Yağcılarda İnecek Var!
Bu sabah Latife Öğretmen’imiz, “Hem dersimi iyi dinliyorsunuz hem de devamsızlık yapmıyorsunuz. Bazı sınıflara derse girerken ayaklarım geri geri gidiyor. Bu sınıfa ise koşarak, öğretmenliğimin ilk yıllarındaki heyecanla giriyorum.” dedi. Öğretmenimizin bu sözleri bizi çok mutlu etti ve alkışlamaya başladık. Bir iki arkadaşımız da ıslık çaldı. Bunun üzerine sınıfta büyük bir gürültü oldu. Öğretmenimiz elini, sertçe masasına iki kez vurdu. Sonra şöyle dedi: - Söylediğim güzel sözleri geri almama az kaldı. Bunu istemezsiniz değil mi çocuklar? Hepimiz domates gibi kızardık, başımızı öne eğdik. Azra, parmağını kaldırarak izin aldı ve öğretmenimizden sınıf adına özür diledi. Bunun üzerine, Aziz Sadi şöyle bağırdı: - Yağcı, yağcı. Yağcılarda inecek var! Bu söze çok sinirlenen ve biricik arkadaşı Azra’nın ağlamasına üzülen Birsu: - Sen bir sus kepçe kulak, dedi. Öğretmenimiz elindeki kalemi masasına bıraktı, kollarını birleştirdi ve şöyle dedi: - Aziz Sadi ve Azra oturun. Birsu sen de otur. Şimdi beni dinleyin. İngilizce dersi elbette çok önemli bir ders. Dersime olan ilginiz demin de dedim, beni çok mutlu ediyor. Benim güzel çiçeklerim, şunu unutmayın ki “saygı” dediğimiz şey hem İngilizce’den hem de diğer bütün derslerinizden daha önemli, daha kıymetli. Eğer saygınızı kaybederseniz, her şeyinizi kaybedersiniz. Saygıdan yoksunsanız, isterseniz milyonlarınız olsun, en fakir insan sizsiniz. Birbirinizin sözünü pat diye kesmeniz, birbirinize hoşa gitmeyecek lakaplar takmanız, birbirinizin arkasından hoşa gitmeyecek şeyler söylemeniz… Bu kötü örnekleri çoğaltmak mümkün. Bunlar çirkin şeyler ve yanlış şeyler… Benim güzel yavrularım, ben bu güzel sınıftan sadece yazılı puanlarını değil; güzel huylarını çoğaltmasını da beklerim. Ve bunu sadece ben değil tüm öğretmenleriniz bekler, ister. Size yakışan şey; insanı, hayvanı ve doğayı sevmek. Yoksa az önce örnek verdiğim çirkin davranış ve sözler değil! Bütün sınıf, pür dikkat bir o kadar da mahcup bir şekilde öğretmenimizi dinliyorduk. Aziz Sadi parmağını kaldırıp, konuşmak için izin aldı ve: - Azra, az önceki kaba davranışım ve sözlerim için senden özür dilerim. Öğretmenim sizden de çok özür dilerim, dedi. Sonra Birsu parmağını kaldırdı ve o da Aziz Sadi’den ve öğretmenimizden özür diledi. Bunun üzerine sınıfça onları alkışladık. Ama bu sefer kimse ıslık çalmadı. Öğretmenimizin anlattığı şu fıkra ile neşemiz yerine geldi, kıkır kıkır gülmeye başladık: İngilizce dersinde bir öğretmen, konuyu bitirmiş ve öğrencilerine: - Ders bitti, bana sorusu olan var mı, diye sormuş. Bir öğrenci izin alarak ayağa kalkmış ve sormuş: - Öğretmenim, zilin çalmasına kaç dakika var? Öğretmenimiz fıkrayı anlattıktan sonra: - Haydi, canlarım, şimdi defterlerinizi açın ve tahtaya yazacağım ödevi not edin, dedi. Bu sefer arka sıralarda oturan arkadaşımız Arda, öğretmenimizden izin isteyerek ayağa kalktı ve büyük bir merakla sordu: - Öğretmenim, teneffüs ziline kaç dakika kaldı? Teneffüs zili çaldığında Latife öğretmenimiz dâhil hepimizin yüzünde kocaman bir gülümseme vardı.
Mine TAŞDEMİR
YazarDerleyen: Hamidullah HALICI / Çizen: Hamit YÜKSEK Bir kadın, komşularından birisi hakkında bir dedikoduyu yayıp duruyordu. Birkaç gün içinde bütün köy dedikoduyu duydu. Dedikodunun kurbanı, derinde...
Yazar: Hamidullah HALICI
Yemen’de yaşayan Hud (a.s.), Hz. Nuh’un oğlu Sam’ın soyundan bir peygamberdir. Geçimini ticaretle sağlar, toplumu içinde de sevilip sayılırdı. Hud Peygamber, takva ve ibadet ehli, cömert ve yoksullar...
Yazar: Ali BÜYÜKÇAPAR
“Bu yarışı ben kazanacağım, ben kazanacağım!” diye bağıra bağıra evin yolunu tuttuk. Hepimiz bu yarışı kazanmayı çok istiyorduk ve hemen çalışmalara başlamalıydık. Dördümüz de kendi aramızda düzenledi...
Yazar: Mine TAŞDEMİR
Gözlerini deryalara salarken Sevdim seni Anadolu çocuğu. Hak yolunda gonca gibi solarken Sevdim seni Anadolu çocuğu. Mazlumun elinde sarı çiçeksin, Zalime saplanan çatal yüreksin, Şühedâ burcu...
Şair: Bestami YAZGAN