ÜMMETİN YETİM SEVDASI: KUDÜS, EY KUDÜS!…

"Kanadı kırılmış yaralı bir kartalı andıran Kudüs¸ ümmetin yetim coğrafyasıdır. Yüzyıllardan beri içine akıtmıştır ateşin gözyaşlarını. Bu yüzden¸ ağlasa da ağladığını belli etmemiştir. Dik¸ diri ve iri durmuştur. Vakur duruşunu ve metanetini hep muhafaza etmiştir."


Kudüs'ün Sancısı Tutsa Bunu Bütün Mü'minler Derinden Hisseder


Kudüs¸ şuurlu ve duyarlı her mü'mini heyecanlandıran esrarlı ve büyülü bir kelimedir. Bu tılsımlı söz hepimizi alır bir yerlere götürür. Vicdanların kapılarını aralar. Çünkü o mü'minlerin ortak paydasıdır. Kudüs'ün sancısı tutsa bunu bütün Müslüman bedenler hisseder.


Mukaddes ve mahzun Kudüs¸ ümmetin atan kalbi mesabesindedir. Müslümanların gözü kulağı bu kutsal topraklardadır. Zira Kudüs insanlığın ortak vicdan(sızlığ)ının nişanesidir. Acı bir medeniyet tecrübesidir. Zihnimizi ve gönlümüzü dizayn eden kutlu bir irade abidesidir. Akdeniz medeniyetinin kadim yüzüdür. Tevhidin teslise direnen güçlü kalesidir. Nebevî hatıraların altın beşiğidir. Kadim duvarları hüzün sarmaşıklarıyla çepeçevre kuşatılandır. Miş'li geçmiş zamanların tenhasında zamansızlığı yaşayandır.


Kudüs Ümmetin Kara Kutusudur


Kanadı kırılmış yaralı bir kartalı andıran Kudüs¸ ümmetin yetim coğrafyasıdır. Yüzyıllardan beri içine akıtmıştır ateşin gözyaşlarını. Bu yüzden¸ ağlasa da ağladığını belli etmemiştir. Dik¸ diri ve iri durmuştur. Vakur duruşunu ve metanetini hep muhafaza etmiştir.


Kudüs mahzunsa ümmet de mahzundur. Onun tebessümü ümmetin ağız dolusu gülüşüne sebeptir. Kudüs kederliyse bize neşelenmek ve eğlenmek haramdır. O bizim ayrılmaz bir parçamızdır¸ biz de onun ayrılmaz bir parçasıyız. Kudüs ağlarsa ümmet de ağlar; ağlamalıdır da. Zira Kudüs'le ümmet birbirinden ayrılmayan uzuvlardır; et ve tırnak gibidir.


Kudüs tevhid medeniyetinin şahikasıdır. Mukaddesatın harmanlandığı nurlu coğrafyadır. Onun içindir ki Kudüs'ün lahûtî iklimi gönülleri çepeçevre kuşatır. Burada dolaşanlar her an bir peygamberin hayaliyle karşılaşacakmışçasına tecessüs içinde olurlar.


Kudüs ümmetin kara kutusudur. Üç semavî dinin kalbinin attığı yerdir. Onda ne acılar¸ ne hüzünler¸ ne hayal kırıklıkları¸ ne faili meçhuller¸ ne bilinmezlikler¸ ne sırlar saklıdır. Taşların dili olsa da bir konuşsa… Neler görmüş bu masum ve mazlum diyar? Bir anlatsa…


Mescid-i Aksa'yı Gördüm Düşümde


Kudüs deyince Mescid-i Aksa¸ Mescid-i Aksa deyince de Kudüs gelir akıllara. Kudüs'ü farklı kılan ve diğer şehirlerin önüne geçiren¸ şüphe yok ki Mescid-i Aksa'dır.


Kudüs'le ilgili rivayet edilen bir hadis vardır. Rivayete göre Ebu Zer el-Gifari Hazretleri¸ Peygamberimiz (s.a.v.)'e “Ey Allah'ın Rasûlü dünyada ilk kurulan mescit hangisidir?” diye sorduğunda Peygamber Efendimiz “Mescid-i Haram.” diye buyurmuştur. “Sonra hangisi?” diye sorduğunda ise Peygamberimiz (s.a.v.)'den “Mescid-i Aksa.” cevabını almıştır.


