SULTAN III. OSMAN’IN GÖNÜL VERDİĞİ TARİKAT PÎRİ

231 Dergi-21

1 Receb 1110/3 Ocak 1699’da Edirne Sarayı’nda doğan III. Mustafa’nın babası II. Mustafa, annesi Şehsuvar Valide Sultan’dır. Babasının Edirne Vakıası ile (1703) tahttan indirilmesinin ardından Topkapı Sarayı’nda Şimşirlik Dairesi’ne gönderilmiştir. III. Ahmed’in maiyetindeki şehzadeler arasında Zilkade 1124/Aralık 1712’de Edirne’ye gitmiş, padişahın şehir içi ve şehir dışındaki gezilerinde bulunmuştur.[1]

  1. Mahmud’un vefatı üzerine 28 Safer 1168/14 Aralık 1754’te elli sekiz yaşında tahta çıktı. Osmanlı tarihinde en uzun süreyle Şimşirlik Dairesi’nde kalan şehzade oldu. Padişah olunca hutbelerde adının “sultânü’l-berreyn ve’l-bahreyn” ilâvesiyle birlikte okunmasını istedi. İlk iş olarak devlet kademelerine güvendiği kişileri getirmeye çalıştı ve devlet kadrolarında sık sık değişiklikler yaptı. Saltanatının ilk yıllarında Anadolu, Rumeli, Mekke ve Medine’de eşkıyalık faaliyetleri arttığından buna karşı tedbirler alındı. Prusya Kralı II. Frederik, Osmanlı Devleti ile iyi ilişkiler kurmak için teşebbüslerde bulundu. 1756’da başlayan Yedi Yıl Savaşları’nda tarafsızlık korundu. Danimarka Krallığı ile 1756’da dostluk ve ticaret antlaşması imzalandı. Aralık 1754’te Mahmutpaşa’da çıkan yangın 18 saat, Ocak 1755’te Ayvansaray’da çıkan yangın 12 saat, Temmuz 1755 Kadırga Limanı’nda çıkan yangın 15 saat, Eylül 1755’te Hocapaşa’da çıkan yangın 40 saat, Temmuz 1756’da Cibali Kapısı haricinde çıkan yangın iki gün iki gece sürmüş, İstanbul büyük zarar görmüştür. Bu dönemde iki deprem meydana gelmiş, 1755’te İstanbul’da Haliç’in donduğu şiddetli bir kış yaşanmıştır.[2]

Şimşirlik’te geçen yıllarında “piştahta” adı verilen küçük yazı masaları ve çekmeceler yaptı. Yarım asra yakın bir saray odasında hapis hayatı yaşadığı için zayıf kişilikli bir padişah olarak hüküm sürdü. Rüşvet ve yalandan nefret eden, ansızın karar veren ve daha sonra bundan üzüntü duyan bir kişiliğe sahip III. Osman’ın tutumlu olmaya, adaletle muamele etmeye ve halkın ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenmeye çalıştığı aktarılır. Asabi mizaçlı, aceleci ve kararsız idi. Halk arasında dolaşır, halkın meseleleriyle yakından ilgilenirdi. Nesih hattıyla kaleme aldığı hatt-ı hümâyunları güzel ve okunaklıdır.[3]

III. Osman kısa saltanat süresine rağmen birçok hayır eseri meydana getirmiş ve buna bağlı vakfiyeler tesis etmiştir. I. Mahmud tarafından temeli atılan Nuruosmaniye Külliyesi Aralık 1755’te bitirilmiş ve 1 Rabîülevvel 1169/5 Aralık 1755 Cuma günü çok büyük bir törenle ve ziyafetle açılışı yapılmıştır III. Osman, cami ve diğer yapıları kendi adına tamamlayabilmek için sadrazam aracılığı ile şeyhülislâmın fetvasını da almıştır. Bir süre Osmaniye adıyla da tanınan Nuruosmaniye Külliyesi üç mektepli medrese, imâret, kütüphane, türbe, muvakkit odası, meşkhâne, sebil, çeşme, han ve dükkânlardan oluşmaktaydı. III. Osman, 1169/1755-56’da Üsküdar Sarayı ve Bahçesi’nin bulunduğu yerde ev ve dükkânlarıyla beraber yeni bir mahalle inşa ettirmiş, İhsaniye adını alan bu semtte ikisi de günümüzde ayakta olan İhsaniye Camii ve mescitlerini yaptırmıştır.[4]

