YAVUZ SULTAN SELİM’İN MEŞÂYIHA HÜRMETİ

YAVUZ SULTAN SELİM’İN MEŞÂYIHA HÜRMETİ

10 Ekim 1470/(14 Rebîulâhir 875) günü doğan Yavuz Sultan Selim. Sultan II. Bâyezîd ile Gülbahar Hatun’un oğludur. II. Bâyezîd, padişah olduktan sonra askeri sevk ve devlet idareciliğini öğrenmesi için, Şehzade Selim’i Trabzon Sancağı’na tayin etmiştir.

Trabzon’da devlet işlerinin yanında ilimle de uğraşan Şehzade Selim, büyük âlim Mevlâna Abdülhalim Efendi’nin derslerini takip etmiştir. Yavuz Sultan Selim’in valiliği döneminde tanıdığı Nakşbendiyye ricâlinden Kastamonulu Halim Çelebi’ye (ö. 922/1516) özel bir sevgisi vardı. Hem zâhirî ilimlerde hem de tasavvufî sahada yetkin olması sebebiyle Halim Çelebi’ye, Yavuz Sultan Selim’in ayrı bir teveccühü söz konusu idi. Halim Çelebi Anadolu, Arap ve Acem diyarlarında devrinin ileri gelen âlimlerinden ilim tahsilinde bulunmuştu.1

Abdülhalim Efendi’den aldığı mânevî terbiyenin etkisiyle Yavuz Sultan Selim, hayatı boyunca gösterişten uzak durmuş, devlet malını israf etmemiş, babasından devraldığı hazîneyi ağzına kadar doldurmuş ve hazînenin kapısını mühürledikten sonra, söyle vasiyet etmiş ve bu vasiyetin şer’î seviyesi vücuda getirilememiştir:

“Benim altınla doldurduğum hazîneyi, torunlarımdan her kim doldurabilirse kendi mührü ile mühürlesin, aksi halde Hazîne-i Humâyûn benim mührümle mühürlensin.”

Acem diyarında Nakşbendiyye’den Şeyh Mahdûmî’nin irşad halkasına katılmıştı. Anadolu’ya döndüğünde ilmi ve irfanı hakkında bilgi edinen Yavuz Sultan Selim, onu kendisine imam yaptı. Kemâlâtına duyduğu hayranlıktan dolayı gece gündüz kendisiyle beraber oldu.2 Oğlu Kânûnî’nin eğitimini kendisine tevdî kıldı.3 Fatih Sultan Mehmed döneminde tedvîn edilmiş kanunnâmeye göre padişah hocası şeyhülislâmla aynı derecede kabul edilmiş, vezîr-i a’zam dışındaki diğer vezirlerden üstün tutulmuş, bayram tebriklerinde padişahın hocasına hürmet için ayağa kalkması belirtilmiştir.4 Şeyh Mahdûmî de Yavuz Sultan Selim’in bu husûsiyetlere sahip ve kendisine günlük 200 dirhem tahsisatın yapıldığı özel hocası idi.5

Halvetiyye şeyhi Sünbül Efendi (ö. 936/1529) ve Nakşbendiyye şeyhi Muhammed Bedahşî (ö. 922/1516) ile yakın münasebetleri bulunan Yavuz Sultan Selim, her iki şeyhe de hürmette kusur etmezdi.6 Haşmetli, heybetli ve sert mizacına rağmen Yavuz Sultan Selim’in bilinen en bâriz vasfı ulemâ ve sûfîlere karşı son derece hürmetkâr davranmasıdır.7 Babası II. Bâyezîd’in saltanatı kendisine verip vermemekte tereddüt ettiği günlerde I. Selim işin âkıbetini öğrenebilmek için meşâyıha mürâcaat etmiştir.

Başvurduğu şeyhler de kendisine saltanat müjdesi vermiştir.8 Yavuz Sultan Selim’in iktidara gelmesini arzulayan şeyhlerden biri de Eşrefoğlu Rûmî’nin halîfesi ve damadı Abdürrahîm-i Tirsî (ö. 926/1520) idi. Anlatıldığına göre, Eşrefoğlu’nun kızı Züleyhâ Hatun, II. Bâyezîd’in annesi tarafından saraya alınarak büyütülmüş ve oradan gelin edilmiştir. Bu yüzden padişah yakınlarıyla çok iyi görüşebiliyordu.

