NİL’İN BEREKET VADİSİ: KAHİRE

“Kadim Mısır¸ Hz. Yusuf'un ve Hz Musa'nın şereflendirdiği kutlu topraklardır. Peygamber gören diyardır. Nil¸ Hz. Musa'yı boğmayan¸ Asiye'nin ellerine teslim eden merhamet suyudur. Mısır zindanları Yusuf'un ışığıyla aydınlanmış¸ ‘Medrese-i Yusufiye' ye dönüşmüştür.”


Dünyanın kadim medeniyetlerinin başında gelir köklü Mısır medeniyeti. Yedi bin yıllık bir mâzisi vardır bu ihtişamlı medeniyetin. Mısır demek¸ en çok da mistik ve büyüleyici bir şehir olan Kahire demek. Mısır'ın başkenti ve Afrika'nın en büyük şehri olan Kahire¸ uygarlığın beşiğidir dersek abartmış olmayız. Firavunlardan Bizans'a¸ Osmanlılardan İngilizlere kadar nice büyük imparatorluklar at oynatmış bu gizemli kadim topraklarda.


Akdeniz ve Kızıldeniz'e kıyısı bulunan Mısır¸ Kuzey Afrika'nın nüfus bakımından en büyük ülkesidir. Batısında Libya¸ güneyinde ise Sudan bulunmaktadır. Filistin ve İsrail'le de komşudur. Dünyanın en uzun nehri olan Nil¸ sularını Akdeniz'e boşaltır. Bugün nüfusu doksan milyon civarında olan Mısır¸ Ortadoğu'da medeniyetin kadim beşiğidir.


Dünyanın en büyük açıkhava müzesi olan Kahire¸ Mısır'ın gözbebeğidir. Bu güzide şehrin tam ortasından¸ dünyanın en uzun nehri olan ve üzerinde altı tane köprü bulunan¸ Nil Nehri ve kolları geçmektedir. Nil genelde Mısır'a¸ özelde Kahire'ye bambaşka ve büyüleyici bir güzellik katmaktadır. Nil'i¸ Kahire siluetinden kaldırdığınızda pek bir şey kalmaz ortada.


Ümmü Gülsüm'ün Yanık Sesi Sokaklardan Eksik Olmaz


Kahire'nin insan selini andıran sokakları¸ şarkın karakteristik özelliklerini taşır. Günün yirmi dört saatinde de alabildiğine doğaldırlar. Eski Kahire sokaklarında gezerken gayri ihtiyarî olarak Tanpınar'ın “Ne içindeyim zamanın¸/Ne de büsbütün dışında;/Yekpare¸ geniş bir anın/Parçalanmaz akışında.//Kökü bende bir sarmaşık/Olmuş dünya sezmekteyim¸/Mavi¸ masmavi bir ışık/Ortasında yüzmekteyim” dizeleri dökülür dudaklarınızdan.


Toz¸ duman¸ gürültü ve kaosun şehridir Kahire. Fakat bu özellikler onun güzelliğinden hiçbir şey eksiltmez. Nüfusu 18 milyona varan Kahire¸ dünyanın en kalabalık şehirlerinden biridir. Dünyanın yedi harikasından biri olan piramitler bu şehrin yanı başındadır. Müzik ve raksın eksik olmadığı bu şehrin sokaklarında Ümmü Gülsüm'ün yanık sesi hiç eksik olmaz.


Kleopatra'nın ülkesi Mısır¸ gezilip görülmeye değer yerlerin başında gelir. Çöllerinde fırtına ve rüzgâr eksik olmaz bu gizemli coğrafyanın. Minarelerinde günde beş vakit okunan ezanlar ruhlara bir inşirah neşvesi katar. Göklerin mavisi kavruk çöllerin sarısına karışır.


Eski Mısır¸ Roma ve Osmanlıdan izler taşıyan Kahire'de tapınak¸ sinagog¸ kilise ve camiler yan yanadır. Mısır'a gidenler Eski Kahire'yi mutlaka görmelidir. Çünkü kadim Mısır'ı aksettiren eserler¸ tabir caizse Mısır'ın kodları¸ burada arz-ı endam etmektedir.


Eski Kahire'yi El-Gavri Külliyesi'nin minaresinden seyretmek gerek. Öte yandan bu tarihî cadde ve sokakları yürüyerek gezmek¸ şehri iliklerine kadar yaşamak için elzemdir. Bunun yanında Kahire'deki El-Ezher Camii¸ Seyyid El-Hüseyin Camii¸ Ebu Dehab Camii¸ El-Eşref Barsbey Camii bu kadim coğrafyaya bambaşka bir manevî atmosfer katıyor.


