VEYSEL KARÂNÎ YURDU SİİRT

Somuncu Baba

“Siirt bir evliyalar şehri gel diyor gönülden¸ çağırıyor.
Her davete icabet etmek lazım¸ uzak yakın
demeden gitmek¸ ırakları yakın eylemek lazım.”

Siirt ellerinde Veysel Karânî diyor yüreğim.


Ha Yemen olmuş¸ ha Siirt ne fark eder diyor aklım. Yürek yolculuğu nereye giderse oraya gidersin sen de diyorum. Siirt bir evliyalar şehri¸ gel diyor gönülden¸ çağırıyor. Her davete icabet etmek lazım¸ uzak yakın demeden gitmek¸ ırakları yakın eylemek lazım.


 


Siirt derin bir sıcaklıkla oturuyor evliyalar postuna. Nice erenler gelip geçmiş bağrında. Evliyalar denince Tillo geliyor aklımızın burcuna. Bin bir ışık huzmesi kalbimize yol buluyor. İsmail Fakirullah¸ nezaketin¸ nezahetin¸ vefanın ve şefkatin timsali gibi¸ bir güneş gibi¸ nurlu bir ışık gibi yol buluyor gönlümüzün çırpınan kafesine. 


 


Birbirini Yansıtan Gönüller


İbrahim Hakkı Hazretleri öğrencisine vermiş bütün gönlünü. Bir olmuş gönüller birbirlerini yansıtıyorlar. Tillo tepelerinde serin bir meltemin kokusunda onların nefesi var sanki. İbrahim Hakkı Hazretleri bir derin tefekkürün kalesini inşa etmiş gibidir Tillo topraklarında.


 


Erenler toprağı her dem menekşeleniyor¸ çağırıyor cümle ervahı. Güneş bu topraklarda kucaklaşıyor âlimin kozmografya aletleriyle. Fen kalple buluşuyor¸ ruh maddeyi eritiyor¸ Tillo tek yürek oluyor.


Sonra Veysel Karânî yürekli erenler geliyor aklıma. Veysel Karânî ve Siirt ne çok yakışmışlar birbirlerine. Zaman haksız¸ zaman sabırsız¸ zaman inatçı¸ zaman vefasız alıp götürüyor bütün anıları. Geriye Kehkeşanlara yürüyen evliya soylu yüreklerin hüzünleri kalıyor.


 


Binlerce evliya nedendir bu şehre gönül verdiği¸ nedendir bu şehirde karar kıldığı¸ nedendir? Evliyalar yatağı bu şehir neden böyle ağır misafirleri ağırlamaktadır acaba?


 


Abdurrahman Bin Avf Hazretleri de gelip bu şehre katmıştır bedenini. Türbesi bu kutlu beldededir. Cennetle müjdelenen bu kutlu zatın türbesi duaların ritmine hasrettir belki de!


 


Siirt Biraz Bugündür  Biraz Dündür


Siirt aklı başında biraz Eruh¸ biraz Kurtalan¸ biraz Pervari¸ biraz   Şirvan¸ biraz Baykan ve Aydınlardır. Siirt Selçukludan bu yana bu toprakların nağmelerini bir gergef gibi işleyen ve türlü nakışlarla gönül ilmeklerine bağlayan bir kutlu şehirdir bilene.


 


Siirt'te Yazlıca Dağı en yüksekten bakmaktadır Dicle Platosuna. Şeyh Ömer Dağı bin türlü çiçeğin uğrak yeridir¸ Bacavan Yaylasında zaman akmaktadır ve insanoğlu geniş yaylakların ve otlakların arasında hayalini aramaktadır.  Dicle Havzasında türlü türlü meyveler¸ sebzeler sepetlere yol etmekte¸ elleri kınalı bacının ellerini avuçlamaktadır.


 


Botan suyu almış başını gidiyor gümrah çırpınışıyla. Garzan Çayı ne gelin kızları alıp gitmiştir çağlaya çağlaya¸ ağlaya ağlaya. Kezer ve Başur çayları inleyerek Dicleye akmaktadır.


Siirt Ulu Camii avlusunda şadırvandaki su sesiyle kendinizden geçiyor¸ Selçuklu günlerine yeni baştan sarıyorsunuz. Selçuklu Sultanı Müguziddin Mahmut Han¸ ordusuyla geliyor Siirt ufuklarına ve haykırıyor askerlerine ve doludizgin bir sefere çıkılıyor.


 


Siirt baştanbaşa tarih¸ baştanbaşa hatıra¸ baştanbaşa bir hüzün şehridir. Güz yaprakları düştüğünde şehrin kanatlarına¸ cadde ve sokaklarda insanlar eski hatıralara yaslanmakta¸ Siirt üşümekte¸ hatıralar ısınmaktadır yeni baştan.


 


Ayn Salip çeşmesi bir billur suyu şakır şakır dökmektedir Siirtlinin avuçlarına. Selçuklu çeşmesi geçmişe sarılmış suyun sesiyle çok uzaklara bir ara nağme göndermektedir.


 


Siirt bir parça şehirdir¸ bir parça efsane¸ bir parça tarihtir.


Her dem kendini anlatmaktadır Siirt.


Her dem kendine gitmekte¸ her dem kendine dönmekte¸ her dem ruhuna yaslanmaktadır.


 


Siirt Bir Gökkuşağı Gibi Yedi Renklidir 


 


Siirt'te bulunduysanız ve acıktıysanız buyurunuz bir Siirt mutfağına der gibidir bilinmez bir ses. Bir anda kendinizi eski bir Selçuklu konağında¸ bakır bir sofranın yanı başında bulursunuz. Siirt köftesi¸ büryan¸ bumbar¸ yoğurtlu köfte¸ sarımsaklı köfte¸ varak¸ aside¸ rayoşu meketip¸ imçerket¸ ekşili Siirt dolması gelip sofraya konar ve el uzatmanızı bekler heyecanla.


 


Siirt gelip bir martı ürkekliğiyle kondu omuzlarımıza artık.


Siirt'i bilmek lazım¸ Siirt'i anlatmak¸ Siirt'i söylemek¸ Siirtlileri hatırlamak lazım. Böyle dimdik¸ eğilmeyen¸ doğru¸ dürüst bir insan kalitesi vardır ya o işte Siirtlidir.


Kalbini dağların eteğinde bırakmış¸ kollarını ve duaya tutulan ellerini semaya yöneltmiş bir şehrin altın anahtarıdır Tillo. Kaç şehir bu kadar şanslıdır¸ kaç şehir böylesine ağır misafirleri kollarına alır¸ kaç şehir her dem mağfiret yağmurlarının sağanağı altındadır acaba?


İşte Tillo bu şehirlerden o nadide ve güzide şehirlerden biridir.


Siirt bu kutlu beldelerden biridir.


Kaderini göre göre yazmış bir şehirdir Siirt.

Muhabbetle kalınız!

Sayfayı Paylaş