Şehzade Korkud’un annesi bir ara ona, Sultan Bâyezîd’den sonra oğlu Korkud’un padişah olması için, kocası Abdürrahîm-i Tirsî’nin himmet etmesini söylemiş, Züleyhâ Hatun da onun bu talebini kocasına bildirmişti.

Ancak gördüğü bir rüya üzerine Şeyh Tirsî’nin gönlünde Yavuz Sultan Selim’in yattığını anlar. Züleyhâ Hatun bir gece rüyasında yüce bir meclisin kurulduğunu, bu mecliste Rasûlullah’ın başköşeye oturarak huzurunda dört büyük halîfe, ulemâ, evliyâ-yı kâmilin ve aralarında da Abdürrahîm-i Tirsî’nin bulunduğunu, birlikte II. Bâyezîd’den sonra tahta kimin geçeceğini istişare ettiklerini görür.

Rasûlullah, Abdürrahîm-i Tirsî’yi kastederek buyurmuşlar ki: “Rûm’un Karaoğlanı’nın murâdı Sultan Selim’dir.”

Bunun üzerine meclis dağılır. Gördüğü bu rüyadan etkilenen Züleyhâ Hatun, kocasına, “Keşke Korkud padişah olaydı. Oysa siz Sultan Selim’i istiyormuşsunuz.” der. Bunun üzerine şeyhin şöyle dediği nakledilmektedir: “Şeyhim kızı, Sultan Korkud’dan evlât gelmez. Âl-i Osmân’ın nesli munkatî mi olsun? Bu rızâ-i Hakk’a muhâliftir.”9

Yavuz Sultan Selim, meşâyıha karşı hürmetkâr olduğu gibi, devrin sûfîleri de Yavuz Sultan Selim’e minnettardı. O dönemde kaleme alınan eserlerden Münevviru’l-Ezkâr isimli eserde, Yavuz Sultan Selim hakkında şöyle hüsn-i şehâdette bulunulmaktadır:

“İns ü cin Yavuz Sultan Selim’in âdil olduğunda ittifak etmişlerdir. Bunun böyle olduğu ehl-i keşf ü şühûd tarafından tesbît olunmuştur.”10

Nakşbendiyye şeyhlerinden Emîr Buhârî’nin (ö.920/1516) müritlerinden meşhur âlim Bursalı Mahmûd Lâmiî Çelebi (ö.938/1531-32), Hüsn-i Dil ve Ferhâtnâme gibi eserlerini Yavuz Sultan Selim’e takdîm ederek ihsânına mazhar olmuştur. Adı geçen Hüsn-i Dil’in baş taraflarında, mensup olduğu şeyhin ve tarîkatın meziyetini kaydetmeyi de ihmâl etmemiş, böylece Nakşbendiyye’nin, başta padişah olmak üzere, ilmiye mensuplarınca daha da tanınıp benimsenmesine yardımcı olmuştur.11

İsmail Hakkı Bursevî (ö. 1137/1724), Yavuz Sultan Selim örneğinde Osmanlı padişahlarının meşâyıha ne denli büyük destekler verdiğini şu sözleri ile açıklığa kavuşturmaktadır:

“Şu zamana gelinceye kadar meşâyıhı inkâr eden bir padişah gelmemiştir. Zira saltanatın kuruluşu evliyâ iledir. Bu zamana kadar hiçbir padişah hal ehlinden uzak olmamıştır. Diyelim ki onlardan uzaklaştı ve onlardan hâlî oldu, bu sefer ervâh-ı mukaddeseye teveccüh ve bu vesile ile onların imdâdı kâfî gelir. Nitekim Yavuz Sultan Selim’e ‘Hâtemü’l-evliyâ’nın rûhâniyeti önder olup onu Mısır’a cezbetmiş ve oranın fethedilmesine sebep olmuştur.”12

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran zaferinde Tebriz’i aldıktan sonra Anadolu’ya getirdiği sanatkârlar arasında irşad icâzetini Habîb-i Karamânî’den (ö. 902/1496-97) alan Halvetiyye şeyhi Nakkaş Baba (ö.?) da bulunuyordu.13