30 Ekim 1757’de vefat eden Sultan III. Osman’ın ilgi duyduğu ve irtibat kurduğu tarikat, Halvetliğin Ahmedilik şubesine bağlı Ramazaniliğin bir alt kolu olan Raufilik’tir. Dönemin Raufiyye şeyhi Ahmed er-Raûfî’nin münzevi bir hayatı tercih etmesi, şöhretten kaçması ve tarikata her girmek isteyeni kabul etmemesine rağmen, Sultan III. Osman’ın bizzat gelerek kendisine sıkça ziyaret ettiği ve duasını aldığı bilinmektedir.[5]

Şeyh Ahmed Raüfi 1063/1653 veya 1068/1657-58’de Üsküdar’da doğmuştur. Nesep bakımından seyittir. İlim tahsilinden sonra kapı ağası müderrisliğine tayin olunmuştur. Medrese tahsilini tamamladıktan sonra aynı semtteki Kapıağası Medresesi’nin müderrisliğine tayin edilmiştir. Ayrıca, Sinan Paşa Camii’nin imamet ve hitabet görevlerini de üstlenmiştir.

Halvetiliğin Ramazan koluna müntesip Üsküdar Toygartepesi’ndeki Selami Ali Efendi Tekkesinin postnişini Şeyh Ali Al Köstendilî’ye (ö. 1143/1730-31 ) intisap ederek kendisinden hilafet almıştır. İnşa ettirdiği tekkede hayatının sonuna kadar irşatla meşgul olmuş ve yirmi kadar halife           yetiştirmiştir. [6]

Köstendilli Ali Alaeddin Efendi’nin halifelerinden olması hasebiyle Cerrahiyyenin pîri Nureddin Cerrâhî ile Sinobiyyenin pîri Sinobî Seyyid Mustafa Efendi ile pîrdaştır. Ahmed Raûfî’nin pîrdaşı Nureddin Cerrâhî’den otuz yedi sene daha fazla ömür sürdüğünü söyleyen Vassaf, aynı civarda yaşamalarından dolayı Hz. Pîr Mehmed Nasûhî ile sohbet etmelerinin muhtemel olduğunu söylemektedir. [7] Tarikat silsilesi, Köstendilli Ali Alaeddin el-Halveti, Lofçalı Şeyh Ali Rûmî¸Debbağ Şeyh Fazıl Ali Rûmî, Mestçizade İbrahim Edirnevî, Mestçi Ali Rûmî vasıtasıyla Pîr Ramazan Mahfî’ye ulaşır. [8]

Köstendilli Ali Alaeddin Efendi’den hilafete nail olmuş ve onun tarafından akşam usulüne mezun edilmiştir. Üsküdar Salavak İskelesi ile Doğancılar yakınındaki Gazi Sinan Paşa Camii’nin imam hatipliği görevi ile birlikte civardaki hanesinde irşat hizmetinde bulunmuştur. Raufiyyenin âsitânesi konumuna gelen bu ev Üsküdar Doğancılar’da Sinan Paşa mahallesinde, mahalleye adını veren caminin yakınındaki Halk Dersanesi Sokağı ile Topraklı Sokağının birleştiği yerde bulunmaktaydı. Ancak dergâh 25 Rabîülevvel 1331 tarihindeki büyük Doğancılar yangınında yanmıştır. Bu gün sadece arsası mevcuttur. [9]

Râûfî’nin tesir halkasını yansıtması bakımından ona dair zikredilen şu menakabeyi dikkatlere sunmamız yerinde olacaktır: Kadiriyye’den Kubbe Tekkesi şeyhi Halef Mehmed Efendi yatarken kalkamayacak kadar hastalanır. Hz Raûfî’yi şiddetle ziyaret etmek ister. Yakınları bu isteğinden vazgeçiremeyerek kendisini tekkesinden Bahçekapı’ya kadar taşırlar ve kayıkla Salacak İskelesine getirirler. Kollarına girerek gayet zahmetle dergâha götürürler. Bu esnada Ahmed er-Raûfî dergâhın önünü süpürmekte olup onu görünce Halef Mehmed Efendi kendisini bırakmalarını ister ve serbestçe yürümeye başlar.[10]

Şeyh Ahmed Raüfi’nin “Raufi mahlası ile şiirler ve ilahiler yazdığı, münzevi bir hayatı tercih etmesine ve şöhretten kaçmasına rağmen, Sultan III Osman’ın kendisini sıkça ziyaret ederek duasını aldığı kaydedilmiştir.

