KARIN SABRI EZBERLEDİĞİ KENT: KARS

Somuncu Baba

"Ne zaman sözün sazla buluştuğu diyara düşse yolum¸ ne zaman kederli¸ sisli¸
bulutsu ayrılıklar düşse bağrıma¸ ne zaman söz tükense¸
sabır çatlasa gözyaşları bitse¸ bir tar'ın yanık sesiyle sana uzanıyorum.
Albenili ozanlar yurdu¸ ey derviş yürekli şehir!"

Kars¸ bir türkü ve âşıklar geçidi.


Kars sazın sözle aşkın en yücesini yaşadığı¸ sarmaş dolaş olduğu bir muhabbet diyarı.


Seni ilkin türkülerinde tanıdım Kars.


Duygulu¸ mert¸ yürekli türkülerinde geldim kapına dayandım. İçinde bin bir güzelliğin¸ bin bir destansı hatıranın halay çektiği türkülerin omuzladı düşüncelerimi. Hayalimdeki bütün türkülerin "İbrahim Yıldırım'dan" alınan Kars türküleriydi nedense!


Ne zaman sözün sazla buluştuğu diyara düşse yolum¸ ne zaman kederli¸ sisli¸ bulutsu ayrılıklar düşse bağrıma¸ ne zaman söz tükense¸ sabır çatlasa gözyaşları bitse¸ bir tar'ın yanık sesiyle sana uzanıyorum.


Albenili ozanlar yurdu¸ ey derviş yürekli şehir!


  Ebu'l Hasan El-Harakanî Hazretleri Bir Söz Irmağı


Ebu'l Hasan El-Harakanî¸ uçsuz bucaksız Kars ovasındaki türbesinde Hakk'a yalvarışlarını ve yakarışlarını hâlâ sürdürüyor gibi. Aklımın mazgallarına kalbimin taraçalarına¸ ruhumun güvertelerine¸ ötelere ait sulu sepken düşünceler yağıyor. Biliyorum ve anlıyorum ki Hasan El-Harakanî Hazretleri bir söz ırmağı¸ bir barış güvercini her dem Allah'a giden bir hicret elçisi gibi düşmüş yüreğime ve bana "sen de gel!" diyor. Sonra gözlerini ruhumuzun en mahremine dikizleyip;


"Günahlardan sakının."


"Namazlarınızı cemaatle kılın."


"Cömert olun."


"Mahlûkata merhametle muamele edin."


"Sabahleyin yatağından kalkan âlim¸ ilminin artmasını¸ zâhid zühdünün artmasını ister. Ben ise bir kardeşinin gönlünü neşeyle doldurma ve onu sevindirme derdindeyim."


"Herkes¸ hiçbir şey bilmediğini anlayıncaya kadar hep bildiğiyle övünür¸ durur. Nihayet hiçbir şey bilmediğini anlayınca bilgisinden utanır ve işte o zaman marifet kemale erer. Çünkü gerçek bilgi¸ bilmediğini bilmektir."


"Hırka ve seccade ile sûfî olunmaz¸ merasim ve âdetlerle tasavvufa yol bulunmaz. Sûfî¸ mahv ve fena ile benlikten geçendir. Zira abası ve hırkası olan pek çoktur. Lâzım olan kalp safiyetidir. Elbisenin ne faydası var? Çul giymekle ve arpa yemekle adam olunsaydı eşeklerin de adam olması gerekirdi. Çünkü onlar da çul giyer¸ arpa yerler!" .


"İnsanlar üç zümredir:


1. Sen kendini incitmediğin halde o seni incitir.


2. Sen kendini incitsen o da seni incitir.


3. Sen kendisini incitsen de o seni incitmez!"


Ebu'l Hasan El Harakanî söylüyor biz dinliyoruz. Ne çok muhtacız hikmet denizlerinden inciler dermeğe! Ne çok hasretmişiz irfan göllerinde derinlere dalmağa! Biz unutmuşuz kendimizi¸ ruhumuzdaki ince fısıltıları. Derunumuz bu nedendir yastadır¸ sayrılıktan bîzardır!


Aras Irmağına katılıyorum ansızın… Beni coşkun sularına katıp alsın çok ötelere atsın diyorum¸ hiçbir yüküm kalmasın geriden geriye. Ya da Allahüekber Dağlarında inzivaya çekilse ruhum. Kars'a ses versem¸ bütün acılarına kulak kesilsem!


Kars dinliyor¸ sessizce zamana tanıklık ediyor zira.


