BOZKIRIN ESKİMEYEN TÜRKÜSÜ: ANKARA

Somuncu Baba

“Zaman geriye sardıkça tülümsü hatıralar demetinin
ardında dervişlerin hası¸ Somuncu Baba'nın gönül
inşası Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerini ve öğrencisi
Ak Şemseddin ile bir kutlu düşüncede görürüz.”

Bir eski zaman hikâyesi gibi aklımızın en mahrem kuytusunda sakladığımız bir hatıralar demetini andıran şehir. Bir ermişler şehri¸ bir ozanlar yurdu ve bir tarihî anıt gibi kalbimizin rıhtımlarına demirlemiş akça şehir.


 


Ankara bir Selçuklu şehzadesidir şimdi ata yadigârı bizlere yar olan. Ankara'da yeşil dile gelmiş¸ bütün renklerini sessizce geniş caddelere sermektedir sanki.  Bütün caddelere asırlık çınarlar bağdaş kurup oturmuştur. Belki İstanbul kadar cazibeli değildir¸ kıvrak değildir¸ cilveli değildir ama ciddidir Ankara. Vakurdur. Hiçbir şehrin uçarılığı yoktur bu şehirde. Bağrında gülmeyen¸ sürekli ağır¸ soğuk ve mütekebbir tavırlı onca insana katlanmak kolay mıdır sanki?


 


Ankara bahar geldi mi iğdelerin işgali altında bir tarifi imkânsız rayihanın saltanatıyla mahmurdur¸ mağrurdur! Onca yıl iğde kokusunu unutmuşsanız ruhunuzu tamir edercesine¸ gönlünüzü mest edercesine siz de iğdelerin işgaline uğrar ve kendinizden geçersiniz!


  Ankara'nın bütün taşlarını unutur birdenbire iğde kokusuna ram olursunuz!


Ankara bir tarih geçidir bilene¸ anlayana. Malazgirt'ten sonra bağrını Akıncı Beylerinin Yıldırımca koşusuna açan¸ onları bir ana gibi sarıp kucaklayan ve yar olan şehirdir. Timur'un Ankara Ovasında Yıldırım Bayazıd Han ile yaptığı meydan savaşını acıyla hatırlayan¸ hüzünle anlatan ve andıkça bağrı kan dolan şehir Ankara!


Tarihtir Ankara¸ geçmiştir¸ uzun bir destanın eski bir tanığıdır!


Milli Mücadelenin karargâhı¸ bargâhı ve dergâhıdır! Müslüman Türk Milletinin var olma ve hayatta kalma savaşının en anlamlı ve en sahici adresidir Ankara. Yüzlerce eski ve yeni Türk şehri içinde son başkentidir¸ son kalesidir¸ son halesidir. Ankara yeni bir sayfanın beyaz yüzüdür.


Geniş caddeleriyle¸ parklarıyla¸ bulvarlarıyla yeni Türkiye'nin yeni imajı olsa da¸ öyle dense de Ankara eskidir¸ hatıralıdır¸ düşüncelidir¸ geçmişi geleceğe taşıyan şehirdir. Bir Selçukludur¸ bir Osmanlı¸ bir Türkiye Cumhuriyetidir¸ bir İslam coğrafyasının atideki başkentidir aklımıza vuran!


Ankara'nın taşına değil¸ başına bakıyoruz artık!


Ankara manevî bir libas kuşanıp yürüyor asrın üzerine¸ muhteşem bir maziyi daha muhteşem kılmanın büyük hayalini kuruyor¸ büyüyor¸ büyütüyor! Ankara'nın üzerine çöreklenen gri ve kurşuni hava dağılıyor¸ bir mavi¸ bir çivit mavisi umut yeşeriyor Ankara ufuklarında¸ bütün entrikalar¸ bütün tuzaklar¸ bütün uzaklar siliniyor bir bir. Ankara artık dünkü Ankara değildir¸ başını öne eğmiş matemli şehir değildir.


Artık Ankara'nın ne taşına¸ ne kışına¸ ne türlü türlü işine bakmada talih…


Zaman geriye sardıkça tülümsü hatıralar demetinin ardında dervişlerin hası¸ Somuncu Baba'nın gönül inşası Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerini ve öğrencisi Ak Şemseddin ile bir kutlu düşüncede görürüz. Ankara'nın ruhunu manevî ikliminde ilmek ilmek işleyen bu ruh mimarının gönlümüze saldığı bir büyülü şelaleyi andıran sözleri kucaklıyor aklımızı¸ gönlümüzü¸ ruhumuzu.


Yardan geçiyor¸ serden geçiyor¸ vardan geçiyor aşk-ı sükûna duraklıyor akıl.


Ankara coğrafyasının yedi iklim¸ yedi renk deseni bir arada gibidir.


Şerefli Koçhisar bir mağrur ki¸ bir ağır ki sormayın gitsin. Tuz Gölünü yedeğine almış¸ tadınız tuzunuz ben de der gibidir. Gündoğdu çiçekleri başlarını eğmiş¸ yaz sıcağından merhamet dilemekte¸ bostanlarda kavun ve karpuzlar iç geçirmektedir gelene gidene.


Beypazarı beyce karşılamaktadır Tanrı misafirlerini. Evlerin panjurları bin senelik bir hikâyenin anlatıcısı¸ tanığı ve şahididir. Mazi sağanak sağanak yağmaktadır üzerinize. Beypazarı kurusu dudaklarınıza uzanırcasına buram buram tütmektedir.


Kızılcahamam suyun ırmak ırmak şifa dağıttığı bir çağlayan gibi kaynamaktadır Ankara'nın bağrında. Gölbaşı'nda bir mavi düş görürsünüz bütün yamaçlarda. Mavi göğün altında efil efil bir rüzgâr alır sizi götürür kendinizden.


Elmadağ normal hallicedir. Ayaş yollarında bütün kervanlar geçmiş¸ Arnavut kaldırımlar terk etmiştir sokakları. Bütün ayak izleri silinmiştir bir bir.  Çubuk suya kanmış¸ ovasında nebatata doymuştur artık. Kazan'da kavunlar yollara düşmüş kendini anlatmaktadır. Bir kavun saltanatı yolları esir almıştır.


Mamak zihnimizdeki mahpushanenin öteki adı olsa da Ankara'nın bağrında bir başına nazlıcadır. Polatlı kendi yağında kavrulmakta¸ kendi yazgısını yaşar gibidir. Adını saklayan güzeller gibidir her bir ilçesi Ankara'nın.


Ankara Hacı Bayram-ı Veli Camii ne ağır adamları ağırlamıştır avlusunda ve teneşir taşında. Bütün yükselişlerin son durağını gelene gidene bir güzelce hatırlatmakta¸  her gidenin aslında gerçek vatana bir dönüş olduğunu anlatmaktadır.


Ankara Kalesi zor mücadelelerin hala izlerini taşımaktadır.


Ankara rüzgârları soğuktur¸ üşütür¸ her dem serttir lakin mevsimler kararsızdır. Yaza ayakbastı mı yürek¸ kavurur sıcağı Ankara'nın. Sonra bir deli seymen seğirtir bağlardan sekilerden:


Aman bulguru kaynatırlar


Serinde yaylatırlar


Bizde adet böyledir¸


Güzeli ağlatırlar¸ çirkini söyletirler.


Fidayda da Ankaralım fidayda!


Seymen türküsünü söyleye dursun biz de iner gideriz iğde kenarlarından. Bir koku cümbüşü dolanır ruhumuza ve biz kendi türkümüzü söyleriz!

Sayfayı Paylaş