NAKKAŞHÂNE GELENEĞİ VE SEÇKİN MÜZEHHİPLER

245 Dergi-36

Seçkin eserleri ve farklı ekolleri ile tezhip sanatının geçmişi oldukça eskiye dayanmaktadır. Tezhip sanatının ilk bezeme örneklerini 8. ve 9. asra kadar götürebilmekteyiz. Türkistan diyarının Karahoça ve Bezeklik’te Uygur Türklerine ait duvar freskleri bunun en açık örneğidir.[i]

Tezhip sanatının gerek desen gerekse işçilik yönünden en ileri düzeyde eserlerin ortaya konulduğu devir Timurlular Dönemi’dir. Birer sanatkâr olmalarıyla dikkat çeken Timurlu hükümdarlar saray bünyesinde kurdukları kütüphâne ve nakkaşhânelerde İslâm kitap sanatlarının gelişmesine katkı sağlamışlardır. Timurluların Herat’taki saraylarında sağlanan üst düzey destek ve gerçekleştirilen devlet himâyesiyle hat, tezhip, minyatür ve cilt sanatlarının en görkemli eserleri ortaya çıkmış ve yeni üslûplar oluşmuştur.[ii]

Özellikle Kara Yusuf’un hükümdarlığı döneminde Karakoyunlular, Horasan ve Azerbaycan coğrafyasında tezhip sanatına dair önemli eserler ortaya koymuştur. Dîvân-ı Kâtibî, Pîr Budak Sultan’ın hazinesi için 860/1456 yılında hazırlanmış, kabı ve tezhibi, desen, işçilik ve renk olgunluğu ile devrinin en mükemmel eserlerinden biri olarak kabul edilmiştir. Akkoyunlu dönemi yazma eserleri içinde tezhibi, minyatürleri ve cildi ile Şâhnâme-i Firdevsî önemli bir yer tutmaktadır.[iii]

Gerçekleşen göç dalgalarıyla kendi sanatlarını geliştirerek farklı coğrafyalara götüren Türkler, Anadolu Selçuklu Devleti’nin dikkat çeken etkinlikleri ile tezhip sanatının inceliklerini Anadolu coğrafyasına getirmişlerdir. Öyle ki Sâhib Ata Fahreddin Ali’nin himâyesinde Anadolu sanatçıları Nakkaşhâne ortamında çalışıp eserlerini üretmişlerdir.[iv]

İlhanlılar ve Memlükler döneminde tezhip sanatkârları nakkaşhânelerde hazırladıkları büyük boy yazma eserlerle o dönemin kitap sanatlarının seçkin örneklerini sunmuşlardır. Safevîler döneminde ise Şîraz, Tebriz, Kazvin ve İsfahan gibi Safevî kentleri tezhip ustalarının toplandıkları ve ortaya koyduğu eserlerle dikkat çeken şehirlerdir.

Pek çok sanat dalının gelişmesine öncülük eden ve destek veren Fâtih Sultan Mehmet tezhip sanatının gelişimine ayrı bir ehemmiyet göstermiştir. Fâtih Sultan Mehmet kendi sarayında nakkaşhâne kurmuş ve başına Özbek asıllı Baba Nakkaş’ı getirmiştir. Bu nakkaşhânenin en önemli işlevi, Fâtih Sultan Mehmet’in özel kütüphânesindeki pek çok nâdîde kitabın vücûda gelmesine kaynaklık etmesidir. Buradaki eserler hattatlar tarafından özenle yazılmış, müzehhipler tarafından içtenlikle tezhiplenmiş, nakkaşlar tarafından iştiyakla resimlendirilmiş ve mücellitler tarafından en güzel şekilde ciltlenerek padişaha sunulmuştur.[v]

