TOPRAĞIN, ATEŞİN VE SUYUN COŞKULU DİYARI: KÜTAHYA…

Somuncu Baba

Kütahya deyince tabiî olarak ilk akla gelen şeylerin başında gelir çini(cilik)… Burada toprağa bambaşka bir ruh giydirilir; toprak çini suretine büründürülerek bir şahesere dönüşür. Hayallerin ve duyguların bir gergef misali¸ katılaşmış balçığa işlendiği mekânlar olan çini atölyeleri görülmeye değerdir.

"Ey Firakî şehrimiz şahin yuvasıdır bizim


  Anınçün anadan doğanımız şahbâz olur"(Firakî)


 


Şehrengizler Güzeli: Mavi Gözlü Kütahya


Yedi bin senelik bir yerleşim yerinin topraklarına ayak basmak¸ doğrusu heyecanlandırıyor insanı. Bir zamanlar Hititlerin¸ Frigyalıların¸ Farsların¸ Makedonyalıların¸ Romalıların¸ Selçukluların ve Osmanlıların soluk alıp verdiği topraklardan¸ Acemdağı'nın eteğinde yer alan şehrengizler güzeli Kütahya'dan söz ediyorum dostlar…


Kütahya Ovası'nın güneyinde kendine mekân bulan bu albenili kent¸ İçbatı Anadolu'nun da gülen yüzüdür. Sırtını Yellice Dağı'nın eteklerine yaslayan bu kadim şehir¸ tarih boyunca nice köklü medeniyete ev sahipliği yapmıştır. Bütün uygarlıklar bu topraklarda arz-ı endam eylemiş¸ birbiriyle dostane bir şekilde yaşamış ve bugünlere kadar gelmiştir.


Kütahya¸ bütün heybetiyle karşımızda duran capcanlı bir tarihtir. Burada hayallerle gerçekler iç içe geçerek girift bir hâl almıştır.  Krallar¸ şehzadeler¸ padişahlar geçmiştir bu toprakların üzerinden.  Öte yandan burada hemen her medeniyetin izlerine rastlayabilirsiniz. Esir milletlere ilham veren Türk Kurtuluş Mücadelesinin izlerini de sürebilirsiniz bu topraklarda. Kanla sulanan bu topraklar en nadide kültür hazinelerini barındırır.


Kütahya'da su sesi ruhları sükûna kavuşturan en ahenkli bir musiki yerine geçer. Oluklardan ve kaplıcalardan su değil¸ sanki hayat akar. Her şey su berraklığında görünür.


Kütahya'nın Değerleri ve Değerlileri


Anadolu'nun cennet köşelerinden biri olan Kütahya'nın görünür güzelliklerinin yanında¸ ruhları dirilten iç güzellikleri de mevcuttur. Germiyânlılar ve Osmanlılar döneminde müstesna bir edebî muhit olan bu şehir; Şeyhoğlu Sadreddin Mustafa¸ Sunullah Gaybî¸ Evliya Çelebi¸  Ahmed-i Dâî¸ Şeyhî ve Ahmedî gibi kıymetli şahsiyetleri bize kazandırmıştır. Onlarla¸ pörsüyen ruhlara âb-ı hayat zerketmiştir.


Zamanı ve mekânı aşarak günümüze ulaşan Kütahya'nın topraklarına bir zamanlar şehzadeler ayak basmış¸ kutlu atmosferine o güçlü nefesleri karışmıştır. Kanunî'nin iki oğlu Şehzâde Beyazıt ve Şehzâde Selim¸ bu tarihî kentte sancak beyliği yapmıştır.


Huzurun ve Sükûnun Aşiyanı: Kütahya Evleri


Geçmişle gelecek arasında adeta bir köprü vazifesi gören Kütahya evleri¸ geleneksel mimarimizin şaheserleridir. Germiyan Sokak'taki iki veya üç katlı ahşap evler görülmeye değer¸ nadide eserlerdir. Bu evler payandalarla desteklenmiş çıkmaları¸ çiftli koca kapıları¸ kafesli pencereleri ile ahşap Anadolu mimarisinin en güzel örneklerini teşkil ederler.


Germiyan konaklarında estetik ve zarafetin uyumu gönül telimizi titretir. Germiyan Sokağı'ndaki Hükümet Konağı¸ Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerindendir. Yine aynı sokakta bulunan Vakıf¸ İrvasa¸ Seyhan¸ Şapçı¸ Karaca¸ Şekerci konakları tarihin yüz akıdır.


Zamana meydan okuyan Kütahya'nın¸ ismiyle ilgi çeken sokaklarından birisidir Melek Girmez Sokağı… Hikâyesi malûm… Geçmişte bu sokakta meyhaneler varmış¸ onun için de bayanların akşam vakitlerinde buradan geçmesi uygun görülmezmiş… O yüzden bu adı almış.


Yetmiş Burçlu Kütahya Kalesi


Kütahya'ya gidip de o güzel kalesine çıkmadan dönülmez. Bizanslılardan kalma yetmiş burçlu bu nadide eser¸ tarihin canlı tanığıdır. Şehir ilk olarak bu kale etrafında kurulmuş¸ zamanla genişlemiş¸ kabına sığmaz bir hâl almıştır. Asırlardır mütebessim çehresiyle şehri temaşa eden ve bir zamanlar hapishane olarak da kullanıldığı rivayet edilen bu kadim kale¸ zamana meydan okumaktadır.