Mescid-i Aksa'nın kelime mânâsı “en uzak”tır. Bu mescit Mekke'ye olan uzaklığından dolayı “en uzak mescit” anlamında bu şekilde adlandırılmıştır. Bu bina Milat'tan sonra 638 yılında Hz. Ömer zamanında¸ Kudüs fethedildikten sonra¸ Hz. Süleyman mabedinden kalan batı duvarına bitişik olarak dikdörtgen şeklinde yapılmıştır. Bu mabet daha sonra Emevî halifelerinden Abdülmelik bin Mervan zamanında genişletilmiştir.


Semavî dinlerin büyük önem atfettiği Mescid-i Aksa'yı “Beytü'l-Makdis” adıyla ilk inşa eden kişinin Hz. Süleyman olduğu söylenir. Burası bu yüzden “Mescid-i Süleyman” olarak da bilinir. Bizim inancımıza göre de Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.) kutlu Mirac yolculuğuna buradan¸ Mescid-i Aksa'dan başlamıştır. Bu yüzden burası Mirac'ın ilk basamağıdır; hakikat göklerine yükselişin ilk durağıdır. İlâhî aşkın soylu adresidir.


Mirac¸ Kur'an'da kendine yer bulan ilâhî bir lütuftur. Yüce Rabbimiz İsrâ Suresi'nin birinci âyetinde Mescid-i Aksa'yı bizzat ismiyle zikrederek şöyle buyurur: “Kulunu¸ kendisine birtakım ayetlerimizi göstermek için bir gece Mescid-i Haram'dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya yürütenin şanı pek yücedir. Şüphesiz o duyandır¸ görendir.”


Peygamberimiz bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuştur: “Yolculuk ancak şu üç mescidden birine olur: Benim şu mescidime¸ Mescid-i Haram'a ve Mescid-i Aksa'ya.”


Mescid-i Aksa¸ bugün darmadağın olan ümmetin yetim çocuğudur. Bulunduğu konumdan bîzardır. Edebiyatımızın son dönemlerinde “Yedi Güzel Adam” olarak değer bulanlardan biri olan Mehmet Akif İnan “Mescid-i Aksa'yı gördüm düşümde /Bir çocuk gibiydi ve ağlıyordu /Varıp eşiğine alnımı koydum /Sanki bir yer altı nehr çağlıyordu” diyordu “Mescid-i Aksa” isimli o hissiyat ve gözyaşı çeşmesini andıran güzel şiirinde. Bu boynu bükük mescidin hüzünlü hâli duyarlı her mü'min gibi onu da derinden yaralıyordu.


Öte yandan “Kalbimin bir yarısı Mekke¸ diğer yarısı Medine; üzerinde bir tül gibi Kudüs vardır.” diyor Yedi Güzel Adam'dan bir başkası olan Nuri Pakdil… Aynı Nuri Pakdil Filistin'e¸ Kudüs'e ve Mescid-i Aksa'ya olan sevgi ve muhabbetinin şiarı olarak Kudüs bilekliğini kolundan çıkarmıyordu. Kudüs deyince dalıp gidiyor¸ gözleri nemleniyordu.


Osmanlı Döneminde Kudüs


Müslümanların ilk kıblesi olan Kudüs¸ altı asır boyunca üç kıtaya adaletle hükmetmiş Osmanlı'nın ilk göz ağrısıdır. 1517'de Osmanlıların eline geçen bu güzide şehir¸ tam dört asır egemenliğimiz altında kalmıştır. Osmanlı zamanında burası huzur ve sükûn meskeni olmuştur. Ceddimiz buraya barış getirmiştir. Osmanlılar şehre duydukları derin saygıdan dolayı buraya “Kudüs-i Şerif” adını koymuşlardır. Kanunî döneminde şehre surlar¸ çeşmeler ve kapılar yapılmıştır. Mevcut surlar Kanûnî'nin bu kutsal şehre bıraktığı güzel mirastır.