Tezhip sanatı Sultan II. Bayezid Dönemi’nde olgunlaşma süreci yaşar. Bu dönemde Şeyh Hamdullah’ın çalışmaları ile tezhip sanatı en iyi örneklerini sunmaya başlar. Şeyh Hamdullah’ın Mushaf-ı Şerifleri ince tezhiplerle süslemesi tezhip sanatının gelişmesine ivme kazandırmıştır. Sultan II. Bâyezid Dönemi’nde sanatkârlar nakkaşhânede toplanıp teşkilatlanmış ve devlet tarafından desteklenmiştir.[vi]

Fâtih Dönemi’nden itibaren tezhip sanatı Osmanlı sarayı içerisinde yer alan nakkaşhânelerde gelişim göstermiştir. Nakkaşhânelerde birçok sanatkâr bir arada çalışmış, tezhip ustalarına özel atölyeler yapılmıştır. Nakkaşhânelerde usta ve çırak usulü uygulanmış, yetiştirilen tezhip öğrencileri sadece teorik planda değil, bizzat pratik olarak da tezhip sanatında mâhir olmaya ve ihtisaslarını gerçekleştirmeye çalışmışlardır. Nakkaşhâne sorumlusu sernakkaşın gözetiminde ve çok sayıdaki sanatkârın yardımıyla yetişen öğrenciler, yazma eserlerin bezemesini kısa zamanda tamamlamışlardır. Âhar yapanlar, kâğıt boyayanlar, desen çizenler, cetvel ve tahrir çekenler, boya hazırlayanlar, altın ezenler hep aynı mekânda bulunmuşlardır. Bu eserlerde çoğunlukla imza koymamışlardır, ender görülen müzehhip imzaları da sernakkaşa aittir.[vii] Sarayda birer ehl-i hiref olarak tanınan nakkaşlar sadece kitap sanatıyla ilgilenmemişler aynı zamanda saray köşklerinin, inşâ edilen yapıların kalem işi, çini ve metal işleri desenlerini de hazırlamışlardır.[viii] 16. asra gelindiğinde nakkaşhâne müzehhipleri Kur’an nüshalarının tezhiplenmesi yanında, edebî ve tarihî eserlerin de tezyînine emek sarfetmişlerdir.[ix]

Nakkaşhânelerde kırk beş ayrı sanat dalı teşkilatlanmış ve çalışanlar usta-çırak ilişkisi bağlamında sanatlarını icrâ eylemiş, her bir sanat dalında ayrı ustalar görevlendirilmiştir. Her bir sanatkâr eserin bütünlüğe ulaştırılmasında başarılı bir ekip çalışması gerçekleştirmişlerdir. Nakkaş Şah Kulu’nun ortaya çıkardığı “saz yolu” üslûbu dönemine damga vurmuştur.[x] Doğadaki hâliyle resmedilen çiçeklerin kendine has bir karakterle uygulanmaya başlaması tezhip sanatının gelişim seyrini göstermesi açısından son derece önemli bir gelişme olmuştur. Öyle ki “çiçek buketi” demek olan “şukûfe”ler tezhip sanatımızın belirgin bir özelliğini oluşturmuştur. 18. yüzyılda tezhip sanatının usta sanatkârı Ali Üsküdârî’nin çalışmaları ile tezhip sanatında kullanılan çiçekler, doğada görüldüğü gibi yer almaya başlamış, canlı ve parlak renklere bürünmüş, kurdele fiyonklarla bağlanmış çiçek buketleri şeklinde resmedilmiştir.[xi] 18. yüzyılda başlayan “Türk Rokoko” üslubu 19. yüzyıl boyunca da devam etmiştir. Bir asır boyunca etkili olan Türk rokoko sanatı, başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere kıt’a levha ve hilye eserlerde yaygın olarak kullanılmıştır. Tezhip sanatının klasik formlarının ötesinde uygulanan yeni eserlerde, desen kompozisyonları yapraklar ve yapraklardan meydana gelen paftalardan oluşmuştur.[xii]

Modern döneme gelindiğinde tezhip ustaları klasik tezhip anlayışı yanında natüralist tarzda tasarlama ve renklendirmelerde de bulunmuş, daha çok lale ve gül ağırlıklı süsleme sanatını benimsemişlerdir.[xiii] Hezargradlızâde Ahmed Atâullah ve Sâlih Efendi 19. yüzyılın, A. Süheyl Ünver, Feyzullah Dayıgil, Muhsin Demironat ve Rikkat Kunt 20. yüzyılın önde gelen müzehhipleridir.[xiv]

