MECLİS-İ MEŞÂYIHIN KURULUŞUYLA HEDEFLENEN TEKKELERİ VE TARİKATLARI KONTROL ALTINDA TUTMA DÜSÜNCESİ

239 Dergi-20

Tanzimat’tan sonra tasavvuf ve tarikatları yakından ilgilendiren en önemli gelişme, Meclis-i Meşâyih’ın kurulmasıdır. Meclis-i Meşâyih’ın kurulması, aslında Sultan II. Mahmud ile beraber başlayan tanzim ve ıslah çalışmalarının tabiî bir neticesidir. 1280/1863 yılında kuruluş hazırlıklarına başlanan Meclis-i Meşâyih, Şeyhülis­lâm Refik Efendi’nin özel gayretleriyle 1283/1866 yılında kuruluşunu tamamlamış, fakat Evkâf-ı Humâyûn Nezâreti meşîhat tevcihlerini dikkate almadığı için faaliyete geçememiştir. 7 Recep 1283/15 Kasım 1866 tarihli bir irade ile Refik Efendi’nin “Deraliye ve Bilâd-ı Selâse’de kâin tekâyâ ve zevâyâ meşîhatlarından birinin inhilâli vukûunda ve bazen beynlerinde münâzaa zuhurunda bi’t-tahkîk iktizâsının icrâsı” amacıyla düzenlediği on yedi maddelik layihasının kabul edilerek Meclis-i Meşâyih’ın yeniden kurulması münasip görülmüştür.

Şeyhülislâmlığa bağlı olarak kurulan Meclis-i Meşâyih, hem Osmanlı ülkesindeki bütün tekke ve tarikatların yönetim ve denetimini üstlenmiş hem de tasavvufi düşüncenin gelişmesi ve yayılması için gereken tedbirleri almıştır. Meclisin ilk şekli, bir başkan ve altı üyeden meydana geliyor­du. Daha sonraki uygulamalarda, bir ara başkandan ayrı olarak “nazır” sıfatıyla şeyh olmayan bir kişi daha tayin edilmiştir. Bazı yıllarda yönetim kurulunda iki tane de müderris bulundurulmuş, kâtip ve başkâtiplik ihdas olunmuştur. Bazı yıllarda yönetim kurulunda iki de müderris bulundurulmuş, kâtiplik ve başkâtiplik ihdâs edilmiştir.[1] 1911 yılında ise Meclis bir başkan ve iki üyeden teşekkül etmekteydi.[2] Böylece teşekkül, Osmanlı ülkesindeki bütün tekke, zâviye ve tarikatların yönetim ve denetimini üzerine almakla kalmıyor, tasavvufî düşünce, tarikat yapıları ve idaresinin geliştirilmesini amaçlıyor, şeyh atamalarını düzenliyordu. Meclis-i Meşâyih’in kurulmasından sonra evlâdiyet ve hilâfet usûlü ile tevcih edilmekte olan meşîhat vazifesi, doğrudan meclis tarafından kontrol edilmeye başlandı. Bir dergâhın meşîhatına mutasarrıf olan şeyh vefat ettiği zaman meşîhatın tevcîhi için Meclis-i Meşâyih’a müracaat edilir, eğer müracaat eden şahıs şeyhin sulbünden ise ve gerekli şartları da haiz ise tayin gerçekleşirdi. Eğer meşîhat evlâdiyet üzere meşrut olmaz ve şeyh de evlâdı olmadan vefat ederse şeyhin mensup olduğu tarikatın halifelerinden birine görev tevcîh edilirdi.

Meclis-i Meşâyih’a bağlı olarak çalışan iki önemli birim söz konusu olmuştur. Bunlardan birisi Heyet-i Teftişiye, diğeri ise Encümen-i İlmî’dir. Tasavvuf ve tarikatlarla ilgili yapılan inceleme ve araş­tırmalar teşkilata tamim edilip Mecelle-i Sufiye’de de neşredilmiştir.

Meclis-i Meşâyih, İstanbul’da bulunan 300 civarındaki tekkeyi tarikatlarına bakmadan, bulundukları muhitlere göre gruplandırmış, her grubu merkez bir tekkeye bağlamış, merkez tekke şeyhini de Meclis’e karşı sorumlu tutmuştur. Merkez tekke şeyhi iki kişiyi de yardımcı olarak belirlemiştir. Şeyhülislâmlığın tespit ettiği vilayet, liva ve kazalarda Encümen-i Meşâyih adıyla meclisin taşra teşkilatı kurulmuş, müftü bu encümenin başkanı olmuş, encümen üyeleri ulema ve meşayih arasında gizli oyla seçilmiştir.[3]

