÎD’İN YANINDAKİ SÛFÎ ŞAHSİYETLER

YILDIRIM BÂYEZÎD’İN YANINDAKİ SÛFÎ ŞAHSİYETLER

Yıldırım Bâyezîd, 1360 yılında Edirne’de doğmuştur. Babası Murâd-ı Hüdâvendigâr, annesi Gülçiçek Hatun’dur. Çocukluğunu Bursa Sarayı’nda kardeşleriyle birlikte geçirmiş, iyi bir eğitim görmüş, seçkin âlimlerinden dersler almıştır. Kütahya sancağında valilik yapmış, 1389 yılında padişah olduğunda henüz yirmi dokuz yaşlarında bir gençtir.

Sırbistan Kralı Stefan Lazaroeviç barış antlaşması yapmak için geldiği Edirne’de kız kardeşi Maria’yı da Bâyezîd’e vermiştir. Bu evlilik sonucu Osmanlı-Sırp dostluğu kurulmuştur. Mûsâ Çelebi, Süleyman Çelebi, Mustafa Çelebi, Îsâ Çelebi, Mehmed Çelebi, Ertuğrul Çelebi, Kasım Çelebi ve Fatma Sultan onun çocuklarıdır.

Savaşlardaki Cesareti

Yıldırım Bâyezîd’in tahta geçişinden itibaren yaşanan gelişmelere baktığımızda, onun dönemindeki başlıca olayları şu şekilde sıralayabiliriz:

Sultan I. Murâd’ın şehâdeti üzerine yerine Yıldırım Bâyezîd 1389 yılında tahta geçmiş ve aynı yıl Bulgaristan ve Bosna’nın fethini gerçekleştirmiştir. Sultan Murâd’ın şehâdetini fırsat bilip Osmanlılara karşı güç birliği yapan Anadolu Beyliklerine karşı mücâdeleye girişen Yıldırım Bâyezîd, Balkan devletleriyle açık antlaşmalar imzalamış, 1390 yılında Aydın, Saruhan, Germiyan ve Menteşe Beyliklerini Osmanlı topraklarına katmıştır. Aynı şekilde 1390 yılında Karaman Seferi düzenleyen Yıldırım Bâyezîd, Konya’nın muhâsarasını gerçekleştirmiştir. 1390 yılındaki bir diğer önemli icrâat Gelibolu Tersanesi’nin inşâ edilmesdir. 1391 yılında İstanbul muhâsarasını gerçekleştiren Yıldırım Bâyezîd, karadan ve denizden İstanbul’u abluka altına almıştır. Macarların Türk topraklarına girmesi nedeniyle kuşatma kaldırılmıştır. Bu kuşatma Osmanlılar tarafından yapılan ilk İstanbul kuşatması kabul edilmektedir. İstanbul kuşatması kaldırılarak Macar Ordusu’nun üzerine yürüyen Yıldırım Bâyezîd 1392 yılında Macar Ordusu’nu yenmiş, Tuna-Eflak Seferi sonrasında 1394 yılında Selanik ve çevresini Osmanlı topraklarına katmıştır. Girdiği savaşlarda gösterdiği cesâretten dolayı Yıldırım Bâyezîd’e ‘Yıldırım’ lakabı verilmiştir.

Düşmanlarının Korkulu Rüyası

1396 yılında Niğbolu Zaferi’ni kazanan Yıldırım Bâyezîd, 1397 yılında Akçay Zaferi’ne imzâ atmıştır. Karamanoğlu Beyliği aynı yıl Osmanlı hâkimiyetini kabul etmiştir. Uzun zamandır Osmanlı Devleti’ni uğraştıran bir başka beylik lideri olan Kadı Burhaneddin de 1398 yılında vefat etmiştir. Kadı Burhaneddin’in vefatı sonrasında Karadeniz Beylikleri Osmanlı hâkimiyeti altına girmiştir. 1399 yılında Bursa’da Ulu Camii inşa edilmiş, Osmanlı’nın ilk dârü’ş-şifâsı da yine Yıldırım Bâyezîd zamanında bu yılda yaptırılmıştır. Maalesef 1402 yılında Ankara bozgunu yaşanmış ve Yıldırım Bâyezîd esir edilmiştir. On üç yıl saltanat süren Yıldırım Bâyezîd, esaretinin 7 ay 12 gün sonrasında vefat etmiştir.

Düzenlediği seferler ve katıldığı savaşlarla düşmanlarının korkulu rüyası haline gelen Yıldırım Bâyezîd, Niğbolu Seferi’nde Ali Paşa ve Timurtaş Paşa gibi paşaların desteği kadar, Şeyh Hamid bin Mûsâ Kayserî, Şeyh Şemseddin Muhammed Buhârî, Şeyh Abdurrahmân-ı Erzincanî, Kutbuddîn-i İznikî ve Molla Şemseddîn-i Fenarî gibi sûflerin de mânevî yardımlarına mazhar olmuştur.1