Tezhip sanatının usta şahsiyetlerinden bahsedecek olursak, mak3alemizin seyri içerisinde isminden bahsettiğimiz Baba Nakkaş’ı zikretmeden geçemeyeceğiz. Baba Nakkaş’ın asıl adı Muhammed b. Şeyh Bâyezid olup doğum ve vefat tarihleri bilinmemektedir. Fâtih Sultan Mehmed, Ramazan 870/Mayıs 1466’te Çatalca yakınlarındaki İnceğüz nâhiyesine bağlı Kutlubey köyünü Baba Nakkaş’a mülk olarak vermiştir. Baba Nakkaş’ın vakfı neslinden Derviş Mehmed Çelebi ve Şeyh Mustafa tarafından genişletilmiştir. Dedesi gibi nakkaş olan ve 980/1572 yılında vefat eden Şeyh Mustafa ile Baba Nakkaş, isim benzerliğinden dolayı kaynaklarda birbirine karıştırılmıştır. Fâtih Sultan Mehmed’in ve II. Bâyezid’in mukarreb ve musâhibi olan, “Nakkaşların Babası” diye tanınan Baba Nakkaş, nakkaşların en gözde ustası ve en yaşlısıdır.[xv]

Bir diğer gözde nakkaş Şahkulu’dur. Kânûnî Sultan Süleyman dönemi saray nakışhânesinin sernakkaşı olan Şahkulu aynı zamanda “saz yolu bezeme” üslûbunun ilk temsilcisidir. Saz yolu ile kastedilen, zemini boyanmamış kâğıtlar üzerine siyah mürekkep ve fırça ile yapılan resmi ifade etmiştir. İri, kıvrak ve sivri uçlu dilimleri ile dikkat çeken yaprak ve çiçek motifleri, hayal mahsulü çeşitli orman hayvanları, periler saz yolu bezemesinin içeriğini oluşturmaktadır. Saz yolu bezemesinde daha çok ejder motifi kullanılmaktadır. Hunlar, Uygurlar ve Çinliler nazarında su ve bolluk timsali kabul edilen ejder kimi zaman yılana, kimi zaman da timsaha benzer tarzda resmedilmiştir. Uygur ve Çin sanatında ejder motifi uçan bir hayvan şeklinde, Orta Asya Türk sanatında ve Selçuklularda ise kanatlı, boynuzlu, pullu ve ayaklı olarak işlenmiştir. Hayal mahsulü hayvan motiflerinden biri olarak sîmurg ve ki’lin de saz yolu bezemesinde sıklıkla kullanılmaktadır.[xvi]

Şahkulu’nun yetiştirdiği en önemli müzehhibin ismi Kara Memi’dir. Kara Memi,  Kânûnî Sultan Süleyman döneminde sarayın ehl-i hiref, mevâcib ve masraf defterlerinde isminden sıklıkla bahsedilen Rum nakkaşıdır. Kaynaklarda adı “Kara Mehmed”, “Çelebi Mehmed-i Siyah” ve “Kara Memi” şeklinde geçmektedir. Hocası Şahkulu’ndan sonra nakkaşlar cemaatinin Rûmiyân bölüğü başında bulunan Kara Memi, nakkaşbaşı olarak görev yapmıştır. Ortaya koyduğu kendi üslûbu ile devrin sanat anlayışını derinden etkilemiştir. Osmanlı sanatında Kara Memi üslubu tezhipte olduğu kadar camilerin çini ve kalem işlerinde, saray için imal edilen halılarda, kumaş ve el işlemelerinde, ahşap, maden ve kuyumculuk işlerinde de uzun süre etkili olmuştur.[xvii]

