Sultan III. Mehmed’in Sûfî Çevrelere Olan Yakınlığı

somuncubaba-219-sultan-mehmet-sufi

Kendisinden önceki padişahların terk ettiği orduyla birlikte sefere çıkma âdetini tekrar başlatan Osmanlı sultanı Sultan III. Mehmed olmuştur. Devlet erkânını toplayıp onlara duygularını şu şekilde dile getirmiştir:
“Ceddimiz, devletimizin kurucusu Osman Gazi Hazretleri’nden, büyük dedemiz Kanûnî Sultan Süleyman’a kadar bütün padişahlar askerin önünde sefere çıkmışlardır. Dedemiz Sultan II. Selim’le cennetmekân pederimiz Sultan III. Murad bu usulü bozdular. Biz dahi, başlangıçta seferi paşalarımıza ısmarlamakla hatâya düştük. Asker evlatlarımız bizi başlarında görmek isterler. Kararımız odur ki yakında sefere çıkacağız. Hazırlıklar tamamlansın. Küffara haddini bildirmeye gitmek gerekir.”
Sultan III. Mehmed kendisine karşı çıkan annesi Safiye Sultan’a da şöyle der: “Vâlide, biz sultanoğlu sultanız, kullanmayacaksak Eyüp Sultan Camii’nde bu kılıcı niçün kuşandık? Kararımız karardır, sefere çıkacağız. Taht uğruna devleti fedâ etmeyiz.” 20 Haziran 1596’da ordu hareket etti ve kuşatılan Eğri Kalesi 12 Ekim 1596’da padişaha teslim edildi.
Sultan III. Mehmed’in düzenlediği Eğri Seferi’ne Cerrah Şeyhi İbrahim Efendi (ö.1042/1632), Cemâliyye’den Ömer Fânî Efendi (ö.1034/1625), Yayabaşızâde Hızır Efendi (ö.1005/1596), İştibli Emir Abdülkerim Efendi, Sünbüliyye’den Necmeddin Hasan Efendi (ö. 1019/1610-11) ve Şemsiyye’den Şemseddîn-i Sivâsî (ö. 1006/1597) gibi meşâyıhtan önemli şahsiyetler katılmıştır.
Kaynaklar, Şemsiyye’nin pîri kabul edilen Şemseddîn-i Sivâsî’nin 19 Safer 1005/12 Ekim 1596’da fethedilen Eğri Kalesi ve hemen arkasından 6 Rebiülevvel 1005/27 Ekim 1596’da kazanılan Haçova Meydan Muharebesi seferine iştirak ettiğini söylemektedir. Hatta onun Haçova’da ordunun bozulması sırasında üstün gayreti sayesinde muhârebe seyrinin Osmanlılar lehine dönmesini sağladığını bildirmekte ve bazı tarihî kaynaklar Hoca Sa’deddin Efendi’ye (ö. 1008/1599) atfedilen gayret ve sözlerin Şemsî’ye ait olduğunu haber vermektedir. Padişah III. Mehmed’in orduya moral vermek için Eğri Seferi’ne davet ettiği ve kendisinin davetine icabet ederek yola koyulan Şemseddîn-i Sivâsî’nin bu davete icâbetini Prof. Dr. Mahmud Esad Coşan şu şekilde betimlemektedir: “Şemseddîn-i Sivâsî Osmanlı Devri’nin büyük şahsiyetlerinden bir muhterem kişi, meşâyih-i izâmdan bir isimdir. Rüya görmüş, cihâda gitmesi gerektiğine kâni olmuş, ihvânının uyanıklarından bir tanesine; ‘Ben rüyada şöyle şöyle gördüm. Bana cihâd emrediliyor.’ diyor. ‘Üstâdımız, Efendimiz! Zât-ı âlîniz daha iyi bilirsiniz ama yaşlandınız, vücûdunuza za’f geldi. Sivas’tan kalkacaksınız, atlar üstünde İstanbul’a gideceksiniz. Oradan kalkacaksınız ta Macaristan’a, Avusturya’ya kadar gideceksiniz. Siz büyük cihadı yapın, nefis ile olan cihadı yapın. Mâlum, Peygamber Efendimiz’in bir hadîs-i şerîfinde geçiyor ya, bir grup sahâbe-i kirâm savaştan dönmüşler. Peygamber Efendimiz buyurmuş ki, ‘Küçük cihaddan büyük cihada geldik. Kişinin kendi nefsiyle mücâhede etmesi meselesine geldik.” diyor.
