GÖKLERE UZANAN ŞEHİR: AĞRI

Somuncu Baba

“Neyi arıyorum¸ kimi soruyorum bilmiyorum¸ zira öyle çok olaya tanıklık ettin ki¸ öyle çok şey gördün ki hangi birini sorayım Ağrı? Ararat diyenlere inat sen başı dumanlı¸ zirvesi yüksek heybetli Ağrı'sın! Sen bizimdin¸ bizim olarak kalacaksın. Sınırlarımızı sana emanet ettik Ağrı…”

Güneşin üzerinden ellerini çekmediği şehir Ağrı… Ruhunu göklere¸ kalbini tarihin gizli sandukalarında saklayan¸ ellerini sınır boylarında Hakk'a açan şehir Ağrı… Göğsünü ve ruhunu Allah'a teslim eden şehir… Uzak iklimlerin¸ el değmemiş çiçekleri sendedir. Rüzgârların en ferahlatıcısı¸ en can alıcı fısıltıları senin bağrında yâre ulaşıyor.


Ağrı bir şehir midir¸ yoksa bir dağ mı?


Ağrı bir şehir midir¸ yoksa bir dağ mı?


Yoksa yüreğimin başkentinde kopan tufan mıydı? Nuh ızdırabının ve merhametinin zirve yaptığı¸ çağların uyumaya çekildiği¸ suların yükseğe çekilip bütün mevcudatı içmeye koyulduğu zamanların yokluğun ve varlığın sergüzeştini şiirleştirdiği şehir sen misin Ağrı?


Bütün sözlerimin burcunda sen varsın şimdi. Uzak iklimlerin¸ masalımsı hatıralarım¸ düne ait bütün hikâyelerimin içindesin. Bin türlü efsanenin içindeki gizemin peşine düşmüş gelmişim¸ eteklerine tutunmuşum.


Zirve yüksek¸ zirve zor¸ zirve üşütür. Bütün dillere destan olan¸ dağ dağ kelimelere yığılırsın her daim.  Güneşin üzerinden atladığı onca dağın ardından sana uğramaya korktuğu şafak vaktine yemin olsun¸ benim yüreğim senin zirvene yerleşmeye yürüyor.


Ebu'l-Hasan el-Harakanî Hazretleri ile yürüsem Doğubayazıt'a varsam diyorum. Soğuk rüzgârlar değmese düşlerime¸ acıtmasa hatıralar yüreğimi. Ahmet-i Hâni ile el-Harakanî bağdaş kurup otursalar bir Selçuklu Camisine. Sonra zaman sussa¸ dervişane sözler konuşsa¸ gönül cûşa gelse¸ tefekkür şaha kalksa ne olur!


Dualar dağın zirvelerini aşsa ve değse yedi kat semaya. Dualarım ellerimden tutsa beni götürse bir seher vakti tan ağarmadan¸ serin meltemler esmeden dost ülkesine. Ben de dost meclisine vasıl olsam.


Ben böylesine sana gelmişim Ağrı.


Şimdi bağrındaki çılgın ve azgın rüzgârları sustur ve ses ver bana!


Nuh Peygamber¸ sana kavuştuğu andan beri başın havalarda Ağrı! Ülkenin serhat boylarında göğsünü gere gere durduğun yerde bütün Anadolu coğrafyasını gözler gibisin.


Çocukluğumun akça ve pakça yıllarında bütün masallarımın içindeydin. Kimi zaman Şahmeranlar çevirirdi yollarını¸ kimi zaman perilerin uğrak yeriydin. Bütün Mecnunların ve Leylaların sırlı sevdası sende saklıydı. Aşk sendin¸ sevda sendin¸ bütün ayrılıklar¸ acısını senin omuzlarına yüklerdi. Sen omuzlardın kırık aşk hikâyelerinin ağırlığını. Sonra sır olup kaybolurdu sevdalar¸ kaf dağına çekilirdi bütün hayaller. Yoksa o Kaf dağı sen misin?


“Ağrı dağından uçtum/çayır çimene düştüm” türküsünü yüreğime düşürdüğüm gün böylesine ihtişamın olduğunu düşünmemişti minik aklım. Burhan Çaçan ne güzel söylerdi bu türküyü¸ ne güzel seni anlatırdı evladın. Sonra anladık ki bütün türkülerin yedi düvele sır olmuş!


Duman duman olmuş başınla pek gamlısın Ağrı! Senin eteklerinden tutmak ve ellerine asılmak sonra bağrımı haşin rüzgârlarına vermek muradım. Yitip gitmek Doğubayazıt ovasında… Çayır çimen üzerinde oynaşan ak kuzuların¸ işveli ceylanların arasında efil efil esen rüzgâra tutunmak ve İshak Paşa Sarayına revan olmak.