Osmanlı; Filistin'e¸ Kudüs'e cami¸ medrese¸ han¸ hamam¸ kemer¸ köprü¸ burç¸ namazgâh¸ imaret¸ çeşme¸ su kanalı¸ sur¸ külliye ve çarşı gibi birçok faydalı eser inşa etmiştir. Yine El-Halil'e II. Abdülhamid¸ Saat Kulesi yaptırmıştır. Osmanlı'dan sonra şehri ele geçiren İngilizler büyük bir tahammülsüzlük örneği göstererek bu kuleyi yerinden sökmüşlerdir.


Eski ihtişamından çok şey kaybetse de bugün de Osmanlı'nın ruhu bu kutsal şehirde yaşamaktadır. Burada yaşayan vefalı Filistinliler hâlâ Osmanlı'ya dair övgü dolu hikâyeler anlatmaktadır. Ümmetin yetimleri Osmanlı'nın insanî yönetimini özlemle anmaktadırlar.


Mescid-i Aksa¸ Kıyamet Kilisesi ve Ağlama Duvarı üç semavî dinin bu kadim şehirdeki kutsallarıdır. Osmanlı Devleti bu kutsallara büyük bir saygı ve ihtimam göstermiş; onları özenle korumuştur. “Ağlama Duvarı”¸ Mimar Sinan tarafından tamir edilmiştir.


Kutsallığın payitahtıdır Kudüs. Aslında bu topraklar bir zamanlar hoşgörünün de aynasıydı. Şehirdeki camiler¸ kiliseler ve sinagoglar bunun en büyük delilidir. Zira camiler¸ kiliseler ve sinagoglar iç içedir Kudüs'te. Bu mistik coğrafyada ezan sesi çan sesine ve şofar sesine karışır. Seher vakitlerinde minarelerden okunan ezanların içinize aktığını hissedersiniz.


Kudüs¸ tenimizde nabız gibidir. Mekke'yi¸ Medine'yi ve Kudüs'ü görmeyen gözlerin feri gerçek ışıltısından mahrumdur. Kudüs'ün tarihi¸ insanlığın yaratıcısıyla kurduğu uhrevî irtibatın tarihidir de… Bir başka deyişle Kudüs'ün tarihi imanın tarihine denk düşmektedir.


Bir Peygamberler Şehridir Kudüs


Bir peygamberler şehridir Kudüs. Zira Kur'an'da ismi zikredilen peygamberlerin birçoğu bu şehirde yaşamıştır; burada yaşamayanların da yolu bir şekilde buraya düşmüştür. İnsanlığı tevhide çağıran söz konusu peygamberlerin mabetleri de bu topraklarda bulunmaktadır. İnsanlık¸ dinler ve peygamberler tarihinin izini en doğru bir biçimde ancak buradan sürebiliriz. Bu topraklarda dolaşırken insanlığın medar-ı iftiharları olan peygamberlerin çetin mücadeleleri ve dik duruşları gözünüzün önünden geçer.


Coğrafî anlamda dış dünyamıza uzak kalsa da¸ iç dünyamıza çok yakındır Kudüs. Tek tanrı dininin mihenk taşı İbrahim¸ bu topraklarda sürdürmüştür o kutlu tevhid mücadelesini. Bu yüce şahsiyet bu topraklarda uyumaktadır son(suzluk) uykusunu. Hz. İbrahim¸ Hz. İsmail¸ Hz. İshak¸ Hz. Yakup¸ Hz. Yusuf¸ Hz. Davut¸ Hz. Süleyman¸ Hz. Musa¸ Hz. Harun¸ Hz. İsa gibi daha nice peygamberin yolu kesişmiştir bu kutlu topraklarla. Hepsi de burada vermiştir hak ve hakikat mücadelesini. Hz. Âdem yeryüzünün ikinci mabedini burada inşa etmiştir.


Kubbetü's-Sahra


Kudüs'ün kutsallarından biri olan Kubbetü's-Sahra¸ Musevilerin “Tapınak Tepesi” diye adlandırdıkları tepedeki “Muallak Taşı” üzerine Emeviler zamanında yapılmış bir mescittir. Kudüs'le ilgili malumatları eksik olanlar Mescid-i Aksa'yla Kubbetü's-Sahra'yı birbirine karıştırırlar. Kubbesi altın sarısı olan Kubbetü's-Sahra'yı¸ Mescid-i Aksa zannederler. Oysa kubbesi sarı olan sekiz köşeli mabet Kubbetü's-Sahra'dır. Bir zamanlar Haçlılar burayı ele geçirince bu mescidi kiliseye çevirmişlerdir. Selâhaddin Eyyûbî¸ Kudüs'ü fethettikten sonra¸ Haçlılar tarafından kiliseye döndürülen bu mabedi tekrar cami yapmıştır. Osmanlı döneminde birçok kez tamirat gören bu cami¸ ilâvelerle bugünkü hâlini almıştır.