Kars'ı sınır şehri bellemiş aklımız. Oysa bu şehir sınır değil¸ kadim yurtlara geri döneceğimiz bir kapı. Bir geçit¸ bir hatıralar şehri. Kars unutulsa¸ Dede Korkut hikâyelerine yolumuz nasıl düşer? Malazgirt'e giden yolları nasıl bulurduk? Nasıl Anadolu yurt olurdu? Kars dile gelmeli. Kaç bin yiğidin bağrında can verdiğini¸ kaç cengi seyre dalıp gözyaşı döktüğünü¸ kaç devre tanıklık ettiğini sadece Kars biliyor!


Kars sadece¸ bir kış şehri miydi?


Bir karlar ve buzlar kenti miydi bizi sıcak iklimlere geçiren? Bir unutulmuş diyar mıydı? Yoksa bağrında Iğdır'ı¸ Çaldıran'ı¸ büyüten eski bir dost muydu hatıralarımızda?


Seni türkülerinle bildik Kars! Sımsıcak bir tandırın arasına konmuş eski bir kaşar gibi aklımı çelen türkülerin vardı! Murat Çobanoğlu¸ Şeref Taşlıova¸ sazlarını yüklenip gelmişler Kars Kalesine. Kars Kalesi bilindik türkülerini söyleyecek yine. Mâzî dile gelecek!


Sarıkamış Düşüyor Gözlerime


Ben Kars'ı türkülerinde bildim!


Bir de şehitlerinden. Ne zaman üşüsem¸ ne zaman karlı yollara tuzak konsa¸ ne zaman dağlar karla örtünse Sarıkamış düşüyor gözlerime. Binlerin bir kutlu dava için yola revan oluşları¸ karlı ve buzlu dağlarda ölümün türküsünü söyleyip şehitlik şerbetini içtiklerini hatırlıyor aklım.


Ben "Allah Allah" diyen dillerin¸ beyaz ölüme giderken samimi teslimiyetlerini¸ kuş uçmaz¸ kervan geçmez ıssız ve sesiz dağlarda binlerin yitişlerini bildim bir de…


Şimdi takvimler kışı gösteriyor.


Yine o isimsiz mezarlara kar yağıyordur! Yine aç kurtlar uluyordur yalnız dağlarda. Hatıralar yine kar gibi düşüyordur Kars'ın üzerine. Kars eski¸ Kars hatırlı¸ Kars duygulu ve hisli. Kağızman'a ısmarlanan nargile şimdi tütüyor mu bilmiyorum! Âşık Tüccarî¸ dile geliyor ses veriyor dörtlüğe:


"Hicren orağında gam köşesinde
Geldi dert benimle imtihan oldu
Yığıldılar hicran seyircileri
Açıldı bir dükkân¸ bir divan oldu."


 Âşık Tüccarî söyler de Âşık Şenlik durur mu?


"Ehl-i İslâm olan işitsin bilsin¸
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana
İsterse Uruset ne ki var gelsin
Can sağ iken yurt vermeniz düşmana."


Âşık Murat Çobanoğlu'nun sazının sesini duyar gibiyim!


"Böyle midir dünya senin bütün işlerin
Var git dünya daha sana güvenmem
Kâr yerine çoktur bana zararın
Var git dünya daha sana güvenmem!"


Hasan El Harakanî'den Şeref Taşlıova'ya¸ Murat Çobanoğlu'na¸ Âşık Şenlik'e her bir evladın senin bağrında uyuyor şimdi. Zaman geçiyor Kars. Selimlerin¸ Alpaslanların¸ Aksak Timurların¸ Cengizlerin gelip kapına dayanıp¸ sana yaslandıkları günler geçti. Zaman tükendi¸ kendini unuttu o da…


Kiziroğlu Mustafa Bey atını hangi doruğa sürmüştür¸ Mürsel Sinan hangi türkünün peşine düşmüştür? Bilen var mı?


Şimdi doğuda güneşi karşılıyorsun¸ günü kucaklıyorsun ilkin. Zamanı sağıp¸ zamanı süzüp gönderiyorsun gün batısına. Masmavi süte benziyor sabahların. Öylesine genç¸ öylesine taze¸ öylesine rahatlatan…


Kars sen sussan da âşıkların konuşuyor. Sen bize ırak olsan da biz gelmesek de gitmesek de kalbimizin sahilindesin. Sen sınırlarımızın başkenti olan şehir¸ sen türkülerin kalesi olan şehir¸ sen uzak şehir¸ bağrı yanık şehir ruhumuzun ezberindesin.


Hafızalarımızın ezberindesin!

Sayfayı Paylaş