Saltanatın ilk dönemlerinde sade bir yaşam süren, zaferden zafere koştuğu dönemlerde perhizkâr, ferâgatli ve takvâ dolu bir hayat süren Yıldırım’ın hayatı, Sırp Kralı Lazar’ın kızı ile izdivâcından sonra, sefâhat ve işretle yer değiştirmiştir. Bu durumdan en çok rahatsız olan isim Emir Sultan olmuştur. Emir Sultan padişahın hem saygı duyduğu hocası hem de damadıdır. Bu ciddiyetsiz ve yersiz gidişâtın topluma sirâyet etme tehlikesini gören Emir Sultan, bu gidişâtı tersine çevirmek mecbûriyetini hissetmiştir. 802/1400’de, Bursa Ulu Camii’nin inşâatı tamamlanınca kendisine fikrini soran Padişah’a; “Bu camiinin her köşesine kendiniz için bir meyhâne yaptırsanız hiçbir eksiği kalmaz.” cevabını vermiştir. Bu cevaba hayretinden şaşıran padişah; “Beytullah’ın etrafına nasıl olup da meyhâne kurulacağını” sorunca; “Asıl Beytullah Allah’ın halk ettiği insan vücûdudur. Sen onu meyhâne haline getirmekten utanmıyorsun da kendi yaptırdığın binanın etrafına meyhâne dizmekten mi utanıyorsun?” diyebilmiş ve bu ürpertici sözler, Yıldırım Han’ın kendisini toparlamasına vesile olmuştur.2

Bursa Ulu Camii’nde

Yaptırmış olduğu Bursa Ulu Camii’nin açılışında, ilk Cuma namazını kıldırması için Emir Buharî de denilen Emir Sultan’ı tensib eden Yıldırım Bâyezîd’e; “Gavs-ı A’zam Sultan Ekmekçi Hoca bu şehirde iken, bu hizmet bize düşmez.” diyen Emir Sultan, imâmet ve hitâbet vazifesinin Somuncu Baba namı ile meşhur olan Şeyh Hâmid Hamîduddîn-i Velî’ye havâle buyurulmasının daha uygun olacağını izhâr etmiştir.3 Namazı müteâkip, Fâtiha Sûresi’nin tasavvufî bir tefsirini yapan Şeyh Hâmid Hamîduddin, o sıralarda Fâtiha’yı tefsir emelinde olan Molla Fenârî’nin (834/1431) gönlünden geçenlere de böylece tercüman olmuş ve onu da kendisine cezbeylemiştir.4

Kübreviyye-i Zehebiyye veya Nurbahşiyye Tarîkatı’na müntesip olan Emir Buhârî’nin yanında, Molla Fenârî de, hükümdara zaman zaman ikaz edici uyarılarda bulunmuş, bir defasında, huzûrunda şahitlik etmek üzere gelen Yıldırım Han’ın “cemâatle namaz kılma alışkanlığını terk ettiği” gerekçesiyle, şehâdetini geçerli saymamıştır.5 Bu pervâsız tutum ve davranışları ile îkâz vazifesini îfâ eden ulemâ ve meşâyıh, sultanlar üzerinde mânevî murâkabelerini devam ettirirken, bir yandan da, lüzûmu halinde ellerine kılıçlarını alarak savaşmaktan geri kalmamışlardır.

1402 Ankara Savaşı’nda, Timur’a karşı Molla Fenârî, Şeyh Şemseddîn-i Cezerî ve Emir Buhârî de savaşmış ve Timur’a esir düşmüşlerdir.

Ticârî bir hak için Yıldırım’a bayrak açan, yirmi gün kepenklerini indirip silah başı yaparak Ankara’ya hâkim olan Ahîlerin, isteklerini elde ettikten sonra direnişlerinden vazgeçmeleri dahi, Yıldırım Han’ın meşâyıh ve ulemâ ile devam eden yakınlığını bozmamıştır. Aksine ordunun kadılığını ve ülkesinde bulunan kadıların durumunu kontrol için, Şeyh Ramazan adında zâhir ve bâtın ilmine vâkıf bir mutasavvıfa vazife vermiştir.

Ayrıca Yıldırım Bâyezîd, savaş ve fütûhâtlarda elde edilen ganimetlerle, 802/1399 tarihli vakfiyesine göre, Kazerûniyye dervişlerine ve diğer tarîkat erbâbına, zâviyeler, imâret, medrese, han köprü ve dâru’ş-şifâ yaptırmıştır.6

Dipnot

* Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE

1.     Ahmet Akgündüz, “Pazar Söyleşisi – Osmanlı Manevîyatla Yükseldi”, Sağduyu Gazetesi, 07.02.1999.
2.    İsamüddîn Ahmed Taşköprizade, eş-Şekaiku›n-Numaniyye fi ‘Ulemai’d-Devleti’l-Osmaniyye, Dersaadet, İstanbul, tarihsiz, s.35-36.
3.    İsmail Hami Danişmend, Tarihi Hakikatlar, c. II, s. 491-492.
4.    Taşköprizade, eş-Şekaiku›n-Numaniyye, s.16-21; Mehmet Tahir Bursalı, Osmanlı Müellifleri, Ankara 2000, c. I, s. 390.
5.    İrfan Gündüz, Osmanlılarda Devlet – Tekke Münasebetleri, İstanbul 1983, s.22.
6.    Gündüz, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, s. 23.

Sayfayı Paylaş