HUZURDAN KAOSA PEYGAMBERLER ŞEHRİ: ŞAM-I ŞERİF

Somuncu Baba

“İslâm’ın kadim şehirlerinin başta gelenlerindendir bugün bir harabeye dön(dürül)en Suriye’nin payitahtı Şam-ı Şerif. Peygamberlere¸ sahabelere ve evliyalara yurt olan bu kadim topraklar¸ asırlar boyunca şanlı İslâm medeniyetinin en mühim mekânı olmuştur.”

Yeryüzündeki bütün mekânlar aynı değerde değildir. Mekânlar orada var olanların değeriyle değerlenir. Eskilerimiz bunu Şerefü’l mekân bi’l-mekin/Bir yerin¸ makamın şerefi orada oturan insanlardan neşet eder.” ifadesiyle dillendirmişlerdir. Bugün “Mekke-i Mükerreme”¸ “Medine-i Münevvere”¸ “Beytü’l Makdis/Kudüs” terkipleri bu şehirlerin ehemmiyetini dile getirir. İşte öyle de yeryüzünün dördüncü mukaddes beldesi Şam-ı Şerif’tir.

İslâm’ın kadim şehirlerinin başta gelenlerindendir bugün bir harabeye dön(dürül)en Suriye’nin payitahtı Şam-ı Şerif. Peygamberlere¸ sahabelere ve evliyalara yurt olan bu kadim topraklar¸ asırlar boyunca şanlı İslâm medeniyetinin en mühim mekânı olmuştur.

Yeryüzünün ilk şehidi Habil’in¸ Yahya Peygamber’in¸ Zekeriya Peygamber’in¸ Bilal-i Habeşî’nin¸ Endülüs Fatihi Tarık bin Ziyad’ın¸ Kudüs Fatihi Selahaddin-i Eyyubî’nin¸ Sultan Nureddin Mahmut Zengî’nin¸ İmam Gazalî’nin¸ İmam Buharî’nin¸ Mevlâna Celaleddin-i Rumî’nin¸ büyük hadis ravilerinden Ebu Hureyre’nin¸ Ebu’d-Derda Hazretleri’nin¸ Hızır (a.s.)’ın¸ Akşemseddin’in¸ yurdundan sürgün edilen Sultan Vahdeddin’in¸ Muhyiddin Arabî’nin¸ Mevlâna Halid-i Bağdadî’nin¸ Kerbelâ şehitlerinin¸ Rasûlullah’ın eşlerinin¸ Peygamber torunu Hz. Hüseyin’in şereflendirdiği müstesna bir şehirdir Şam-ı Şerif…

 

634 senesinde Halid bin Velid kumandasındaki İslâm orduları tarafından fethedilen Dımaşk/Şam¸ daha sonraki yıllarda Emevî Devleti’nin idare merkezi olmuştur. Şam şehri¸ Osmanlı’nın ilk halifesi Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında Osmanlı idaresine geçmiştir. Mülkî ve askerî açıdan doğrudan İstanbul’a bağlı kalan Şam¸ Osmanlı tarafından imar edilmiştir. Bir zamanlar gıpta ile bakılan bu güzide şehir¸ Osmanlı devri boyunca bölgenin idarî¸ askerî¸ ilmî¸ kültürel ve ticarî merkezi olma özelliğini sürdürmüştür. 

Şam-ı Şerif¸ Suriye’nin bütün renklerinin ve değerlerinin bir arada görülebileceği ender şehirlerden biridir. Burada geleneksel mimariyle modern mimarî iç içedir. Bu şehirde daha düne kadar Müslümanlarla gayri Müslimler huzur ve barış içerisinde dostça yaşıyorlardı.

 

Şam-ı Şerif’in Kutlu Misafiri: Mevlâna Halid-i Bağdadî (k.s.)