Eğri Seferi’nden zafer kazanılmış olarak İstanbul’a dönüldüğünde III. Mehmed, İstanbul’da kalması için Şemseddîn-i Sivâsî’ye çok ısrar etmiştir. Ancak o, yaşlılığını ve çoluk çocuğunun yanında rûhunu teslim etmek arzusunu bahane ederek Sivas’a geri dönmüştür.
Şemseddîn-i Sivâsî’nin dâr-ı bekâya irtihâlinden sonra da III. Mehmed onun yolunun takipçileriyle irtibatı koparmamıştır. Abdülmecîd-i Sivâsî’nin (ö. 1026/1617) ilim ve irfânına yakından şahit III. Mehmed bir Hatt-ı Humâyûnla kendisini İstanbul’a davet etmiştir. Gerçekleşen bu davet üzerine İstanbul’u teşrîf eden Abdülmecîd-i Sivâsî, Ayasofya Câmii’nde etkili ve ilgi uyandıran va’zlar vermeye başlamıştır. Saray çevresinin desteğini alan Abdülmecîd-i Sivâsî’ye Reîsü’l-küttâb La’lî Efendi (ö.1007/1598) Eyüp Nişanca’da bahçe içindeki evini hediye eder. İrşad faaliyetlerini bir süre burada devam ettiren Abdülmecîd Efendi, saray tarafından kendisine Çarşamba Pazarı’nda bulunan Mehmed Ağa Tekkesi meşîhatlığı görevi tevcîh olunur, o da buraya yerleşip irşat hizmetlerini burada yürütmeye başlar.
Sultan III. Mehmed’in İstanbul’a davet ettiği bir diğer Halvetiyye şeyhi ise Konya’dan Mehmed Muhyiddîn Efendi’dir. Konyalı ve seyyid olan Muhyiddîn Efendi, şer’î ilimleri tahsil edip ulemâ sınıfına dâhil olmuştur. Karaman’a giderek burada Halvetiyye’den Molla Çelebi diye isimlendirilen bir zâta intisâb etmiştir. Şeyhinin vefatıyla boşalan meşîhat makamına şeyhinin vasiyeti üzerine kendisi oturur. Konya’da Alâaddîn Keykûbad Camii’nde vâizlik yapar. III. Mehmed’in daveti üzerine İstanbul’a gider. Davete icâbet edip İstanbul’a gelen Muhiddîn Efendi’ye Üsküdar’da bulunan Şemsi Paşa Tekkesi şeyhliği tevcîh edilmiştir. Bunun yanında Nuh Kapısı civarında bağlılarından birisinin hediye ettiği bağ içine bir tekke, kendisi için de bir türbe inşâ ettirmiştir. Her iki tekkede birlikte irşâd hizmetlerini sürdürmüştür. Zamanın meşâyih, vüzerâ ve ulemâsından birçok kişi sohbetlerinde bulunarak kendisinden istifade edip feyz almıştır. Bağlıları arasında el-Hâc Hüseyin Ağa (ö.1040/1630-31), Bezcizâde Muhiddîn Efendi, Şâir Tıflî Ahmed Efendi (ö.1071/1660-61), Sadrazam Halil Paşa, Sarı Abdullah Efendi, Şeyhulislâm Ebü’l-Meyâmin Mustafa Efendi (ö.1015/1606), İznikli Fâzıl Ali Çelebi (ö.1018/1609) gibi birçok zevâtın bulunduğundan bahsedilmektedir.