Şeyh Ahmed Raüfi 27 Zilkade 1170/13 Ağustos 1757’de Üsküdar’da vefat etmiş ve Doğancılar semtindeki Sinan Paşa Camii bahçesine defnedilmiştir.[11] Hüseyin Vassâf ise Raûfî’nin haccını ifa etmek üzere gittiği Hicaz’da 1170 tarihinde irtihal ettiğini söylemektedir. Onun farklı tarihler zikredilerek Üsküdar’da vefat ettiğini söyleyenler de vardır. Görev yaptığı Sinan Paşa Camii’nin haziresine defnedildiği söylenmekle beraber, Vassâf hazirede bulunan mezar taşının daha sonra konulduğunu bildirmekte ve buradaki kabrin ona ait olduğunu şüpheyle karşılamaktadır.[12]

Müstakimzade Hz. Raufi’nin irtihaline şu tarihi düşmüştür:

Yazıldı bir adîmü’l- misl tarih intikâlinde

 Raûfâ kıl Raûfî’ye makamın mesned-i me’vâ. [13]

Mezar taşının kitabesi ise şu şekildedir:

“Hüve’l-Hayyül-Baki! Hadimü’l-fukarâ merhûm ve mağfûr el-muhtâc ilâ rahmeti rabbihi’l- gafûr es-Seyyid eş-Şeyh Raûfî Ahmed Efendi’nin rûh-ı şerîfi içün el-Fatiha.”[14]

Ahmed Raûfî’nin yetiştirdiği halileleri arasında Şeyh İsmail Efendi (ö.1184/1770), Muhammed Efendi (ö.1208/1793), Şeyh Kirişçi (ö.?), Şeyh Arab İsmail Efendi (ö.?), Şeyh Hasan Efendi (ö.?) ve Şeyh Süleyman Efendi (ö.?) gibi isimler zikredilebilir. Raûfî kendi şahsında hepimizi vahdet deryasına dalmaya şu özel çağrısıyla davet etmektedir:

Çalış Raûfî lem’a al

Gitsin zamîrinden cidâl

Gel vahdetin bahrine dal

Ummana gel tevhîd ile.[15]

Raûfî’ye Arapça ve Türkçe yazılmış dört eser nispet edilmektedir. Bunlardan birincisi Divançedir. Divançede on altı murabba, elli beş gazel, bir muhammes, bir mesnevi ve üç kıta olmak üzere yetmiş altı şiir bulunmaktadır. İkinci önemli eseri Mecalistir. Altmışaltı meclisten oluşan Mecâlis, Arapça yazılmış bir mev’iza kitabıdır. Birinci meclis esmâ-yı hüsnâya dairdir. Eserde elli sekiz hadis-i şerif incelenmiştir. Hadisler zikrin efdali, Hz. Peygamber (s.a.v.)’e salât u selâm getirmek, Hz. Ebu Bekir’e rahmet, Allah’a muhabbet gibi konuları ihtiva eder. Üçüncü eseri Kurretü’l-uyûn isimli eserdir. Seyr u sülûk ile ilgili Türkçe bir risaledir. Dördüncü eseri ise Şerh-i Kaside-i Banet Suad isimli çalışmasıdır. Sahabeden Ka’b b. Züheyr’in Hz. Peygambere sunduğu meşhur kasidesinin Türkçe şerhidir. Kaside-i Burde adıyla da zikredilen kasidenin birçok şerhindan biridir.[16]

Aile şeceresi günümüze kadar devam eden Ahmed Raufi’nin oğlu Mehmed Nurullah Efendi, babasından sonra Raûfî Âsitânesi’nde şeyhlik yapmış, o da babasının bulunduğu hazireye defnedilmiştir. Bu hazirede Raûfî sülalesinden gelen birçok kişi metfundur.[17]

Yazdığı münacatında Hakk’a niyazını candan gerçekleştiren Raûfî, kul olmanın olanca acziyetiyle ilahi huzurda inkisar haline bürünmekte ve Allah’tan rahmet talebini şu şekilde dile getirmektedir.

Eyâ Rab-i Teâlâ hasniya’llâh

Beni kıl gül-şen-i zâtınla handân

İlâhî Kâdir ü Hayy ü Hüva’llâh

Beni kıl gül-şen-i zâtınla handân.

 

Sana sâil olup geldim kapuna

Kamu yokluk ile durdum tapuna

İrişdin fazlın ile hazretine

Beni kıl gül-şen-i zâtınla handân.