Kahire'yi Görmeyen Dünyayı Görmemiştir


Yüzde doksanı çöllerle kaplı olan Mısır'da kum fırtınaları¸ toz¸ toprak ve duman olağan durumlardandır. Bu¸ turistler için sıra dışı olsa da¸ Mısırlılar için sıradan bir hadisedir.


Afrika'nın incisi Mısır'dır; Mısır'ın incisi Kahire'dir. Kahire'nin incisi ise Nil'dir. Kahire deyip geçmemek lâzım. Kahire şarkın medar-ı iftiharı olan mümtaz şehirlerden biridir. Tarih boyunca çok renkli hayatlara sahne olmuştur bu topraklar. Eski Kahire; kalesi¸ müzeleri ve tarihî çarşılarıyla zamanda yolculuğa çıkarır ziyaretçilerini. Doğu klasiklerinden biri olan Binbir Gece Masalları'nda denildiği gibi “Kahire'yi görmeyen dünyayı görmemiştir.”


Kadim Mısır¸ Hz. Yusuf'un ve Hz Musa'nın şereflendirdiği kutlu topraklardır. Peygamber gören diyardır. Nil¸ Hz. Musa'yı boğmayan¸ Asiye'nin ellerine teslim eden merhamet suyudur. Mısır zindanları Yusuf'un ışığıyla aydınlanmış¸ “Medrese-i Yusufiye” ye dönüşmüştür. Henüz son nefesini vermeden bir kez olsun görmek lâzım bu gizemli toprakları.


Ülkemizin gözbebeği İstanbul'un Kapalıçarşı'sı neyse Mısır'ın başşehri Kahire'de bulunan “Han el-Halili Çarşısı” da bir anlamda odur. Bu çarşı¸ ziyaretçilerini büyüleyecek kadar güzel ve etkileyicidir. Fakat bizim Kapalıçarşı kadar tertipli ve büyük değildir.


Kahire'nin merkezinde yer alan¸ yakın geçmişte birçok acıya ve ölüme sahne olan Tahrir Meydanı şehrin en işlek yerlerinin başında gelir. Sonra zulüm meydanı olmuştur. Bu meydan¸ adeta bir insan selini andırır. “Bütün yollar Tahrir Meydanına çıkar.” dersek yeridir.


Kahire¸ Nil'le bütünleşmiştir. Nil¸ Kahire'nin dekoru olmuş¸ ona hayat vermiştir. İstanbul için Boğaziçi neyse Kahire için de Nil odur. Nil Nehri üzerinde felukaya (yelkenli tekne) binip Kahire turu atmak insana İstanbul'daki Boğaz turlarını hatırlatıyor.


Bir ilim ve medeniyet diyarıdır Mısır. Dünyanın en gizemli uygarlıklarındandır. Bugünkü kâğıdın atası olan papirüslerin yurdudur. Avrupa mağara devrini yaşarken Mısırlılar mumyalama tekniğini keşfetmişlerdi. Tarihte büyük öneme sahip isimler bu topraklarda yetişmiştir. El-Ezher¸ Mısır'ın ilme¸ medeniyete açılan altın kapısıdır; Kahire'nin yüz akıdır.


Mısır'da yetişen büyük âlimler ve yazarlar arasında; düşünür İskenderiyeli Klement¸ Matematikçi Takiyüddin¸ Doktor-Fizikçi ve Astronom Ali bin Rıdvan¸ Filozof Musa ibni Meymun¸ Eğitimci-Yazar Rifaa Rafi el-Tahtavi¸ Şair-Eleştirmen Abbas el-Akkad¸ Müfessir ve Yazar Seyyid Kutub¸ Siyasetçi ve Dinî lider Hasan el-Benna¸ İslâmcı Yazar Muhammed Kutub gibi isimleri sayabiliriz. Bunların yanında 1988'de Nobel Edebiyat Ödülünü alan¸ Ortadoğu'nun Balzac'ı olarak nitelenen Necip Mahfuz bu topraklarda yetişmiş¸ çağdaş Mısır romanının temelini bu topraklarda atmıştır. Mahfuz¸ Mısır'ın Batı'ya açılan yüzü olmuştur.