Yavuz Sultan Selim tarafından “avârız-ı dîvâniyye”den muaf tutulan isimler arasında Çelebi Halîfe adıyla maruf Halvetiyye şeyhi Mehmed Çelebi’nin (ö. 899/1493-94) Bursa halîfelerinden Selman Halîfe’nin (ö. ?) olması sultanın nazarında meşâyıhın topluma ne denli katkı sağlayan kesimler olduğunu göstermesi açısından dikkat çekicidir. Yavuz Sultan Selim’in Selman Halîfe’ye yönelik bu vergi muafiyeti Kânûnî devrinde de devam etmiştir.14

Kardeşi Şehzade Korkud’un Manisa valiliği döneminde kendisine en yakın arkadaşı Deli Birâder adıyla anılan Gazâlî Mehmed Efendi (ö. 941/1534-35) idi.

Uzun süre şehzâdeye arkadaşlık eden Deli Birâder, onun katli üzerine Yavuz Sultan Selim’den Bursa’daki Geyikli Baba Zaviyesi’ni istemiş ve padişahın onayıyla orada bir müddet şeyhlik yapmıştır. Deli Birâder, daha sonra Geyikli Baba Zâviyesi’nden ayrılıp tedrîse başlamış, Yavuz Sultan Selim’in desteğiyle İstanbul Beşiktaş’ta bir mescid, bir zâviye ve bir de hamam yaptırmıştır.15

Özetle Halim Efendi’den Sünbül Efendi’ye pek çok meşâyıha hürmet ve saygı gösteren Yavuz Sultan Selim, Safeviyye gibi tarîkatken siyasallaşmaya yeltenen cereyâna karşı en ciddî tedbiri almış, Şah İsmail’e karşı savaş açmış, Tebriz’i ele geçirmiş, Osmanlı’nın doğu sınırlarını emniyet altına almıştır. Devletin ve milletin bekâsını sağlamaya dönük ilmî ve tasavvufî hareketlerin hâmîsi olurken, ayrılıkçı ve fitne unsuru bâtınî hareketlere karşı tepkisel bir tutum sergilemiştir.

Dipnot

* Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE

1.    Taşköprizâde, (1985), eş-Şekâiku’n-Nu’mâniyye, s. 380.
2.    Taşköprizâde, (1985), a.g.e., s. 380-382.
3.    Abdülkadiroğlu, “Halîmî Çelebi”, DİA, c. XV, s. 343.
4.    Uzunçarşılı, (1965), Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilâtı, s. 147.
5.    Mehmed Paşa, (1290), Nişancı Tarihi, s. 192.
6.    Yusuf b. Ya’kûb, (1290), Menâkıb-ı Şerîf, s. 44; Taşköprizâde, (1985), eş-Şekâiku’n-Nu’mâniyye, s. 357.
7.    Öngören, (2000), Osmanlılarda Tasavvuf, s. 249.
8.    Taşköprizâde, (1985), eş-Şekâiku’n-Nu’mâniyye, s. 347; Mehmed Paşa, (1290), Nişancı Tarihi, s. 179.
9.    Bursalı, (1976), Menâkıb-ı Eşrefzâde, s. 74-75; Öngören, (2000), Osmanlılarda Tasavvuf, s. 236.
10.    Ahlatî, (Üsküdar Selim Ağa Ktp., ), Münevvirü’l-ezkâr, vr. 3a.
11.    Mecdî (1989), Hadâiku’ş-Şekâik, s. 432-433; Öngören, (2000), Osmanlılarda Tasavvuf, s. 393.
12.    Kazıcı, (1995), “İsmâil Hakkı Bursevî’ye Göre Osmanlı Müesseseleri”, MÜİFD, sy. 7-8-9-10, s. 215; Öngören, (2000), Osmanlılarda Tasavvuf, s. 236.
13.    Konyalı, (1976), Âbideleri ve Kitabeleriyle Üsküdar Tarihi, c. I, s. 371; Öngören, (2000), Osmanlılarda Tasavvuf, s. 41.
14.    Barkan, (1974), “Kolonizatör Türk Dervişleri”, (1974), s. 337-338; Öngören, (2000), Osmanlılarda Tasavvuf, s. 264.
15.    Mecdî, (1989), Hadâiku’ş-Şekâik, s. 472-473; Gökyay, “Deli Birader”, DİA, c. IX, s. 135-136; Öngören, (2000), Osmanlılarda Tasavvuf, s. 312.

Sayfayı Paylaş