YİTİRDİKLERİMİZ
“İnsanın hayatı bir süreç... Nasıl ki doğduktan sonra birden yürümeye başlayamıyorsak, hayata atılmamızın da aynı şekilde işleyen bir süreci olacak. Yokluk bir son değil, azmin başlangıç noktasıdır.” Hayatımız boyunca hep bir varoluş mücadelesi içinde çalışırız. Günler, aylar ve yıllar birbirini kovalar. Türlü türlü sıkıntılar çemberinden geçeriz, çünkü burası dünya. İnancımıza göre dünya bir imtihan yeri, insanlar da bu imtihanın neferleri… Zorlu süreçler olabiliyor, karşımıza sarp yokuşlar çıkabiliyor, ümidimizin kırıldığı anlar olabiliyor. İnsan gelişim evresinde henüz küçükken anne ve babasına muhtaç bir varlık, daha sonrasında emekleme dönemi ve nihayetinde ayağa kalkma süreci, hayatla mücadele ve sonrasında ise yaşlılıkla belki yine muhtaç olma sürecine adım atılıyor. Israrla vurguladığımız bir şey var, yeri gelmişken tekrar etmek icap ediyor, okuyan beyinlerin yaşlılığı da dinç olur. Dinç kalan beyin, vücudun da dinç kalmasına vesile olur ve bunama dediğimiz kavram gerçekleşmez. O yüzden okumanın sağladığı en belirgin yarar bu. Günümüzde her şeye hızlı bir şekilde ulaşırken, yok demenin ya da yokluğun ne demek olduğunu unutur hale geldik. Mutlaka her şeyi elimizin altında olmasını ve muhakkak mutlak başarı olması gerektiğine kani oluyoruz. Oysa unuttuğumuz bir şey var. İnsanın iradesi, mutlak irade değil. Her şey kendi elinde değil, yine her şeye kendi müdahale edemez. Güneşin doğuşuna ve batışına müdahale edemeyen insan, bazen çok fazla şey istediğinin farkına varmaz mı acaba? Bugün insani değerlerin tam olarak çocuklara, gençlere verilmemesinden ya da eksik verilmesinin faturalarını acı bir şekilde görüyoruz. Geçtiğimiz günlerde gencecik bir öğretmen adayı, atanamadığından dolayı intihar etti. Elbette türlü türlü sıkıntılarla boğuşmuş olabilir, ona bir şey diyemiyoruz. Ama bu vaka üzerinden gidersek, öğretmen olacak insanın bir defa mücadeleci ruhu olacak çünkü birçok nesil yetiştirecek. Bu mücadeleci ruhu olmaya bir insanın da üzülerek belirtmek isterim ki öğrencilere de faydası olamaz. Burada sistemsel sorunları konuşmak konumuz değil. İnsani açıdan değerlendirmemiz gerekiyor. Dünyadaki sınavımız kolay geçecek değil, herkes bir şeyle sınanıyor. Kimi sağlıkla, kimi fakirlikle, kimi zenginlikle... Hangimizin ne ile sınanacağını bilmiyoruz. Ama hayat bize bir sınav olduğunu açık bir şekilde gösteriyor. Hayatını noktalayan kardeşimiz mücadele etmeyi öğrenseydi, zorluklara karşı sabretme duygusunu yitirmeseydi belki böyle yanlış bir karar almazdı. Amacım eleştirmek değil, kimi zaman bizler de umutsuzluk buhranlarına düştüğümüz oluyor, çaresiz kaldığımız anlar oluyor ve Allah’a dua ederek kalplerimizi ferahlatmaya çalışıyoruz. Gayret ediyoruz sağlığımızın veyahut işlerimizin yolunda gitmesi için. Esasında vatanımıza, milletimize, ailemize ve kendimize faydalı olmak için. İnsanın hayatı bir süreç... Nasıl ki doğduktan sonra birden yürümeye başlayamıyorsak, hayata atılmamızın da aynı şekilde işleyen bir süreci olacak. Bir okulu bitirdikten sonra belki hemen atanmayacağız ya da istediğimiz işe hemen sahip olmayacağız ama bu bizim mücadele azmimizi köreltmemeli. Hedefe ulaşabilmek için uğraşmak gerek. İnsan hayatının önemli olduğunu genç dimağlara öğretmek gerekiyor. Hayatta her zaman en iyisi olamayacağımızı da öğretmek gerekiyor. Bir insan doktor, mühendis, cumhurbaşkanı olmayabilir ama özünde iyi bir insan