YOLA ÇIKTIM MARDİN’E…

Somuncu Baba

"Mutfak kültürüyle¸ el işlemeciliği¸ taş ustalığıyla¸ kendine mahsus folklorik
özellikleriyle bir kültür bahçesidir Mardin¸ gece gerdanlık¸ gündüz mezarlık¸
toplamda hayranlık duyulandır söz arasında."

Yola çıktım Mardin'e…


 Seni ilkin bu türküyle tanıdım Mardin. 


Hülya Süer söylüyordu. Türkünün sözleri bana getiriyordu her defasında. İsmin bin defa geçiyordu aklımın mazgallarından. Mardin uzaktı¸ gidilmeyen¸ bilinmeyendi benim için o demlerde. Hızla zamanı eskitiyordum¸ ben eskiyordum¸ baharlarım eskiyordu¸ umutlarım eskiyordu ki okul bitti.


Genç bir öğretmenin hayallerinin içindeydin şimdi. Kahve fallarında¸ rüyalarımda bile sen çıkıyordun karşıma. Tayin kurasında talihim sen olmuştun¸ gidecek yerim sen¸ varacak mekânım sen¸ saracak umudum sen olmuştun. Oysa benim için türkünün içinde vardın bir tek. Şimdi istesem de istemesem de Mardin'e doğru sahiden yola çıkacaktım işte. Gelecektim sana¸ en güzel türkün dudaklarımda¸ hüznüm gözlerimde¸ kırıklarımla¸ hayallerimle¸ korkularımla gelecektim.


Mardin¸ artık hayatımın içindeydin.


Mutfak kültürüyle¸ el işlemeciliği¸ taş ustalığıyla¸ kendine mahsus folklorik özellikleriyle bir kültür bahçesidir Mardin¸ gece gerdanlık¸ gündüz mezarlık¸ toplamda hayranlık duyulandır söz arasında.


Bir Telkari Sanatının Başkentidir!


"Diyarbakır güzel bağlar" türküsüyle geldim kapına. Taş ustalarının sihirli efsunu değdi gözlerime ilkin¸ kadim bir sevinç gelip oturdu yüreğime. Sonra dağların Mardin Ovasına göz kırpışı¸ dalgalı denizleri andıran uçsuz bucaksız Mardin ovasının bereketi yetişti imdadıma. El ele vermiş üzüm bağları¸ zeytinlikler¸ kirazlar elledi düşlerimi.


Nice dinlerin¸ yaşantıların büyülü fısıltıları çalındı kulağıma ansızın. Dayrü-l Zaferan manastırı dile geliyor ansızın. Bir Süryani rahibenin ilahını andığı fısıltılar emziriyor kulaklarımı¸ manastırın taş duvarları nice ayinlerin yortusunu taşıyor ve tütsülenmiş düşünceler sinmiş hatırların üzerine.


Kızıltepe¸ taşlarının kızıllığını¸ sarılığını güneşe nazire diye seriyor önümüze. Dün Dunaysır¸ sonra Koçhisar şimdilerde Kızıltepe sarı buğday başaklarının sarışın düzlüklerle sarmaş dolaş olduğu¸ pamuk tarlalarının kendinden geçtiği¸ Artukoğuları'ndan bu yana kendini gururla taşıyan şehirdir tarih sayfalarında.


Nusaybin iki yılımı verdiğim ilçedir kalbimin mahzeninde. Güllerin¸ nergislerin durağı¸ türlü meyvelerin sandığı¸ geniş ovanın ortasında arz-ı endam eden yeşilin öteki adıdır. Ne zaman aklıma gelsen¸ narlarını¸ üzümlerini¸ nergislerini hatırlarım. Bir de öğrencilerimi. Beni bölgeye bağlayan¸ aradan uzunca yıllar geçse de kalbimi sımsıkı oralara bağlayan vefalı öğrencilerim Nefise¸ Murat¸  İzzettin ve daha niceleri gelir aklıma. Nezaketin¸ vefanın¸ sevginin samimiyetin adresidir Nusaybin.


Mor Yakup Manastırı¸ taş ustalığının konuştuğu yerdir. Üç boyutlu taş ustalığının sanat tarihine "Merhaba" dediği yerdir. Zeynel Abidin Camiinde umut vardır¸ göklere uzanacak sözümüz vardır¸ kandil kandil yanacak özümüz vardır.  Nusaybin yumuşacık bir pamuk tarlasıdır ruhumuza yastık olan.


Sonra bir mağaralar kenti olan Midyat çeliyor aklımızı birden. Bütün hatıralı düşünceler gelip konuyor omuzlarımıza. Cevat Paşa Camii¸ Ulu Camii¸ Mezopotamya'nın bu masalımsı ilçesinde ruhumuza sükûnete ve suhulete davet ediyor¸ Fırat geçiyor masmavi¸ tarih geçiyor tülümsü¸ eskiler yeniler geçiyor¸ zaman geçiyor… Öylesine eski¸ öylesine hatıralı Midyat.


Yudum Yudum İçiyorlar Bu Ulvi Güzelliği


Ömerli'de Süryani Mor Cırcır Kilisesi yolumuzu kesiyor. Ne zaman yapıldığı bile belli değil öylesine eski¸ öylesine tarihî¸ öylesine hatıraları yığılmış bir mekân. Süryaniler¸ Nasturiler¸ yudum yudum içiyor bu ulvi güzelliğin anlamını.


Derik'te Gâvur Fırını Dağları bütün ihtişamıyla önümüze set çekiyor. Dağın eteğinden gittikçe genişleyen kuyuya daldıkça dalıyor¸ gittikçe uzaklaşıyorsunuz yeryüzünden! Hz. Sin ve Hz. Seydoş türbesi dualarınıza el uzatıyor. Baba Ömer türbesi gel diyor uzaktan¸ çağırıyor. İslâmiyet'in sancaktarlığını yapan bu gönül erenlerini¸ hak âşıklarını yakalıyor gönlünüz¸ dualarınız onların ruhuna revan oluyor.


Rabat Kalesi¸ Derametinan Kalesi¸ Kanco Şatosu¸ Derinsu Mağarası¸ Fittar harabeleri gülümsüyor¸ tarihe tanıklık etmiş yanlarını gösteriyor¸ buyur ediyor uzak hatıralara. Gidiyorsunuz¸ gittikçe uzaklar yakınlaşıyor¸ tanış oluyorsunuz uzak hikâyelerle…


Mazıdağı yakın olmasına rağmen  uzak düşmüş Mardin'den. Dağların arasına sıkışmış¸ canı yanmış gibi mahzun ve ürkek duruyor. Bütün yanlarını Safran Kalesinde saklar gibidir.


Dargeçit¸ bütün geçitleri yakalamış gibi¸ dünü bugüne bağlamış bir kültür sentezi bileşkesi gibidir. Savur'da üzüm bağları meydan okumaktadır bütün bölgeye. En güzel üzümleri bağlarında sandık sandık sunan Savur¸ tatlı bir damak tadının öteki adı gibidir.


Unutmadım seni Mardin.

Her dem yâdımdasın…

Sayfayı Paylaş