Ramazan Ayının Bereketi
Ramazan ayı, bereketiyle gelir. Bu ayın kadr ü kıymetini bilen, gündüzünü oruçla, gecesini ibadetle geçiren herkes onun bereketinden istifade eder. Peygamberimiz (s.a.v.), “Ramazan ayının başı rahmet…” derken aynı zamanda rahmetle gelen çeşitli maddî ve manevî berekete de işaret etmiş olmaktadır.
Ramazanı sevinçle karşılayanlar ve bu ayı ruhuna uygun bir şekilde geçirmeye çalışanlar iftar ve sahurda sofralarının her zamankinden daha bereketli olduğunu, diğer zamanlara kıyasla fazla maddî sıkıntı çekmediğini tecrübe etmiş olmalıdırlar. Bu ayın manevî bereketi ise maddî bereketle kıyaslanamayacak boyuttadır. “Oruç tutun ki sıhhat bulasınız.” hadis-i şerifine binaen, bedenimiz sağlığın ferahlık veren imkânlarıyla bereketlenir. Alternatif tıbbın açlıkla tedaviyi bir yöntem olarak kullandığı dikkate alındığında, oruçluyken açlığa katlanan Müslümanların Allah için sabır sevabı kazanmalarının yanı sıra sağlık yönünden de kazanımlar elde ettikleri söylenebilir.
Ramazan ayıyla birlikte hanelere giren bereket aile fertlerine de tatlı bir huzur verir. Orucun hatırı için bazı kusurlar görmezden gelinir, hatalar anlayışla karşılanır, bazı problemler ertelenir, uyarılar kırgınlığa yol açmadan yapılır. İnsanlar karnı aç iken daha kolay sinirlenebildiği halde oruçlu iken oruca ve bu aya duyulan saygı sebebiyle daha kolay öfke kontrolü yapılır. Oruç, insanlardaki şefkat ve merhamet duygusunu da ön plana çıkarır. Bu durum komşu, akraba ve iş arkadaşlarıyla da yapıcı ilişkiler kurulmasına zemin hazırlar.
İnsan oruçlu iken daha çok kendi iç âlemine yönelir. Kalbinin sesini dinler, aklının nelere temayül ettiğini gözden geçirir. Aç ve muhtaç insanlarla empati yapar. Geçmişte yapması gerektiği halde yapmadığı güzel işlerin ya da yapmaması gerektiği halde yaptığı kötü işlerin muhasebesini yapar. Bu yönüyle Ramazan ayı manevî gelişim ve eğitim ayı işlevini görür.
Küçük çocukların Ramazan, oruç, Kadir ve bayram gibi isimleri müşahhaslaştırma cihetine gittikleri ve kendi zihinlerinde anlamlandırmaya çalıştıkları görülmektedir. Onlara, bu ayın komşu, akraba ve dostlarla güzel şeyleri paylaşarak Allah’a yakınlaşma ayı olduğu, Allah’ın emirlerine uyduğumuzda O’nun bizi daha çok seveceği, tehlikelerden koruyacağı ve ahirette cennetine koyacağı gibi hususlar yaş seviyelerine indirgenerek uygun bir üslupla anlatılabilir.
Normal şartlarda acıktığında 10-15 dakika zor sabreden küçük çocuklar zorluğuna rağmen oruç tutmak için annelerini ikna etmeye çalışırlar. Anne babalar da çocukların bir yandan Ramazan ayının manevî heyecanını yaşaması için onları oruca teşvik ederler, diğer yandan da bedensel gelişimleri olumsuz etkilenmesin diye günde iki oruç (tekne orucu) tutmalarını temin ederler. Bazı yörelerimizde de baba ve dedelerin çocukları oruca teşvik etmek ve onları ödüllendirmek için orucu bir bedel karşılığında satın almak istedikleri bilinmektedir.
Ramazan ayında çocukları camiye ve cemaatle namaza alıştırmak da önem arz ediyor. Çocuklar, cemaatin kalabalık olduğu teravih namazına gelmeyi seviyorlar fakat birçok yerde çocukların namaz esnasında aralarında oyun kurup eğlenmekten hoşlandıkları, çıkardıkları gürültü ile sükûneti bozdukları görülmektedir. Buna karşın çocukların ebeveynleri yanında durmalarını sağlayarak cemaatle namaz kılmaya alıştırmak ve bu hususta gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.
Sevinçlerin paylaşıldıkça bereketlendiği, üzüntülerin ise paylaşıldıkça azaldığı bilinmektedir. Aynı zamanda bir paylaşma ayı olan Ramazan, bu yönüyle de hayatımızı, duygu ve düşüncelerimizi bereketlendirmektedir. İftar davetleri bu bakımdan önem arz eder. İftarlar, sofralara bereket getirmesinin yanı sıra komşuluk, akrabalık ve dostluk ilişkilerini de pekiştirir. Bu vesileyle yapılan sohbetlerde zikredilen tecrübe paylaşımları insanların bilgi ve görgüsünü de artırır. Osmanlı toplumunda Ramazan ayında verilen iftarların ayrı bir yeri vardı.
Bazı varlıklı aileler, çarşı ve pazarda yer alan, sokaktan geçen insanları evine iftara davet etmek için özel çaba harcardı. İftardan sonra da sahurda yemesi için bir paket hazırlar, “Sen yemeğimizi yerken dişin aşındı, bu da senin diş kiran.” denilirdi. Günümüzde de özellikle Mekke ve Medine’de Harameyn-i Şerife’de, İstanbul’da, Kahire’de ve bazı İslâm ülkelerinde hayırseverler tarafından kurulan iftar sofralarına binlerce kişinin katılmasıyla iftar davetleri farklı bir boyuta taşınmıştır.
Yağmur bir bölgeye yağdığında her yeri ıslatır fakat bereketli topraklara işleyen yağmur rahmet olur ve bereket getirir. Ramazan ayı da böyledir. Bu ayın bereketi herkese açıktır fakat yazımızın başında da belirttiğimiz gibi Müslümanlar bilinci ve ihlası oranında bu aydan yararlanmaktadır. Gafillere gelince, onlar gaflet uykusundan uyanmadıkları sürece senenin her ayı Ramazan olsa bir faydasını göremezler.
Emine Büşra YÜKSEL
Yazarİslâm dini, insanların hem aklına hem de gönlüne hitap eder. Davette, gönül dilini kullanır. İslâm’ın mesajı gönüllere hitap eder, zira imanın mahalli kalptir. İnsanlar, dinini dili ile ikrar ederler,...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Komşu; ev, iş yeri, arazi, köy, şehir, ülke bakımından yakın olan, yan yana veya çok yakın olanların birbirine göre aldıkları addır. Kimlerin komşu sayılıp sayılmayacağı hususundaki tespit örfe bırakı...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
İnsanlar dünyaya ümmî olarak gelirler. Yani insanlar annelerinden doğduğunda bedenleri çıplak, beyinleri ve kalpleri saf, yalın, arı ve duru bir haldedir. İnsan, fıtratında yer alan hem iyiye hem de k...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL
Her gün tanıdıklarımızdan, komşu ve akrabalarımızdan bazen de ailemizden birileri hayata veda etmektedir. Camilerden sabahları yükselen salâ sesleri, yine birilerinin vefatını haber vermektedir. “Nasi...
Yazar: Emine Büşra YÜKSEL