Kudüs'te “Hz. Ömer Camii” adıyla bir başka ibadethane daha mevcuttur. Kubbetü's-Sahra'yla bu camiyi birbirine karıştıranlar da çoktur. Aslında bu mescit Harem-i Şerif'in dışında¸ ona beş yüz metre kadar uzaklıkta¸ batı tarafında yer almaktadır.


Bir Şehrin Hikâyesi Üç Dinin Hikâyesine Dönüşür Kudüs'te


Kudüs'ün hikâyesi üç dinin ve bu üç dine mensup insanların gizemli hikâyesidir. Zira Kudüs deyince bu üç semavî din ve onların mensupları akla geliyor. Bunlar olmazsa Kudüs de her şehir gibi taştan¸ ahşaptan¸ demirden ve betondan bir şehirdir. Bu kadim şehri özel ve güzel kılan onun sıra dışı ruhudur. Bu gizemli şehirde bütün nesnelere sanki ruh giydirilmiştir.


Yılın on iki ayında ve dört mevsiminde maneviyat soluyan bir şehirdir Kudüs. Dünyada ortalama bir kilometrelik daracık bir alana üç ayrı dini¸ bu kadar çok ve çeşitli dinî mekânı ve dinî ritüeli sığdırmak nadirattandır. Kudüs bu maneviyat ikliminin gözdesidir.


Şiirlere¸ hikâyelere ve romanlara konu olan sıra dışı bir şehirdir Kudüs. Kudüs'te insanı evvela şehrin ruhaniyeti kuşatır. Bambaşka bir iklime girdiğinizi hissedersiniz. Üç semavî dinin kutsallarının mevcudiyeti sebebiyle paylaşılamayan mekândır aynı zamanda.


Zamanın yekpare bir ân'a dönüştüğü bu kutlu diyarda Hz. Davud'un o yanık sesiyle okuduğu mezmur nağmeleri okşar kulaklarınızı. Cümle âlem kulak kesilir bu kutlu sese. Buradaki bütün müezzinler Bilâl'dir sanki. Hz. İbrahim'in ruhaniyeti kuşatmıştır her yeri.


Filistin siren seslerinin kulakları tırmaladığı¸ acının yaprak yaprak açtığı diyardır. Kudüs¸ bu toprakların ruhunu açan paslı bir anahtardır. Kudüs'ün tarihi insanlığın tarihine ayna olur. Kudüs'te ibadethanelere duvar olan taşların bile bir ruhu ve dili vardır. Acı¸ Kudüs'ün kara bahtına yazılmış kederli bir kaderdir. Bulutlar mazlumların dayanılmaz acılarının tesirinde kalarak gözyaşı döker burada. Kalpler hüznü taşımaktan yorgun düşer.


Son Söz Yerine: Şekva ve Dilek


Kudüs¸ mevcut tarihî birikimiyle adeta bir açık teoloji ve etnoloji müzesi görünümündedir. Kudüs'ün üç semavî dinin argümanlarını içeren bir hoşgörü başkenti olmasını hazmedemeyen Siyonistler bu topraklarda huzur ve sükûn bırakmamışlardır. Bu kadim toprakları tapulu malı gibi gören bu ırkçı zihniyet¸ burada yaşayanlara huzuru haram etmiştir. İşgal¸ terör ve kaos bu toprakların kaderi olmuştur. Avrupalı emperyalistlerden ve okyanus ötesinden aldıkları destekle taş üstünde taş bırakmayan zalimler¸ 1948'de İsrail terör devletini kurarak buradaki yerleşik Filistin halkını göçmen konumuna düşürmüşlerdir.


Filistin'de¸ Kudüs'te¸ Mescid-i Aksa'da dostluğun¸ barışın ve huzurun ikame edilebilmesi için Ömer'in emanına¸ Yavuz'un fermanına¸ Hamid'in dermanına ihtiyaç vardır.

Sayfayı Paylaş