Kale¸ şehre hâkim bir noktada bulunmaktadır. İç hisar¸ yukarı ve aşağı kale diye adlandırılan üç bölümden müteşekkildir. Buradan Kütahya'yı seyretmek apayrı bir zevktir. Kalenin batısındaki kabristanda¸ bir zamanlar bu şehrin cadde ve sokaklarını arşınlayan faniler sonsuzluk uykusunu uyumaktadır. Kalede kitabe bulunmamaktadır. Kalenin yanında bulunan kır kahvesinde içilen tavşankanı çaylar eşliğinde sohbetler de koyulaşmaktadır. Buradaki Selçuklu eseri Kalaibala Camii¸ tarihî bir mekân olarak hâlâ yaşamaktadır.


Bir Renk Cümbüşü: Kütahya Çinileri


Kütahya deyince tabiî olarak ilk akla gelen şeylerin başında gelir çini(cilik)… Burada toprağa bambaşka bir ruh giydirilir; toprak çini suretine büründürülerek bir şahesere dönüşür. Hayallerin ve duyguların bir gergef misali¸ katılaşmış balçığa işlendiği mekânlar olan çini atölyeleri görülmeye değerdir.


Evlerimizi ve mabetlerimizi süsleyen her bir çinide genç kızların el emeğini¸ göz nurunu ve sabrını nakış nakış görebilirsiniz. Bu sanatkâr insanlar çinilere¸ sanki iç dünyalarına hapsolmuş duyguları resmederler. Renklerden ve motiflerden görülmeye değer dünyalar kurarlar. Gelenekselle modern çizgilerin uyum içinde raks ettiği çini süslemeleri zamanı çepeçevre kuşatır¸ mekâna kıymet biçer; yerelden evrensele sanat koridorları açar.


Çininin payitahtı Kütahya'da¸ çinilerin müşahhas bir âbideye dönüştüğü mekânlardan biri de Çinili Cami'dir. Çinilerle bezenen bu caminin dünyada ve Türkiye'de bir benzeri yoktur. Çinilerin en iri ve en diri hâlini¸ içi ve dışı tamamen çinilerle kaplı olan¸ Orta Asya Türk mimarisi örnek alınarak ve iki katlı olarak yapılan bu camide görebilirsiniz.


Kütahya'nın Zafer Meydanı'ndaki bir havuzun üzerine konulan ve şehrin simgesi kabul edilen "Çinili Vazo" da çini süslemeciliğini sembolize eden önemli bir figürdür.


Bir Yeryüzü Cenneti: Kütahya


Tarihte Germiyanoğlu Beyliği'ne başkentlik yapmış olan Kütahya¸ ülkemizin zengin maden (linyit) yataklarına sahip şehridir. Kaplıcalarıyla da meşhur olan bu şehir¸ müdavimlerine sağlıklı günler vaat etmektedir. Kütahya'ya gidip de Mesire Alanını¸ Sarıkız Mağarasını¸ Porsuk Barajını¸ Frigya Vadisini¸ Aizanoi Antik Kentini¸ (Arkeoloji¸ Çini¸ Jeoloji¸ Kent Tarihi) Müzelerini gezmeden; miyane¸ sıkıcık¸ oğmaç çorbalarını içmeden; cimcik¸ kıymalı sini mantısını¸ gözlemesini¸ dolamber böreğini¸ ılıbada dolmasını yemeden dönülmez.


Kütahya'nın Analcı¸ Kurşunlu¸ Çatal Çeşme¸ Balıklı¸ Hıdırlık¸ Ulu¸ Tatvacılar¸ Saray¸ Meydan¸ Yeşil¸ Kaditler camilerinde günün her anında doyumsuz bir manevî atmosferi bulabilirsiniz. Minarelerden yankılanan ezanlarla tarûmar olan gönüllerinizi arındırabilirsiniz.


Frigya Vadisinde Zamana Dokunmak


Frig medeniyetinin izleriyle dolu olan Frigya Vadisi'nde kendinizi bir açık hava müzesinde sanırsınız. Zaman¸ sırların üstünü örtmüştür çelik kanatlarıyla. Sözüm ona¸ sırlar ifşa oldukça yeni sırların duvarına çarpmak olasıdır. Burada hiçbir şey göründüğü gibi değildir. Geçen onca yüzyıllara rağmen¸ zamanın hafızası dipdiri ve de capcanlıdır. Toprağı ısıtan güneş¸ şahittir yaşanan zamanın ve mekânın o asil ve heybetli ruhuna…


Evliya Çelebi'nin Ata Yurdu: Kütahya


Aslen Kütahyalı olan Evliya Çelebi bu müstesna şehirden "Evsâf-ı vilâyet-i Germiyan ve dâr-ı bahâdırân ya'nî kal'a-i gevher-nigîn ve sedd-i metîn eyâlet-i taht-ı Anatolu kal'a-i Kütâhiyye" diye bahseder. Seyahatnâme'deki "Kütahya" bahsinin devamında burası için "Kayalardan çıkan binden ziyade tatlı su çeşmeleri vardır. Onun için halkı sıhhatli¸ yüzleri pembedir. Halk¸ zevk ve safa içinde¸ gamdan dertten uzaktır. Şehrin içinde ve taşrasında¸ kayalardan çıkan binden ziyade tatlı su çeşmeleri vardır. Temmuz ayında içenlerin canına can katar. Hekimlere göre her bir çeşmenin bir hassası olup ne yense hemen hazmettirir." der.

Sayfayı Paylaş