Meclis üyeleri her ne kadar tasavvuf erbabından oluşsa da Şeyhülislâm’a bağlı bir birim olması, yıllardır süre gelen bir geleneğe ters görünmektedir. Bu durum tekkelerin medrese kontrolü altına girmesi anlamına gelmektedir. Makâm-ı Meşîhât’ın kurulmasından en fazla etkilenen tarikat Mevlevîlik olmuştur. O güne kadar Mevlevîhâne bulunan her bölgeye şeyh ataması bizzat Çelebi tarafından belirlenip İstanbul’un onamasıyla gerçekleşirken, Meclis-i Meşâyih’ın işlevselliği döneminde önce “Meclis-i Ulya” ve daha sonra “Meclis-i Meşayih”in tasdik ve tasvibi şart olmuştur. Şeyhülislam bu müdahalesi Mevlevilerin tasavvufî anlayışlarını sorgulamak amacıyla değil, vakıf mallarının kontrolünü sağlamak maksadıyla teamül haline gelmiştir.[4]

Meclis-i Meşâyih’ın ilk başkanı Yenikapı Mevlevîhânesi postnişîni Osman Salahaddin Dede (ö.1302/1887) idi. Bu tercihte Mevlevî muhibbi olan Sultan Abdülaziz’in etkisi olduğu kadar Osman Salahaddin Dede’nin ilmî ve şahsî yetkinliği etkili olmuştur. Zira Meclis-i Meşâyıh’ın ikinci (1291/1874) ve üçüncü (1296/1878) devrelerinde de Osman Salahaddin Dede, başkan olarak bu makamda bulunmuştur. Osman Salahaddin Dede 1285-1296/1868-1878 yılları arasında Meclis-i Meşâyih’in ilk safhası diye de nitelenen dönemde vazife yapmıştır.[5] Osman Salahaddin Dede’nin başkan bulunduğu sırada 1292/1874 yılından itibaren Meclis-i Meşâyih’a “Nâzır” sıfatıyla Kütahyavî Yâkub Asım Efendi devlet temsilcisi olarak atanmıştır. Kütahyalı Halil Rüştü Efendi’nin oğlu olan Âsım Yâkub Efendi 1287/1870’te İstanbul Kadısı, 1291/1874 Ramazanında “Anadolu Payesi”yle Meclis-i Meşâyih Reisliği görevine atanmış, birkaç sene sonra da Kütahya Nâibi olmuştur.[6]

İlk meclisin üyelerine baktığımızda; Sa’diye şeyhi Atâullah Efendi, Kâdirhâne postnişini Şerâfeddin Efendi, Merkez Efendi Dergâhı postnişini Sünbüliyyeden Muhammed Nûreddin Efendi, Nasûhî Dergâhı şeyhi Muhyiddin Efendi ve Molla Murad Dergâhı şeyhi Nakşbendiyyeden Ârif Efendi’nin yer aldığını görmekteyiz. İkinci dönemde ise bu isimlere Sa’diye’den Taşlıburun Tekkesi şeyhi Süleyman Sıdkî Efendi ve Ahmed Buhârî Tekkesi şeyhi Süleyman Buhârî Efendi eklenmiştir.

1297/1880 senesinde Halil Efendi Meclis-i Meşâyıh Nâzırı olmuş, Meclis-i Meşâyih Reisliği’ne de Hüdâyî Dergâhı şeyhi Rûşen Efendi getirilmiştir. Rûşen Efendi Dönemi’nde aza sayısı on üçe çıkmıştır. Bahsi geçen isimlere ilâveten Kasımpaşa Mevlevîhânesi’nden Ali Efendi, Bandırmalı Tekkesi şeyhi Fahreddin Efendi, Selimiye Nakşî şeyhi Saîd Efendi, Müderris Tevfik Bey, Vânî Tekkesi şeyhi Muhammed Emîn Nakşibendî, Mirahor Halvetî Dergâhı şeyhi Hâfız Nâzif Efendi ve Kâtip olarak da Müderris Hayri Efendi görev almıştır.

Meclis-i Meşâyih Reisliği görevini 1301/1884 tarihinde Cemâleddin Efendi deruhte ederken, Meclis-i Meşâyih Nâzırlığını da 1304/1886 yılından itibaren Çerkeşşeyhizâde Mehmed Tevfik Efendi (1317/1899) yürütmüştür. 1309/1891 tarihinden itibaren ise kâtipten ayrı olarak bir de mukayyit görevlendirilmiştir.

Bu dönemde İstanbul ve Anadolu’daki dergâhları teftiş etmek için zaman zaman Meclis-i Meşâyih tarafından görevlendirilmeler yapıldığı da görülmektedir. Örneğin, 1304/1886 yılında Dersaâdet ve Bilâd-ı Selâse’de bulunan tekâyâ ve zevâyâyı teftiş etmek üzere intihâb olunan müfettişliğe Hacı Ahmed Muhtar Efendi ile Müştakzâde dergâhı şeyhi Ahmed Efendi’nin intihâb kılındığı görülmektedir. Aynı yıl yayınlanan padişah iradesiyle meşîhat ciheti va’z olunmamış yerlerde hulefâ-yı tarîkatın tekke açması yasaklanmıştır. Bu kararla Cerrâhiyye’den Seyyid Ahmed Rıf’at Efendi’nin Sarıgüzel Konakları’nda mukabele ettiği mekân diğer emsâliyle birlikte kapatılmıştır. Bu kararın anlamı hâne-tekkelerin yasaklanması, yeni tekke açılmasının zorlaştırılması, resmîleşme ve denetimin yaygınlaştırılması olmuştur. Aslında bu karar II. Mahmud tarafından 1226/1810 tarihinde yapılan düzenlemenin bir benzeri ve devletin ara sıra başvurduğu bir yol haline gelmiştir.[7]

1310-1315/1892-1897 tarihleri arasında Meclis-i Meşâyih Reisliği boş bırakılmıştır. Bu durum Sultan II. Abdulhamid ile Şeyhülislâm Cemâleddin Efendi’nin bir tasarrufudur. Beş senelik aradan sonra Meclis-i Meşâyih Reisliği’ne Kâdirîhâne postnişîni Seyyid Ahmed Muhyiddin Efendi getirilmiştir.