Şimdi İshak Paşa Sarayı yalnızdır¸ eski neşesini aramakta¸ eski günlerin efsunlu şaşaasını özlemektedir. Büyük bir boşluğa düşmüş gibi düşünceli ve yalnızdır İshak Paşa Sarayı. Zaman ne zaman geçmiş¸ gün ne zaman yitip gitmiş¸ ayrılık niye başlamıştır¸ bilmemektedir.


İshak Paşa'dan bir iz aramak¸ geçmişin ayak izlerinde yeni baştan yolculuğa çıkmak muradım. Bir Selçuklu hükümdarı edasıyla yaslanmak sarayın taş duvarlarına. Derin düşüncelere kapılıp gitmek. Atalar yadigârı hatıraların peşi sıra sürüklenmek senin kucağında.


Zira sen pek asil bir hansın Ağrı!


Dualara sığınıp yürümek ecdat yadigârı o şen avlulara. Zindanların sesini dinlemek sonra. Kısmak bir süre hayatın curcunasını¸ senin iklimine yaslanmak! Kimler gelip geçmiş senin geçit vermez derbentlerinde. Patnos Kalesinde Kral Menua ile hasbıhal etmek ve kaleyi yeni baştan fethetmek! Bir fısıltı gibi tarih gelip geçse gözlerimden¸ sonra ben seni duysam¸ sesine kulak versem¸ seni anlasam¸ sen beni duysan Ağrı!


Bütün kalelerin düşse ve ben seni zapt etsem! Tokluca Kalesinde sabah namazını kılıp¸ Kızılziyaret Kalesinde kuşluk deyip¸ öğlene Küpkıran Kalesinde “Vakit öğlen vaktidir” deyip Allah'a kulluğumu sunsam. Pazı Kalesinde Eyüp Paşa'yı ansam ve Toprakkale Camiinde Mirza bin Abdi Paşa'yı yâd edip ikindi ezanına kulak kesilsem!


Senin bağrındaki bütün kalelerden en sevgiliye “Selâm” göndersek cümle kapısında! Senin bütün kalelerin susmayı yarıda kesse¸ konuşsa eski günleri¸ hatıralar depreşse¸ zaman geriye sarsa. Muhteşem Çaldıran'da Yavuz Selim Han sultanlığını bildirse sağır sultana!


Sen bunu anlarsın¸ nice sultanlara hanümansın!


Zira sen bir cansın Ağrı!


Diyadin uzak mıdır canana? Çaylar mı kesmiştir ırak yolları? Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan'ın oğlu Ziyaeddin Bey¸ kaplıcalarda hayat vermiştir tebaasına. Murat Nehri ne güzel veryansın eder¸ ne telaş eder böyle Ağrı? Kudret Köprüsü ne güzel uymuştur Murat Suyuna…


Eleşkirt'ten Patnos'a¸ Taşlıçay'dan Diyadin'e kadar hiç durmadan karış karış gezsem dağlarını bayırlarını. Bu topraklarda hangi hatıralar¸ hangi sevdalar ve hangi elemler geldi geçti¸ kimler bu yollara türküler yaktı¸ kimler geldi¸ kimler geçti¸ bilmek muradım.


Uzaksın Ağrı'm¸ öylesine uzaksın ki! Serhat boylarında kale gibi duruşunla¸ sınır ötelerine bile gözdağı veriyorsun heybetinle. Yavuz Sultan Selim'in sesini duyar gibiyim uçsuz bucaksız ovalarında. Arkasında sanki yine tekbir getiren akıncı beylerinin yağız atlarının kişneme sesleri dolduruyor ovayı.


Hatıralara sığınmış sana uzanmışım!


Sen gönlümün taraçalarında oturmuş bir cansın Ağrı!


Neyi arıyorum¸ kimi soruyorum bilmiyorum¸ zira öyle çok olaya tanıklık ettin ki¸ öyle çok şey gördün ki hangi birini sorayım Ağrı? Ararat diyenlere inat sen başı dumanlı¸ zirvesi yüksek heybetli Ağrı'sın! Sen bizimdin¸ bizim olarak kalacaksın. Sınırlarımızı sana emanet ettik Ağrı…


Malazgirt'ten beri bizimsin! Aksak Timur¸ Cengiz Han bile sana kalkıp gelmiş. Öylesine büyülü¸ öylesine cansın. Seni tozlu topraklı yollarınla¸ karlı dağınla¸ üşüten ayazınla¸ sertçe esen rüzgârınla¸ heybetli duruşunla¸ hudutlarda meydan okuyuşunla bildik Ağrı.


Şimdi işte ellerini tutuyorum¸ eteklerine gelmiş¸ zirvene bakıyorum. Dumanlı başını göster bir bak aşağıya. Gör beni. Zamanı aşır dağından öteye. Gel beri. Sen bizimsin¸ öyle kalacaksın.


Güneşin üzerinden koştuğu şehir! Allah'a yükselen şehir¸ devleşen şehir¸ başı duman duman bulutlu şehir Ağrı'sın sen!


Sana geldim¸ duy sesimi diyorum!


Duy sesimi!

Sayfayı Paylaş