MEKTUBAT-HULÛS-İ DARENDEVİ

Somuncu Baba

Es-Seyyid Osman Hulûsi Efendi (k.s)

İltifat yüklü¸ gönül okşayan¸ mütevazı¸ muhabbet dolu mektubunuzu aldım.
Gönül almanızın¸ bizi hatırlamanızın¸ adınız gibi lütuf¸ ihsan olduğunu bildim.
Bildim ki sevda¸ esirinin ruhunu yüceltir. Sevda¸ insanı aklın idrakinden beri kılıp manevî bir âleme ulaştırıp¸ irfan cennetine dâhil eyler.
Hususiyetle siz o mukaddes ocağın içinde¸ Pirimizin kucağında büyüdünüz.
Aşk ile mesrur olan ruhunuz o hânenin âşinalarından ve o manevî mekânın ileri gelenlerindensiniz.
Bu yolda ihlâs ve samimiyet içindeki tavırlarınız bizim için yol gösterici olmuştur.
Bizim ayağımız ayrılık vadisinde¸ ayrılık acısında zarar ziyan muhasebesinde iken¸ sizin ayağınız kurtuluş dâiresinde idi. O yâr ile âşina idiniz. Biz henüz çocuktuk¸ yârin âşinalarına bile uzaktık. Sizin ruhunuz manevî iklime kanat açarken biz ana karnında idik¸ âleme ayak basmamıştık.
Gerçi o yâr ile önceden buluşmuştuk. Fakat göz görmekle seveni ve gönül sevmekle kendinden geçeni olmamış ruhumuz boş bir kadeh gibiydi.
Siz o gece kandilinin yüzünün nuru karşısında pervâne gibi dönerken¸ ben ise (hava-su-toprak-ateş )arasında yokluk zindanında hapistim.
Nasıl öpmeyeyim o elini ki¸ “Allah’ın kudret eli¸ onların ellerinin üstündedir.” (48/Fetih¸ 10.) ayetinin sırrına mazhar olan pirimizin sağlam elini benden evvel bulan¸ hakiki bir eteğe yapışan o eli öpmeyeyim. Sırat-ı müstakim olan hidayet yoluna benden evvel ayak basan ayağın altına niye toprak olmayayım.
Benden önce yârin sohbetine iştirak eden¸ ona yakınlık kazanan¸ onun aydınlığından benden evvel istifade eden kimse için cân fedâ ederim. Çünkü o yâre yakınlık ile her türlü isteği yerine geldi. Benden önce yârin gönül alıcı gözlerini gören kimseyi nasıl medhetmeyeyim. O sevgiliyi benden önce sevdi¸ o Leylâ’nın iman bağının benden önce Mecnûnu oldu.
Ey İsmail Hakkı Efendi’nin bendesi¸ gecenin karanlıklarını gideren parlak ayın âleme ışık saçtığı aydınlık bir seher vaktinde size bunu yazıyorum. Şol kalem derecelerinin en üstününde güzel bir hatla yazan¸ reyhan kokulu¸ reyhana benzeyen bir hatla her harfinin mis kokulu bene¸ söz ve mânâları renkli düşünce ve işaretleri birbirine bağlı (büklümlü) alın saçı gibi olan kalemle yazıyorum.
Bu yazılar¸ öyle bir ağızdan çıkıyor ki yârin hatırasından uzakta¸ bu fikirler onu anmakla kendini yok bilen gönülce yakın ağız ve fikirden çıktı.
Bu yazılar onun matemiyle hasta olan¸ bir gözün süzdüğü onun eteğine yapışamayan¸ ama onun hatıralarıyla dolu ağızdan çıktı.
Ey Mürüvvetli Dost¸
Ayrılık tuzağının esiri olan bu aşk bendesini hatırlayarak üzüntülü hâlimizi yârin huzurunda yâd edip¸ gamlı gönlümüzü sevindirmenizi dileyerek mektubuma son veririm kardeşim.

Günümüz Türkçesine Aktaran:
Yard. Doç. Dr. Cemil GÜLSEREN

Sayfayı Paylaş