 

Nakşbendî yolunun Halidiye kolu öncüsü olan Mevlâna Halid-i Bağdadî (k.s.) bir Hak ve hakikat yolcusudur. Asıl adı Halid¸ lâkabı Ziyaüddin¸ nispet adı Bağdadî’dir. “Mevlâna” onun bir nevi sıfatıdır. Irak’ın Süleymaniye şehrinde dünyaya gelen bu Allah dostu¸ birçok diyarı dolaşarak irşat faaliyetlerinde bulunmuştur. Daha sonra müritleri ve halifeleriyle Şam’a yerleşmiştir. Nakşiliğin dünyanın dört bir yanına yayılmasında büyük emekleri vardır. Üstün bir ilme¸ ahlâka ve şahsiyete sahip olan bu büyük zat¸ henüz yirmi yaşındayken ders vermeye başlamış¸ birçok talebesi olmuştur. Kendisini çekemeyenler ona birçok iftiralar atmıştır.

Mevlâna Halid-i Bağdadî’nin dinî ilimlerdeki engin birikiminin dışında¸ güçlü bir edebî yönü de vardır. Zira Arapça ve Farsça şiirlerinden oluşan bir Divan’ı mevcuttur. Medine-i Münevvere’yi ziyaret ettiğinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’e olan bağlılığının tezahürü olan Farsça Kaside-i Muhammediyye’yi okumuştur. Bu şiirin bir kısmında şöyle der:

 

Li me’allah emini¸ mâ evhâ sır mahremi/Vasfını söyleyemem¸ izaha zor geliyor
Leamrük tahtı şahı¸ levlâke şehsuvarı/Adalet sahibi Hak seni pek methediyor.

 

Beş tarikattan icazet sahibi olan Mevlâna Halid-i Bağdadî Hazretleri¸ 1242/1826’da yakalandığı veba hastalığı sebebiyle Şam’da vefat etmiştir. Merhum¸ Şam’ın kuzeyindeki Kâsiyûn Dağı eteğindeki mekâna defnedilmiştir.

 

Mevlâna Halid-i Bağdadî’nin birbirinden kıymetli şu nasihatlerini kulaklarımıza küpe etmeliyiz:

 

“Nefs-i emmareden kurtulmanın alâmeti¸ insanların övmesi ile yermesini eşit görmektir. İnsanların teveccühüne sevinip aramamalarına¸ etrafınızda dolaşmamalarına üzülmek¸ basitlik ve anlayışsızlıktır.”

“Küfran-ı nimet¸ kulun nimetten istifade ederken o nimetle meşguliyeti sebebiyle nimet vereni unutmasıdır.”

“Bütün âlem münkiriniz ve düşmanınız olsa veya muhibbiniz ve dostunuz bulunsa bile¸ murat olandan kıl kadar sapmayınız. Sadece Mahbub-u Hakiki’nin rızasına talip olunuz. Kendiniz için ve size bağlı olanlar için sözde¸ harekette¸ dışta¸ içte Hz. Muhammed (s.a.v.)’in dininde gevşeklik ve tembelliğe cevaz ve imkân vermeyin.”

“Tarikat¸ İslâm’ın buyruklarını yerine getirebilmek içindir. Dinimizin emir ve yasaklarına uymayan bâtın sapıklıktır.”

“Kendini hiçbir hayır yapmamış kabul et. Niyet¸ ibadetin ruhudur. Niyet de ancak ihlâsla muteber olur. Kendini her hayırda iflâs etmiş kabul etsen de¸ Allahu Teâlâ’nın rahmetinden ümidini kesme.”

 

Şam-ı Şerif’in Tapusu: Emeviye Camii ve Osmanlı Eserleri

 

Şam-ı Şerif’in simgelerinden biridir tarihî Emeviye Camii. Şam Kalesi’nin yanında bulunan bu görkemli mabet¸ nice zamanlara tanıklık etmiştir. Nice mübarek alınlar değmiştir secdegâhlarına. Bu eşsiz mabet geçmişle günümüz arasında bir köprü vazifesi görmektedir.

Dünyanın en eski ve en büyük camilerinden biri olan Emeviye Camii¸ “Şam Ulu Camii” ve “Ümeyye Camii” olarak da bilinir. Şam’ın en önemli İslâm eserlerinden biri olan Şam Emeviye Camii¸ Emevi Halifesi Velit b. Abdulmelik tarafından 715 yılında inşa edilmiştir. Bu güzel caminin mozaikleri¸ minareleri ve süslü kapıları görülmeye değerdir.  Caminin içinde dört mezhebe (Hanefî¸ Şafiî¸ Malikî¸ Hanbelî) tahsis edilmiş dört mihrap ve dört minber mevcuttur. Caminin üç minaresi ve dört ana kapısı bulunmaktadır.