Kahire¸ Osmanlı'dan Doyumsuz Hatıralar Taşımaktadır


Bir zamanlar Osmanlı Devleti'nin bir eyaleti olan Mısır ve onun en büyük kenti olan Kahire¸ Osmanlı'dan birçok mühim hatıra taşımaktadır. Mısır¸ bilindiği üzere 1517 yılında Osmanlı Devleti tarafından fethedildi. 1805 yılına kadar Osmanlı yönetiminin bir vilayeti oldu. Daha sonra Osmanlı'ya isyan eden Mısır halkı Mehmet Ali Paşa önderliğinde¸ Mısır Hidivliği'ni kurdu. Sonra Fransızların saldırısına uğradı. 1882 yılında da İngiliz kontrolüne girdi. 1922 yılına kadar manda yönetimine tabi oldu. 1923 Lozan Antlaşması'yla Mısır'ın bağımsızlığını kabul ettik. Ülkemiz Mısır'daki Osmanlı haklarından tamamen vazgeçti.


Bin yılı aşkın bir süre birlikte yaşadığımız Mısırlılarla ortak tarihî bağlarımız vardır. Osmanlı¸ diğer ülkelerde yaptığı gibi Mısır'a da daima şefkatle yaklaştı. İngilizlerin yaptığı gibi despotça davranmadı. Halka tepeden bakmadı; sömürgeci anlayışla yaklaşmadı. Bu farkı fark eden Mısırlılar bugün bile Osmanlı'nın torunları olan bizlere sevgi ve muhabbet duymaktadır. Gözleri maddeden başka hiçbir şeyi görmeyen emperyalistler bugün bu iki kardeş millet arasında duvarlar örmek istese de¸ bunu bugüne kadar başaramamışlardır; bundan sonra da başaramayacaklar. Çünkü Mısırlılarla ortaklıklarımız ve birlerimiz çok fazla.


Mısır'daki Osmanlı hatıralarından biri Kahire Kalesi'dir. 12. asırda Selahaddin Eyyûbî tarafından yapımına başlanan ve Osmanlılar zamanında bitirilen Kahire Kalesi şehre hâkim bir noktada bulunmaktadır. Kalenin etrafında birçok cami mevcuttur. Bunlardan biri olan¸ 19. yüzyılın ilk yarısında Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılan¸ kale içindeki Mehmet Ali Paşa Camii önemli bir Osmanlı eseridir. Bu caminin hemen karşısında yer alan Sultan el-Nasır Muhammed Camii¸ 14. yüzyıl başlarında yapılmış bir Türk-Memlûk camiidir. Süleyman Paşa Camii de Osmanlı üslûbunu yansıtan güzel bir eserdir. Yine burada yer alan Cevhere Sarayı¸ 1814 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından yaptırılan bir saraydır.


Zaman Donmuş Gibidir Kahire Müzesi'nde


Müzeler ülkelerin ve şehirlerin kimlik kartı gibidir. Şehrin kimliğini en iyi onlar yansıtır. 1902'de açılan Kahire Müzesi de¸ sanki zamanın dondurulmuş ve belli bir kalıba konulmuş şeklidir. Fransız Mimar Marcel Dourgnon tarafından neo-klasik mimarî tarzında inşa edilen bu müzede piramitlerden çıkarılan esrarengiz mumyaları¸ altın maskları ve antik Mısır'ın bütün değerlerini bir arada görebilirsiniz. Dünyanın en zengin müzelerinden biri olan bu müzede eski Mısır uygarlığının değişik dönemlerine ait yüz binlerce eser sergilenmektedir. Antik Mısır'ın nabzı burada atmaktadır. Genç yaşta ölen Mısır firavunlarından Tutankamon'un mumyası dışında¸ mezardan çıkarılanlar da Kahire Müzesinde sergilenmektedir. Fakat eser sayısı çok olduğu için mevcut mekân yetersiz kalmaktadır.


Zamanda Yolculuğun İlk Durağı: Mısır Piramitleri


Mısır denince birçok gizemi içinde barındıran ünlü piramitler akla gelir. Bu esrarengiz coğrafyada bugüne kadar 106 piramit (firavun mezarı) bulunmuştur. Bunlardan en meşhurları 145 metrelik Keops¸ 143 metrelik Kefren ve 66 metrelik Menkor(Mikerinos) piramitleridir. Yapımı milattan önce üç bin yıllarına dayanan Keops¸ Kefren ve Menkor piramitleri Gize (Giza) Çölü'nün tepesinde sıralanıyor. Bunlardan en büyüğü olan Keops¸ Dünyanın Yedi Harikası'ndan biridir. Bu piramitler¸ adlarını firavunlardan almaktadır. Bu üç piramidin içindekilerin bir kısmı vaktiyle yağmalanmış¸ bir kısmı da müzeye kaldırılmıştır. Mısır'ın dünyaca tanınmasını sağlayan bu devasa eserlerin niçin ve nasıl yapıldıklarına¸ bugüne kadar nasıl ayakta kaldıklarına dair soru işaretleri zihinlerden henüz silinmiş değil.