 

Bana ihsân idip lütfun atâ it

Fakîrindir bu hasta-dîl şifâ it

Tesellîdir cemâlinden devâ it

Beni kıl gül-şen-i zâtınla handân.

 

Mücerred kıl gide mutlak kamu

Heb gide cândan cihân-ârâ kala kalb

Bu fâni varlığı mahv eyle yâ Rab

Beni kıl gül-şen-i zâtınla handân

 

Tecellî eyledikçe kalbe her ân

Gönül arşında yansun kandîl-i cân

Kemâlinden alup ruhun çok ihsân

Beni kıl gül-şen-i zâtınla handân.

 

Sana muhtâc olupdur cümle âlem

İçinde eşrefidir ibn-i Âdem

Raûfî’nin demine eyleyüp dem

Beni kıl gül-şen-i zâtınla handân.[18]

Nutuklarıyla maruf olan Ahmed Raûfî’nin tevhid nutkunda gafletten kurtulmanın, basiret ve firasete ermenin, acı sondan kurtulmanın, huzura kavuşmanın yolunu tevhidin hakikatine ulaşmak bağlamında şu şekilde dile getirmektedir:

Ey gâfil-i men fi’l- beden ihsâna gel tevhîd ile

Aç gözünü al hisseden iz’âna gel tevhîd ile

 

Mevtin şarâbın içmeden cânın teninden uçmadan

Kabrin evine göçmeden îmâna gel tevhîd ile

 

İster iken bâkî naîm-i gül-şende olmağa mukîm

Hâzâ sırâtı müstakîm meydâna gel tevhîd ile

 

Bulmak dilersen ger necât rûh-ı Rasûl’e vir salât

Uçmağa tahsîl it kanat cevlâna gel tevhîd ile

 

Kalma ayakda pür-kusûr kable’l-mecî yevmü’n-nüşûr

Hakk’a giden kurbân olur kurbâna gel tevhîd ile

 

Hamd eyleyüp ihsânına eriş şefâat kânına

Gir Halvetî meydânına devrâna gel tevhîd ile.[19]

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’i yaratılışın sırrı olarak gören Raûfî her iki âlemin de şahı olarak değerlendirmekte ve şafaatini talep sadedinde şöyle seslenmektedir:

Ey şefâat âftâbı şâh-ı kevneyn-i ilâh

‘Kâbe kavseyn’ ‘li-maa’llah’ oldu sana cilve-gâh

 

Hâk-pâ-yı izzetinde âsumân âyetleri

Parmağında hâtem oldu seyr iden şems ile mâh

 

İsm-i âdem nakş-ı âlemden eser nâ-b­ûd iken

Zât-ı pâkin itmiş idi Hak cemâlin kıble-gâh

 

Enbiyâ vü merselînin seyyidi hem hâtemi

Cümle âlem rahmetine nûr-ı Vechinden güvâh

 

Gül-şen-i zahrındaki mihr-i risâlet ey hümâm

Fâtiha’yla hâtime cem’ itdi sende ol ilâh

 

Ümmet içre bir fakirindir Raûfî âcizin

Ver civâ-ı hazretinde ona bir seccâde-gâh

 

Es-salâtü ve’s-selâm yâ nûr-ı ayn-ı asfiyâ

Salli ve sellim aleyh yâ Hâtimetü’l-enbiyâ.[20]

Tevhide ulaşmanın yolunu, tevhid eri olmanın kıvamını, tevhid nuruyla payidar olmanın seyrini Raûfî bir diğer nutkunda şöyle beyan etmektedir:

Hak isteyen merd hüner

Tevhid içinde gizlidir

Mısr-ı hakîkatden haber

Tevhid içinde gizlidir

 

Gönül yüzünü açmağa

Îmân çerağın yakmağa

Minnetsiz uçmak uçmağa

Tevhid içinde gizlidir

 

Zikrullâhın her keresi

Gönül yüzünün sürmesi

Âşık murada ermesi

Tevhid içinde gizlidir

 

Deryâ-yı ummân cevheri

Hem burç-ı irfân serveri

Bâkî hayâtın kevseri

Tevhid içinde gizlidir

 

İki cihânın bülbülü

Söyler hakâyıkdan dili

Olmak dilersen hâs veli

Tevhid içinde gizlidir

 

Dâim suret-i ismullâhı

Eyler tavâf arşullâhı

Ayân görmek vechu’llâhı

Tevhid içinde gizlidir

 