Baba Nakkaş, Şahkulu ve Kara Memi’den sonra yetişen Osmanlı müzehhiplerinin bir diğer gözdesi Ali Üsküdârî’dir. 18. yüzyılın ilk yarısında yaşayan Ali Üsküdârî seçkin Osmanlı müzehhibi ve lake ustasıdır. Hacı Yûsuf-i Mısrî’nin öğrencisi olarak Ali Üsküdârî, 18. yüzyılın tanınmış hattatlarından Yedikuleli Seyyid Abdullah’ın yazdığı Mushaf-ı Şeriflerin tezhibini yapmış ve saz yazma vadisinde “sânî-yi Şahkulu” olarak kabul edilmiştir. Tezhiplerinde, Şahkulu’nun 16. yüzyılın ilk yarısında Osmanlı süsleme sanatına kazandırdığı motifleri severek ve titizlikle işlemiştir.[xviii]

17 Şubat 1898’de İstanbul Haseki’de dünyaya gelen Ahmet Süheyl Ünver son dönemlerde tezhip sanatının güçlü temsilcidir. Babası Tırnovalı Mustafa Enver Bey, II. Abdülhamid dönemi Posta ve Telgraf Nezâreti İstanbul Muhâberât-ı Umûmiyye müdürü olarak görev yapmıştır. 19. yüzyılın ünlü hattatlarından Mehmed Şevki Efendi’nin kızı Safiye Rukiye Hanım da onun muhterem anneleridir. Yeniköylü Nûri Bey’den tezhip ve Necmeddin Okyay Efendi’den ebru dersleri alan Süheyl Ünver, sanat çalışmalarının yanında hekimlik sahasında da ihtisâsını gerçekleştirmiştir. Dönemin meşhur sûfîlerinden Abdülaziz Mecdi Tolun’un sohbetlerine katılmıştır. Şeyhi Mecdi Tolun’un irşadlarıyla fıtrî istîdâdını geliştirmiş, zevk-i selîm sahibi bir sanatkâr olmuş, usta bir müzehhip, seçkin bir ressam ve güçlü bir şair konumuna gelmiştir. Süheyl Ünver aynı zamanda Osmanlı sanatının Türkiye Cumhuriyeti döneminde de devamını sağlayarak köprü konumunda olmuştur.[xix]

Tezhip sanatının günümüzde yaşamasını sağlayan, meşhur müzehhibe Fatma Rikkat Kunt’tur. 27 Nisan 1903’te İstanbul Beylerbeyi’nde doğan Fatma Rikkat Kunt, Türk Lügati yazarı Hüseyin Kâzım Kadri’nin büyük kızıdır. Fatma Rikkat ismi kendisine baba dostu Tevfik Fikret tarafından verilmiştir. 1968’e kadar Muhsin Demironat’la birlikte Türk Tezyinî Sanatlar Şubesi’nin bezeme sahasındaki en parlak devresini geçirmesine vesîle olmuştur. Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Türk Tezyinî Sanatlar Bölümü’nü bitiren Rikkat Kunt Akademi’nin kütüphânesine memur olarak tayin edilmiştir. Kırk yılı aşan sanat hayatında kıt’a, levha ve hilye-i nebevî olarak sayısız eser tezhip etmiş, zamanımızda Türk tezhip sanatının klasik yolda canlı kalması ve öğretilmesinde önemli rol oynamıştır.[xx]

Gönül pınarından süzülen renklerle müzehhip, sanatını icrâ etmektedir. Varlıktaki sonsuz tecellîleri bir bütün olarak telakkî eder, varlığın lisanına kulak verir, etrafı müşâhede eden gözlerini büyüler, şahit olduğu güzellikleri hat sanatı ile süslemeye çalışır, ustaca yazılan hatların etrafını nâdîde tezhiplerle süslemeye çalışır.[xxi]