Takdir edip yakından takip ettiği kimi sûfî şahsiyetleri İstanbul’da toplayan Sultan III. Mehmed, aynı zamanda pek çok dergâha aynî ve nakdî yardımlarda da bulunmuştur. Bunun en açık örneği Ömer Fuâdî Efendi’nin şeyhi Muhiddîn Efendi’ye gönderdiği yüklü miktardaki destektir.
III. Mehmed gibi dönemindeki üst düzey devlet görevlilerinden çok kimse de tasavvuf erbâbıyla yakın temas içerisinde olmuşlardır. Meselâ III. Mehmed’in vezîri Güzelce Mahmud Paşa, Ramazâniyye Tarîkatı’nın pîri Ramazan Mahfî Efendi’nin (ö.1025/1616) bağlılarındandır. Ramazan Efendi onu Sadrazam Yemişçi Hasan Efendi’nin hışmından korumuştur.
Şöyle ki: Ramazan Efendi’nin bağlılarından olan Güzelce Mahmud Paşa, 1011/1602-03 senesinde Vezîriâzam Yemişci Hasan Paşa’nın hışmına uğrayarak Şeyhinin tekkesine sığınır. Hasan Paşa onun burada gizlendiğini haber alınca adamlarını gönderir, fakat Ramazan Efendi teslim etmez. Bunun üzerine kendisi ansızın gelip Mahmud Paşa’yı isteyince, Ramazan Efendi, Mahmud Paşa’ya, hasmının kendisini istemek için geldiğini, burada bulunduğunu inkâr ederek yalan söyleyemeyeceğini, kendilerini çağırdıklarında içlerinden geçip gitmesini isteyerek, Allah’ın hıfz ve himâyesinde olması için duâ eder. Mahmud Paşa, şeyhinin isteği üzere Yemişci Hasan Paşa ile beraberindekilerin önünden diğer dervişlerle birlikte geçip giderler. Vezîriazamın adamları Mahmud Paşa’yı tanıyamazlar. Haşan Paşa da tanımasına rağmen Ramazan Efendi’nin yanında bir şey söyleyemez. Sonunda da, Padişah’ın Mahmud Paşa’ya kahrettiğini ve kendisini tutup götürmeleriyle alakalı fermanının olduğunu, ulü’l-emre itâat gereği Mahmud Paşa’yı kendilerine teslim etmelerini ister. Ramazan Efendi de, aranan kişinin biraz önce aralarından çıkıp gittiğini, niçin tutup götürmediklerini sorar. Bunun üzerine Vezîriazam, üzülerek vedâ eder ve ayrılır. Daha sonra Mahmud Paşa’nın şeyhe şükranda bulunması üzerine kendisine, “Hakikat çobanı koyununu zâhirde gözü bakarken kurda yedirmez.” diye mukabelede bulunur.
Sadrazam Ferhad Paşa (ö. 1004/1595) ise Lamekânî Hüseyin Efendi’nin (ö.1034/1625) bağlısıdır. Aralarında mektuplaşmalar vaki olmuştur. Bunun yanında başka vezirlerin de onun bağlıları arasına girdiği belirtilmektedir.
Bütün bu tesbitlerden de anlaşılacağı üzere Sultan III. Mehmed dinî hassasiyeti oldukça yüksek, tasavvufî hayata son derece meraklı, Peygamber Efendimiz’in ismi her anılışında duyduğu ihtiramdan derhal ayağa kalkan peygamber aşığı bir padişahtı. İçkiyi sıkı bir şekilde yasaklayıp, bütün gizli meyhâneleri kapattırmıştır. Diğer yandan III. Mehmed devri Osmanlı’nın duraklama dönemine rastlamaktadır. Celalî İsyanları ve İran Savaşlarının çok uzun sürmesi onu büyük üzüntü içinde bırakmıştır. III. Mehmed annesini çok sever, sayar ve dinlerdi. Bundan yararlanan annesi Safiye Sultan, Osmanlı sarayında hâkimiyet kurdu. Bazı konularda padişahı zorlayıp istediğini yaptırıyor, bu da devlet işlerinde karışıklıklara sebep oluyordu.
* Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE

Sayfayı Paylaş