FATİH’İN ŞEHRİ İSTANBUL

Somuncu Baba

"İstanbul¸ seni hangi tarafınla anlatsak yarım kalır¸ hangi sözle¸ hangi ezgiyle
söylesek eksik! Sen kendini ancak yine kendinle anlatırsın."

Marmara ve İstanbul!


İki sadakatli sevgili¸ iki âşık¸ iki maşuk ve iki yoldaştır ezelden. Masmavi bir sema¸ üzerinde köpük köpük bulutlar¸ hafifçe ve huzurla meşk eden rüzgâr¸ rüzgârın esintisinden başını daldığı derin uykudan kaldıran rengârenk çiçekler ve az ötede mavinin en mavisiyle gerinen deniz.


Uzaklardan bir beyaz rüyayı andıran yalılar¸ köşkler¸ kasırlar¸ bir yudum huzurun sağanağı olan su kemerleri¸ ellerin bereketini üzerinde taşıyan çiçekli bahçeler¸ denizin üzerinde uçuşan martı süreleri İstanbul'a çağırıyor seni gel diyor¸ gel!


İstanbul aşkın öteki adıdır baharlarda.


Fatih'in ilkbahar aşkıdır Mayıs'ta düğünü olan. İstanbul¸ dünyanın kalbi¸ insanlığın ruh esintilerinin başkenti¸ mazinin medeniyeti¸ âtinin servetidir. Bir hatıralar demetidir bilene. Payitaht olalı İstanbul İslâmboldur¸ Fatih'e yar olalı İstanbul'dur! İslâm'ın alınyazısı gibi asırlara yayılan bir aşkın¸ bir sevdanın öteki adıdır İstanbul.


Sultanahmet Meydanına vardığınızda bir rahmetin¸ bir hikmetin¸ bir hayretin ve şefkatin gizli ve aşikâr ne kadar sesi varsa ruhunuzda yankısını bulur¸ bütün kalp gözünüzle teslim olursunuz derin bir hülyaya. Gözlerinizi kesrete yumar¸ kalbinizi dünyanın bütün telaşelerine kapar uzanırsınız mazinin uzun ve derin koridorlarına¸ geçmişi arar¸ bildiğiniz her ne kadar ecdat varsa ruhuyla söyleşir hasbıhal edersiniz.


İstanbul'da zaman akmaz¸ zaman durudur¸ arıdır.


Bir deli muvakkit alıp gitmiştir bütün çalan ve çalışır saatleri sanki. Herşey yerli yerindedir Beyazıt Meydanında. Nice cami avlusunda hüzünlü bir ney'in sesini duyar gibi olur¸ kalbinizi susturmaya¸ gözlerinizi kurutmaya ve aklınızı arıtmaya bırakırsınız kendinizi!


İstanbul Şark'ın hiç bitmeyen¸ hiç tükenmeyen en içli şarkısıdır!


 


Beylerbeyi vapurunda hala ince zebanlı¸ ince yürekli¸ nazif halli yolcular arar hayaliniz¸ birbirinden nezaketli¸ birbirinden nezahetli yolcular gelip geçer ruhunuzun rıhtımlarında. Kuzguncuk yalılarında mazinin en tülümsü perdesinin ardından bir daha¸ bir daha İstanbul'u meşk edersiniz!


 


Üsküdar¸ bütün eskiliğiyle¸ bütün kişiliğiyle¸ bütün hatıralarıyla hala sıcaklığına soğukları değdirmemiş¸ hala eli yüreğinde gezinmektedir. Aziz Mahmut Hüdaî Dergâhında sabah namazı vakti yaklaşırken¸ gece hızla azalırken¸ gün başını uzatırken ufuk çizgisinden¸ Marmara seherin tatlı ezgisini mırıldanırken yaşlı bir dervişin ıslak gözleri çiçekli bir seccadenin üzerine hüzün yağdırmaktadır!


 


Ah güzel İstanbul¸ yok mudur insafın senin!


Geleni kendine meftun edersin¸ gideni perişan¸ görmeyeni huruşan! Hayalin ötesindeki şehir İstanbul. Bir Eyüp sabrıyla kendini göstermeyen¸ sakınan¸ Eyüp civarında sağanak sağanak bir mana yağmaktadır asırlık çınarların yapraklarına.


Kuşların çığlık çığlık¸ dua dua cıvıltıları arasında başınızı yaslarsınız mazinin sıcak dizlerine. Alır sizi götürür düşünceler! Akşemsettin¸  Molla Gürani¸ Eyüp Sultan fısıldar yüreğinize¸ kendinize getirir sizi¸ düşüncelerinizi. Ruhunuz aydınlanır¸ kalbiniz ağarır¸ uzak iklimlerde unuttuğunuz ruhunuzu size geri getirir!


Ses ses¸ yürek yürek mana rüzgârları eser üzerinize.


Eyüp Sultan'da hakikat ve mana sizi can evinizden kucaklar.


 


Boğaziçi'nde mevsim bahardır!


Bir Erguvan baskını başlamıştır Mayıs'ın üzerine. Bembeyaz yalıların bahçelerinde¸ boğazın her iki yakasında yeşilin tonları arasında alev alevdir Erguvan ağaçları¸ yanmaktadır Boğaziçi Erguvan kızıllığında!


Sonra bir lale saltanatı meydanlara inmiş¸ sümbül ve gül faslına karışmıştır. Bülbül hazin değildir İstanbul'da. Mevsim her dem bülbül için giyinmekte¸ hazırlanmakta ve en güzel türküsünü söylemektedir.


İstanbul'da her mevsim bahardır aslında.


 


Ah güzel İstanbul¸ bütün kederlerim¸ bütün hüzünlerim ve bütün sevinçlerim senindir¸ seninledir! Hem genç hem yaşlı İstanbul'sun sen. Gençliğin ne kadar şuh ve serbestse¸ yaşlılığın öylesine mağrur¸ öylesine gurur ve öylesine huzurludur. Çamlıca bahçelerinde asırlar gelecek için uyur!


İstanbul¸ hala Fatih'in İstanbul'udur!


 


Bir tatlı huzur almaya gittiğiniz Kalamış yerinde yoktur!


Sadabat gül ve bülbül çoktan kapatmış¸ Nedim sevgiliyi çoktan unutmuş¸ sevdanın taş yollarında bütün duyguları kırılmıştır. Bir serv-i revan yoluna dağıtmıştır gönül sırçasını!


Yahya Kemal Aynalı Otelde İstanbul için şiirler yazsaydı ne olurdu? Eski bahçelerde gezinen bu yaralı şair kadar İstanbullu olmuş kaç İstanbullu vardır acaba? İstanbul'da bir güzel¸ İstanbul kadar güzel olan her kim varsa İstanbulludur der şair. İstanbul Yahya Kemal'in en güzel türküsüdür.


Necip Fazıl'ın en büyük ülküsüdür!


Fatih'in İstanbul'u bir tarih öyküsüdür!


 


İstanbul¸ seni hangi tarafınla anlatsak yarım kalır¸ hangi sözle¸ hangi ezgiyle söylesek eksik! Sen kendini ancak yine kendinle anlatırsın. Fatih seni anlatır en güzel¸ bir de şiir diliyle Yahya Kemal!


İstanbul¸ ey güzel İstanbul!


Sen kimin yârisin?

Sayfayı Paylaş