Mısır piramitleri baştanbaşa sırlarla doludur. Her biri tonlarca ağırlıktaki taşların üst üste konulmasıyla inşa edilen bu piramitlere bu ağır taşların nasıl ve nereden getirildiği hâlâ bir muammadır. Piramitlerin içinde ultrasound¸ radar ve sonar gibi aletler çalışmaz. Taşlar yerlerine öyle bir konulmuş ki içlerine senede sadece iki kez güneş girmektedir. Bu da¸ piramit kimin adına yapılmışsa¸ o kişinin doğumunu ve tahta çıkışını sembolize etmektedir.


Piramitler zamana yenilmeyen devasa mezarlardır. Binlerce yıldır aynı yerde ziyaretçilerini bekliyorlar. Uzaktan bakınca origaminin(kâğıt katlama sanatı) eşsiz örneklerini andıran bu emsalsiz yapılara yaklaştıkça hayret ve hayranlığınız tavan yapar. Piramitlerdeki ışık ve ses gösterileri Kahire'ye gidip de kaçırılmaması gereken hoş etkinliklerdendir.


Gize'de (Giza) piramitlerin yanında Sfenks de görülmesi gereken tarihî bir heykeldir. Sfenks¸ Yunancadan gelen bir kelimedir. Mısırlılar burnu kırılan bu heykele “Aboul” diyorlar. Piramitlerin koruyucusu sayılan Sfenks; insan başlı¸ aslan gövdeli çok eski bir heykeldir.


Afrika'nın İncisi: Nil Nehri


Dünya kurulduğundan beri sessiz sedasız Akdeniz'e akan Nil Nehri¸ Mısır topraklarının büyüleyici gerdanlığıdır. İnsan vücudu için kan neyse Mısır için de Nil Nehri odur. Hz. Musa'dan Amon'a¸ Kleopatra'dan Enver Sedat'a kadar her dönemde Nil¸ hayat vermiştir Mısır'a. Bilge tarihçi Herodot¸ Mısır'ı anlatırken “Nil'in armağanı” ifadesini kullanarak Nil'in Mısır için ne kadar hayatî bir öneme sahip olduğunu vurgulamıştır.


“Nil” kelimesinin kökenine baktığımızda Yunanca “nehir yatağı” anlamına gelen “Neilos” sözcüğünden geldiğini görmekteyiz. 6650 kilometrelik uzunluğuyla dünyanın en uzun nehri olan Nil¸ etrafında hüküm süren nice medeniyetlere tanıklık etmiştir. Havzası Afrika kıtasının onda birini kaplayan bu nehir¸ güneyden kuzeye doğru akar. Beyaz Nil¸ Mavi Nil ve Atbarah adlarını taşıyan üç ana kolu vardır. Bu nehir tarih boyunca sulamada ve taşımacılıkta aktif olarak kullanılmıştır. Bugün de bu hayatî vazifesini devam ettirmektedir.


Kahire'yi ortadan ikiye bölen Nil¸ bildiğimiz nehir kavramını değiştirecek özellikte¸ deniz gibi ihtişamlı bir nehirdir. Üzerinde gemiler¸ vapurlar ve kayıklar eksik olmuyor bu koca nehrin. Dili olsa da mâziye dair mişli geçmiş zaman kipinde hikâyeler anlatsa bize.


Geçmişte Düşmanları Kahreden Kahire Bugün Dostlarını Kahrediyor


Geçmişte ilim¸ irfan ve medeniyet şehri olan Mısır ve payitahtı Kahire¸ son yıllarda siyasî sancılarla dünya gündemine oturmuştur. Arapçada “düşmanları kahreden şehir” anlamına gelen Kahire¸ son dönemlerde düşmanlarını sevindirirken¸ dostlarını kahrediyor. Son senelerde Batı'dan ve Okyanus ötesinden uzanan kirli eller¸ bu topraklarda huzur ve sükûn bırakmamıştır. Bu yüzdendir ki bir zamanlar göklerin karanlığına mütebessim hâleler yayan dolunay¸ Mısır geceleriyle barışık değil. Artık Tahrir Meydanına doğmuyor güneş. Hürriyet denen kartalın kanatları kırılmış¸ düşler ve düşünceler kötürüm… Karga sesleri bülbüllerin sesini bastırmış. Prangalar vurulmuş özgürlüğün ayaklarına. Hapishaneler¸ masum insanlara mesken olmuş. Fakat biz öyle bilir ve inanırız ki güneş tekrar doğmak için batar. Bekliyoruz…

Sayfayı Paylaş