Meclis-i Meşâyih 1320/1902 yılında ilk şekline dönüştürülmüş, devlet temsilciliği olarak görülen “nâzırlık” kaldırılmış ve Ahmed Muhyiddin Efendi Reisliğe devam etmiştir.

Meclis-i Meşâyih 1327/1911 yılında tekrar bir değişikliğe uğrayarak altı ile on beş kişi arasında bulunan aza sayısı biri reis ikisi aza olmak üzere üçe düşürülmüştür. Tasavvuf çevreleri tarafından II. Meşrutiyetle birlikte Meclis-i Meşâyih’ın üye sayısı artırılarak her tarikattan ikişer aza daha katılacağı beklenirken, sayı daha da düşürülmüş, görülen işlemler öncekine oranla iyice azaltılmış, kurul etkisizleştirilmiştir. Bundan sonraki 1333-1334/1914-1916 devrelerinde ise Mehmed Gülşen Efendi reislik yapmıştır.[8]

1334/1915-1916 tarihinden sonra temsilcilik sayısı, on beş merkez tekkeyle sınırlandırılmıştır. İstanbul’daki bu on beş merkez tekkenin yanı sıra beş Mevlevihane ve sekiz Nakşî tekkesi müstakil merkezler olarak kabul edilmiştir. Böylelikle Meclis-i Meşayih denetim, kontrol ve haberleşmesi bu on beş merkez tekke aracılığıyla olmuştur. İstanbul’da merkez tekkelere, diğerleri üzerinde denetim hakkı verilmesi 1334/1915-1916 tarihli Meclis-i Meşayih Nizamnamesi’nin Merkez Tekaya Talimatnamesi ile kabul edilmiştir. Bu talimatnameye göre, Anadolu’daki yerleşim bölgelerinde bulunan tekkelerin işleri de, Encümen-i Meşayih adıyla müftü ve iki üyeden oluşan bir kurula havale edilmiştir.[9]

Meclis son şeklini Musa Kazım Efendi’nin şeyhülislamlığı sırasında hazırlanan ve Hey’et-i Vükela’dan sonra padişahın tasdikinden geçerek 9 Şevval 1336/18 Temmuz 1334 tarihli Takvim-i Vekayi’de yayınlanan şekliyle almıştır. Nizâmnâme ve talimatname­lerle tasavvuf ve tarikat dünyası makam-ı meşihatın kontrolüne alın­mıştır. Yöneticilere göre, tekkelerin şeyhülislâmlığa bağlanması tekke-medrese tartışmalarını da önleyecekti. Üç fasıl ve on dokuz maddeden meydana gelen bu nizamnamenin amir hükmü olarak çıkartılan talimatnamelerle tekke düzenine çekidüzen verilmeye çalışılmıştır. Bu talimatnamelerin isimleri şöyledir.

  1. Meclis-i Meşâyıh Nizamnamesinin Tatbikatına Dair
  2. Merkez Tekâyâ
  3. Taşra Encümen-i Meşayih Hey’etlerinin Vezaifi Hakkında
  4. Bilumum Tekâyâda Tatbik Edilecek Hıfzısıhha ve Muhafaza-i Nezafet Ve Taharete Dair.
  5. Tekâyâda Mâbihi’t-Tatbik Olmak Üzere Kaleme Alınan Talimatnamedir.[10]
  6. Meşayih-i Kiram Tarafından Hulefaya Verilecek İcazetnamelere Dair
  7. Meclis-i Meşâyih Nizamnamesinin 13. Maddesi Mücebince Meclis-i Meşâyih’ça Tanzim Olunan Talimatnamedir.
  8. Tekâyânın Teftişine Dair.[11]

 

[1]  Hür Mahmut Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf (19. Yüzyıl), İnsan yayınları, İstanbul 2003, 660.

[2] Mustafa Kara, Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar, Sır Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 288.

[3] Kara, Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar, s. 288-289.

[4] Abdülbâki Gölpınarlı, Mevlânâ’dan Sonra Mevlevîlik, İnkılap ve Aka Kitabevi, 2. Baskı, İstanbul 1983, s. 247.

[5]  Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 696.

[6] Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 661.

[7]  Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 662.

[8]  Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 663.

[9]  Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 663-664.

[10] Mustafa Kara, Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri, Dergâh Yayınları, İstanbul 2002, s. 65-66.

[11] Yücer, Osmanlı Toplumunda Tasavvuf, s. 664-665.

Sayfayı Paylaş