Ahemet Süheyl Ünver örneğinde, sûfîler sanatlarında doğallığa önem vermişler, sanatlarını icrâda samimiyeti elden bırakmamışlar, ilâhî tecellîleri görmek uğuna derin duygulara kapılmışlar, içsel derinlikleri ile dış çevrede geniş kitleleri derinden etkilemişlerdir. Süheyl Ünver, tasavvufi neşvesini ve gönlündeki güzellikleri aklı ile buluşturmuş, iç zenginliğini sanata dökmüş, emânet aldığı geleneğin zenginliğini sonraki nesillere aktarmış ve modern dönemde güzel bir eserin çıkmasına yol açmıştır.[xxii] Mevlevîhânelerde başta Kur’an olmak üzere hadis ve Mesnevî kitaplarını süslemek için ebruculuk, müzehhiblik, nakkaşlık, mücellidlik gibi sanat dallarıyla uğraşan birçok şahsiyet yetişmiştir. Bunların başında ise II. Mahmud döneminde Rokoko tarzı tezhibler yapan Hacı Dede, Mevlevî Süleyman Efendi Nakşî Dede, tanınan müzehhibler arasında Mevlevî Hâşim Dede’nin adını zikredebiliriz.

Prof. Dr. Kadir ÖZKÖSE

Medine ÇİÇEK

 

[i] Münevver Üçer, “Kültürel Miras Farkındalığı Bağlamında ‘Gelenek Gelecektir’”, SDÜ ART-E Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, c.12 Özel Sayı, Aralık 2019, s. 87.

[ii] Fatma Çiçek Derman, “Tezhip”, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi (DİA), c. 41, İstanbul 2012, s. 65.

[iii] Derman, “Tezhip”, DİA, c. 41, s. 66.

[iv] Üçer, “Gelenek Gelecektir”, Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, c.12, s. 88.

[v] Üçer, a.g.m., s. 89.

[vi] Üçer, a.g.m., s. 90.

[vii] İnci Ayan Birol, Türk Tezyini Sanatlarında Desen Tasarımı Çizim Tekniği ve Çeşitleri, Kubbealtı Yayınları, İstanbul 2008, s. 21.

[viii] Derman, “Tezhip”, DİA, c. 41, s. 65-68.

[ix] Zeren Tanındı, “Kitap ve Tezhibi”, Osmanlı Uygarlığı, haz. Halil İnalcık & Günsel Renda,  T.C Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 2003, c. 2, s. 881.

[x] Mehmet Bozan, Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki Tezhipli El Yazmalarının Sanat Açısından Değerlendirilmesi, Yüksek Lisans Tezi, Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Enstitüsü, Erzurum 2019, s.10.

[xi] Üçer, “Gelenek Gelecektir”, Güzel Sanatlar Fakültesi Sanat Dergisi, c.12, s. 92.

[xii] a.g.m., s. 92.

[xiii] a.g.m., s. 93.

[xiv] Bozan, Süleymaniye Kütüphanesi’ndeki Tezhipli El Yazmalarının Sanat Açısından Değerlendirilmesi, s.11.

[xv] Filiz Çağman, “Baba Nakkaş”, DİA, c. 4, İstanbul 1991, s.369.

[xvi] Fatma Çiçek Derman & Gülnur Duran, “Şahkulu”, DİA, c. 38, İstanbul 2010, s. 283,

[xvii] Gülnur Duran, “Kara Memi”, DİA, c. 38, İstanbul 2010, s. 262-263.

[xviii] Filiz Çağman,”Ali Üsküdari”, DİA, c. 2, İstanbul 1989, s.458,

[xix] Ahmet Güner Sayar, “Ahmet Süheyl Ünver”, DİA, c. 42, İstanbul 2012, s. 350,

[xx] M. Uğur Derman, “Fatma Rikkat Kunt”, DİA, c. 26, Ankara 2002, s. 377-379,

[xxi] Edip Yılmaz & Rümeysa Şimşek,  “Tezhip’te Kullanılan Motif ve Teknikler”, Bülent Ecevit Üüniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, 2019, 8(2), s. 627.

[xxii] Semih Sergen, ”Mevlevilikte Sanat ve Sanatkârlar”, Vakıf Haftası Dergisi, 9 (1992):143-144.

Sayfayı Paylaş