Esrâr-ı tevhîd bî-gumân

Oldu Raûfî’ye ayân

Hakka’l-yakîn kavî bürhân

Tevhid içinde gizlidir. [21]

Âyin gecelerinde Raûfiyye dervişleri devrân için ayağa kalkarlar, sabâ, uşşâk ve beste-nigâ makamlarıyla, segâh ve dügâh kararı üzere özel besteyle hep birlikte okunan nutuk ise şu şekildedir:

Gündüzlerin sâim ol yatma geceler kâim ol

Zikr eyle Hakk’a dâim ol uyana gel tevhîd ile

 

Dünyâ ondan göçmeğe ekdiğin varup biçmeğe

N’olduğun anda seçmeğe seyrâna gel tevhîd ile

 

Cânın evi dolmağa nûr çıksun derûnundan gurûr

Serinde bulmağa huzur cevlâna gel tevhîd ile

 

Nefsiyle cânı tek iden kurtuldu cümle perdeden

Hak bilmeğe her zerreden irfâna gel tevhîd ile

 

Çalış Raûfî lem’a al gitsün zamirinden cidâl

Gel vahdetin bahrına dal ummâna gel tevhîd ile.[22]

Recep ayının gelişiyle üç aylar mevsiminde yaşanmasına öngördüğü manevî değişim ve gelişimi Raûfî nutkunda şu şekilde dile getirmektedir:

Doldu derûn savmile nûr

Geldi şükür mâh-ı Receb

Kamu âlem buldu sürûr

Geldi şükür mâh-ı Receb

 

Ey gevher-i bahr-i vücûd

Eyle inâyet Yâ Vedûd

Etdi zuhur envâ-ı cûd

Geldi şükür mâh-ı Receb

 

Dil hastası buldu şifâ

Derd-i günahına devâ

Gül-şen-serâ dolsu safâ

Geldi şükür mâh-ı Receb

 

Mü’minler erdi izzete

Tââtle ayru vuslata

Gark oldu nûr-ı vahdete

Geldi şükür mâh-ı Receb

 

Seyyid Raûfî gözün aç

Ceddin itdi anda mi’râc

Sen de giydin başına tâc

Geldi şükür mâh-ı Receb. [23]

[1] Fikret Sarıçaoğlu, “Osman III”, Türkiye Diyanet İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2007, c. 33, s. 456.

[2] Erhan Afyoncu, Osmanlı Padişahları, Yeditepe Yayınevi, İstanbul 2019, s. 144.

[3] Sarıçaoğlu, “Osman III”, Türkiye Diyanet İslâm Ansiklopedisi, c. 33, s. 456.

[4] Fikret Sarıçaoğlu, “Osman III”, Türkiye Diyanet İslâm Ansiklopedisi, İstanbul 2007, c. 33, s. 456.

[5] Ramazan Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (18. Yüzyıl), İnsan Yayınları, İstanbul 2003, s. 572.

[6] Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 97.

[7] Osmânzâde Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, haz. Mehmet Akkuş & Ali Ylmaz, Kitabevi, İstanbul 2006, c. V, s. 63.

[8] Semih Ceyhan, Üç Pîrin Mürşidi Köstendilli Ali Alâeddin el-Halvetî ve Telvihât-ı Sübhâniyye, İSAM Yayınları, İstanbul 2011, s. 206.

[9] M. Baha Tanman, “Raûfî Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, c. VI, s. 309; Ceyhan, Üç Pîrin Mürşidi, s. 265.

[10] M. Cemal Öztürk, “Hazret-i Pîr Seyyid Ahmed Raûfî el-Üsküdârî Hayatı ve Eserleri”, I. Üsküdar Sempozyumu Bildiriler (23-25 Mayıs 2003), İstanbul 2004, c. II, s. 412-416.

[11] Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 97.

[12] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 62.

[13] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 62.

[14] Ceyhan, Üç Pîrin Mürşidi, s. 266.

[15] Muslu, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 97.

[16] Ceyhan, Üç Pîrin Mürşidi, s. 269.

[17] Öztürk, “Hazret-i Pîr Seyyid Ahmed Raûfî el-Üsküdârî Hayatı ve Eserleri”, I. Üsküdar Sempozyumu Bildiriler, c. II, s. 412-413.

[18] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 66-67.

[19] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 62.

[20] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 63.

[21] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 64.

[22] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 65.

[23] Vassâf, Sefîne-i Evliyâ, c. V, s. 66.

Sayfayı Paylaş