İslâm dünyasının ayakta kalabilen en eski mabetlerinden biri olan Emeviye Camii’nin heybetli ve gösterişli üç minaresi vardır. Dikdörtgen şeklinde inşa edilen caminin eni 137 metre¸ yüksekliği ise 37 metredir.  Caminin önünde üç¸ yanında iki katlı revaklarla çevrili büyük bir avlu yer alır. Caminin süslenmesinde İran¸ Hindistan¸ Mağrip ve değişik devletlerden bini aşkın ünlü usta ve sanatçı çalıştırılmıştır. Mabedin uhrevî bir havası vardır.

Emeviye Camii’nin namaz kılınan iç mekânında Hz. Yahya (a.s.)’nın türbesi vardır. Kerbela’da şehid edilen Hz. Hüseyin (r.a.)’in kesik başının burada bir süre sergilendiği ve bu yere defnedildiği rivayet edilmektedir. Mehmet Akif’in Çanakkale Şehitleri şiirinde “Şarkın en sevgili sultanı” olarak nitelediği¸ İslâm tarihinin büyük kahramanlarından¸ Kudüs’ün ikinci fatihi Selâhaddin Eyyûbî’nin türbesi de bu tarihî caminin avlusunun dışında yer almaktadır.

Mescidü’l-Haram¸ Mescidü’n-Nebi ve Mescid-i Aksa’dan sonra İslâm’ın dördüncü kutsal mabedi olarak kabul edilen Emeviye Camii¸ tarih içinde birçok badirelerden geçerek günümüze sapasağlam ulaşmıştır. Cami¸ Moğollar tarafından talan edilmiş; depremlerde hasar görmüş ve 19. yüzyılda büyük bir yangının kurbanı olmuştur. Emeviye Camii¸ ezanın koroyla okunduğu tek İslâm mabedidir. Burası İmam Gazalî’nin¸ İhya-u Ulûmi’d-Din’i yazdığı yerdir.

403 sene boyunca Osmanlı Devleti’nin insanî atmosferinde ve hâkimiyetinde kalan bu kadim topraklarda ecdadımızın kutlu şefkat izlerini takip etmek mümkündür. Osmanlı eserlerinden biri olan ve Sultan İkinci Abdülhamit tarafından yaptırılan Hamidiye Çarşısı¸ büyülü atmosferiyle bugün de Şam’ın (Eski şehrin) önemli ziyaret yerlerindendir. Osmanlı’nın bu topraklara hediyesi olan bu çarşı İstanbul’daki Kapalıçarşı’ya benzemektedir. Burası karayoluyla hac yapıldığı dönemlerde Türk hacılarının önemli uğrak yerlerinden biriydi.

Kanûnî Sultan Süleyman’ın 1554-1559 yıllarında Memluk dönemine ait Kasrü’l-Ablak harabeleri civarında Mimar Sinan’a inşa ettirdiği Süleymaniye Külliyesi¸ Şam’da bulunan bir başka Osmanlı eseridir. Caminin bahçesinin sağ tarafında özel bir bölümde¸ San Remo’da vefat ettikten sonra buraya defnedilen son Osmanlı padişahı¸ 115. İslâm halifesi mazlum ve mağdur vatan sevdalısı Sultan Vahdettin’in mezarı bulanmaktadır.

Suriye’yi Osmanlı topraklarına katan Osmanlı’nın ilk halifesi Yavuz Sultan Selim’in inşa ettirdiği Muhyiddîn ibn Arabî  ve Selâhaddin Eyyûbî Türbeleri¸ Şam’daki diğer Osmanlı eserlerindendir. Hicaz Demiryolu¸ II. Abdülhamit’in 1900-1908 yıllarında Şam ile Medine arasında inşa ettirdiği bir başka Osmanlı eseridir. Bu demiryolu Şam’dan geçmektedir.