olmak var. İyi bir ayakkabı tamircisi, iyi bir fırıncı, iyi bir temizlik görevlisi… Ne iş yaptığımızın değil, neyi ne kadar iyi yapabildiğimiz önemli. Mesleğinizi iyi yapabiliyorsanız sizden daha zengini ve iyisi yoktur aslında. Bereket dediğimiz kavram, herhangi bir işi severek ve güzel bir şekilde yapmanızla ortaya çıkıyor. Bir başkası belki sizden on kat maaş alıyordur ama mutlu değildir, sizin mutlu ve başarılı olduğunuz işten aldığınız maaş belki onunkinden daha bereketlidir. Hayatı değerlendirirken salt bir kurala bağlı kalarak değerlendirmek bizi hüsrana sürükler. Hayat sadece birkaç hikâyeden ibaret değil, milyarlarca insan var ve her insan bir dünya. Ve bu dünya nice acıklı hikâyeleri de barındırmaktadır. Bütün bu olup bitenleri görmezden gelerek sadece dünyada biz sıkıntı yaşıyoruz düşüncesini taşımak biraz bencillik göstergesi. Aslında görebilirsek bütün insanlar birbiri için bir gayret misali. Kimi insan bazı engellere maruz kalmışken kimi insan sağlıklı bir şekilde hayatına devam ediyor. Engellere maruz kalan insanlara da yardım etmek onların hayatını kolaylaştırmak gerekiyor. Çünkü Allah, kalplere merhamet duygusunu verdi. İnsan olmanın gereği olan merhamet ve şefkat duygularını unutmamak gerek. Hayatın bütün zorlukları içinde insan olmanın gerekliliğini yerine getirme sevinci bizi hayata daha bir sevgiyle tutunmamızı sağlayacak. Burada kalıcı değiliz ama kaldığımız misafirhaneyi de güzelliklerle donatmamız gerekiyor. Olumsuzluklar karşısında her şeyi bir tarafa atıp dünyadan soğumak bizim için doğru bir karar değil. İnsan gücünün de kısıtlı olduğunu bilmek lazım, bazen tefekkür dediğimiz olguyu gerçekleştirmemiz lazım. Arkadaşlarımızla dertleşmek gerekiyor, konuşmamız gerekiyor. Yalnız kaldıkça zihnimizi bulandıran düşüncelerin girdabında boğulup bir anda hayatımıza son verebiliyoruz. Ne olur arkadaşlarınızla konuşun, intihar vakaları günümüzde çok arttı. Çok küçük yaştaki insanlar bile hayatına son vermeye başladı. Yokluk bir son değil, azmin başlangıç noktasıdır. Dolayısıyla bazı konulara bardağın boş tarafından değil, dolu tarafını görerek bakmak lazım. Hayatımız maddî beklentilerin ne kadar yüksek olmasıyla iyi geçecek değil, mütevazı ama güzel bir yaşamla hayat çok iyi sürdürülebilir, orantısız özenti duygusu bizi hüsrana sürükler! Dolayısıyla hayata biraz daha gerçekçi pencereden bakarsak inanıyorum ki zihnimizi bulandıran düşüncelerin kıskacından kurtulup hayatımıza güzel bir şekilde devam ederiz. Umut her daim güzeldir.
Erol AFŞİN
YazarHayat dediğimiz kavram birçok gizemi içinde barındırıyor. Her geçen gün yeni bir şey öğreniyoruz ya da herhangi bir kavramın idrâkine varıyoruz. Hayatın gizemini çözme hâlindeyken şaşırmıyor da değili...
Yazar: Erol AFŞİN
Duygularımızı doğru ve yerinde kullanmamız ihtiyacı tamamen insanîdir. Yaşadığımız dünya üzerinde milyarlarca insan bulunmakta ve bu da milyarlarca farklı düşünce anlamına geliyor. Dünya nüfusu arttık...
Yazar: Erol AFŞİN
İki binli yılların başından itibaren bilgisayarın hayatımıza girmesiyle birlikte iş alanlarında ciddi bir değişim yaşandı. Önceleri daha fazla beden işçiliği varken teknolojinin her alana yayılmasıyla...
Yazar: Erol AFŞİN
Hayatımızı bir şekilde iyi kötü diyerek düzene koymuş yaşayıp giderken bazen hayatın monotonluğundan, tek düze bir şekilde yaşamış olmanın sıkıcı olduğunu düşünerek zamanımız geçiyordu belki. İnsanlığ...
Yazar: Erol AFŞİN