 

Şam Deyip de Geçmemek Lâzım; Zira

 

Şam-ı Şerif¸ İslâm’ın kadim topraklarından biridir. Burası hak ve hakikat mücadelesine sahne olan müstesna toprak parçalarından biridir. Hz. Süleyman (a.s.)’ın Yemen Melikesi Belkıs’ı imana davet ettiği ve Allah’ın inayetiyle ona Neml Suresi’nde anlatılan taht mucizesini gösterdiği yerdir Şam-ı Şerif. Biri amcası Ebu Talip’le olmak üzere Rasûl-i Ekrem Efendimiz’in iki kez ziyaret edip şereflendirdiği kutlu bir şehirdir Şam-ı Şerif.

Nice Allah dostları bu şehrin munis havasını teneffüs etti; ekmeğini yedi; suyunu içti. Burada Hakk’ı ve hakikati yüceltti. Konya’mızı şereflendiren Mevlâna Celaleddin-i Rûmî de uzun yıllar boyunca bu şehirde ilim tahsil etti. Onu belki de bu topraklar Mevlâna yaptı.

Bazı şehirler insan gibidir. Bir bedeni¸ bir de ruhu vardır. Mekke-i Mükerreme¸ Medine-i Münevvere¸ Kudüs bunlardan birkaçıdır. Şam-ı Şerif de ruhu olan müstesna şehirlerin başında gelir. Onun ruhu¸ İslâm’ın çağlara zindelik veren tevhid ruhudur.

Taşların taş olmaktan çıkıp adeta ruh elbisesi giydiği Ümeyye Mescidi’nin¸ Ak Minare’nin¸ Hamidiye Çarşısı’nın¸ Süleymaniye Camii ve Külliyesi ile Hicaz Demir Yolu’nun bulunduğu¸ kadim zamanın her dem zindeleştiği mekândır bu kutlu şehir.

Uzun seneler boyunca Osmanlı’nın bir eyaleti olan bu şehir¸ bir huzur ve sükûn beldesiydi. Osmanlı¸ İstanbul ile Şam arasında kardeşlik köprüleri kurmuştu. Düne kadar farklı ırk ve farklı inançlardaki insanların bir arada yaşadığı dostluk ve kardeşlik beldesiydi burası.

Katil Kabil’in kardeşi mazlum Habil’i katlettiği bu şehirde bugün geçmişe dair hiçbir iz yok. Her taraf kan ve barut kokuyor. Modern çağın ırkçı ve ulusçu Kabilleri kuşatmış bu toprakları. Uzaktan kumandalarıyla idare ediyorlar İslâm’ın haremini. Kardeşi kardeşe düşürmüşler bu asi çağda. İdrakleri zorlayan desiselerle zulümde sınır tanımıyorlar.

 

Mamur Şehrin İntiharı Yahut Taş Üstünde Taş Bırakmamak

 

Tarihî zenginliklerini ve emsalsiz güzelliklerini izah etmeye çalıştığımız Suriye’de bugün kapkara bir tabloyla karşı karşıyayız. 2011 senesinde başlayan iç savaş (bazılarına göre devrim¸ bazılarına göre isyan)¸ bir zamanlar bir masal diyarını çağrıştıran bu güzel ülkeyi harabeye döndürmüş durumdadır. “Arap Baharı” olarak nitelendirilen ve Ortadoğu’yu kaosa sürükleyen protest hareketin bir parçası olan Suriye’deki iç savaş¸ köklü bir medeniyete sahne olan ülkeyi bahardan çok¸ kışa döndürmüştür. Yüzbinlerce kişi bu korkunç savaşta hayatını kaybetmiş¸ milyonlarca insan da cehennemi andıran bu iç savaştan kaçarak¸ başta Türkiye olmak üzere değişik ülkelere sığınmıştır. Çocuklar babasız kalmış¸ birçok yuva dağılmıştır.

Suriye’deki iç savaş ne yazık ki ülkedeki tarihî mirasa da çok büyük zarar vermektedir. Günümüzde Suriye’de kelimenin tam anlamıyla bir trajedi yaşanmaktadır. Kimin kimin yanında yer aldığı¸ kimin ne yaptığı belli değildir. Yani tam bir kaos yaşanmaktadır ülkede. Tarihin aynası olan bu kadim topraklar¸ zalimlerin olmayan insafına bırakılmamalıdır.

 

Sayfayı Paylaş