NEREDE O ESKİ GÜNLER
“İnsan yaş aldıkça diğer bir deyimle bunu pek kullanmayı sevmesek de yaşlandıkça, maziye daha fazla bir özlem olur. Çünkü alınan yaşlar bir gün değil ömürden eksile birer hane. Her ne kadar ölümlü dünyada yaşadığımızı bilsek de sevdiklerimizden ayrı olacağımızı düşünmek ve hayatın bazı güzel yanlarını görünce bunlardan ayrılmak da üzer insanı.” Her geçen zaman maziden izler taşır, yaşadığımız andır elimizde olan. Heybemize ne katabilirsek aslında an dediğimiz zaman diliminde katabiliyoruz. Geçene zamana ve gelecek zamana pek hükmümüz yok. Aslında bir bakıma an dediğimiz o kısacık zaman diliminde yaşıyoruz iyi ya da kötü kavramları… Bir ömür boyu yaşadığımız dünyada elimizde kalan sadece bir an! Geçmişte sürekli hayıflanırdık nerde o eski Ramazanlar diye… Dünyayı kasıp kavuran salgınla bu durum daha da belirgin hâle geldi. Artık bir iki yıl önceki Ramazanları, gündelik hayatı arar olduk. İletişim kopukluğundan dem vururken şimdi daha çok iletişimsiz bir hâle geldik. Tamamen bir dijital dünyanın insafına kurban ediyoruz çocukları. İnsanî hasletleri, duyguları, düşünceleri dijital dünyada çocuklara tam olarak anlatamayız. Çünkü dijital dünyada ruh yok, sevgi yok. Paylaşmanın güzelliğini çocuklara anlatırken şimdi paylaşmayın diyoruz çocuklara. Tanıdığınız birinden dahi bir şey almayın ya da başkasına bir şey vermeyin diyoruz virüs salgını sebebiyle. Kimileri bu salgının bir oyun olduğunu dile getiriyor ama görülen hikâyeler var bir de… İnsanlar bu virüse yakalanınca hayattan kopuyor adeta. Evet insanlara doğru bilgi vermek önemli ama tam emin olmadan insanların kafası karıştırılmamalı. İnsan yaş aldıkça diğer bir deyimle bunu pek kullanmayı sevmesek de yaşlandıkça, maziye daha fazla bir özlem hâli olur. Çünkü alınan yaşlar bir sayı değil ömürden eksilen birer hane. Her ne kadar ölümlü dünyada yaşadığımızı bilsek de sevdiklerimizden ayrı olacağımızı düşünmek ve hayatın bazı güzel yanlarını görünce bunlardan ayrılmak da üzer insanı. Ne olursa olsun bu dünyadaki seyahatimize iyi kötü devam edeceğiz. Üzüleceğiz, sevineceğiz, ağlayacağız ve güleceğiz bunların hepsi olacak. Hayat dediğimiz kavram bu çünkü. Kimimiz bir başkasından daha şanslı olduğumuzu düşünebilir ama herkesin bir hikâyesi var. Başımıza onca şey gelse, dünyanın başımıza yıkıldığını hissetsek bile dünyada milyarlarca insanın her birinin de kendine göre çeşitli zorluklar içinden geçtiğini bilmek lazım. Dünyanın en büyük servetine sahip olsanız bile bir çift ayakkabıyı ayağı olmayan birine giydiremiyorsanız bu servetinizin bir anlamı yok. Hiç duymayan birine duyma yetisini kazandıramıyorsanız yine bu servetinizin bir hükmü yok. İşte hayat, zorluklarla baş etmeyi bize öğretir. Allah, kullarını sınar. Bize elbette özlemi de vermiş, geçmişi özleriz. Sevdiklerimizi özleriz. Kaybettiğimiz bir şeyi özleriz. Ama hepsi bir ölçü içinde olmalı kendimizi kaybetmeden. Sahip olduklarımızın ne derece sahibi olduğumuzu idrak edebilsek belki duygusal travmalara çok kapılmayacağız. Ama ruh hâlini de kontrol edebilmek önemli. Bazı insanlar bunu başaramıyor. Dilerim o tür durumlara gelmeyiz. Eskiye bir özlem var evet, çünkü biraz daha samimi bir ortam vardı. Arkadaşlarımızla görüşür; bir çay, kahve faslıyla süslenirdi konuşmalar. Şimdiyse insanların neredeyse birbirinden kaçtığı bir anı yaşar olduk. İnşallah bu günler de geride kalacak ve böyle günleri de yaşadığımızı anımsayacağız. İnsan sunî şeylerle mutlu olmaz, çünkü toprak ve su ile vücut bulan bedenin kalbi bunlarla yetinmez. Samimi, gerçek duygularla mutlu olur ve hayatına böyle devam eder. Ne kadar zengin olursanız olun, bir yalnızlığın içine düştüğünüz an servetinizin hiçbir anlamı kalmaz. Sizi sadece servetiniz için seven insanlar, kötü günlerinizde yanınızda olmaz. Yaşadığımız bu anda kalpleri kazanabilmek ve hasbi arkadaşlıklar, dostluklar kurmak gerek. Biliyorum, bu da çok kolay olmuyor. Nerede o eski Ramazanlar? Davul sesleri, çocukların avluyu dolduran cıvıldaşmaları, seyyar satıcılarının bağrışları, insan kalabalığı. Var bir kalabalık ama herkes birbirinden bihaber. Herkesin elinde bir telefon ve her an birbirine çarpacak gibi yürüyor insanlar. Selam unutuldu, bir tebessüm çok görüldü. İnsanlar her an patlamaya hazır bir bomba gibi öfke dolu. Sahi ne oldu bu insanlığa. Biraz düşünmek gerek. İnşallah özümüzü yakalayacağımız günler uzak değildir.
Erol AFŞİN
Yazarİnsan hayata karşı bütün zorluklardan arınmış bir varlık değil, dünyaya kafa tutacak güçte de değil. Tabii Allah’ın verdiği aklı kullanarak insanlığın ilk zamanından bu yana çok önemli merhaleler kate...
Yazar: Erol AFŞİN
Bir zamanlar kişisel gelişime dair birçok kitap yayımlanmıştı ve birçok dergi de yayımlanıyordu. Hatta bazılarında yazılarım yayımlandı. Kişisel gelişim kavramı modern dünyada kendini kabullendirme ar...
Yazar: Erol AFŞİN
Teknolojinin hayatımıza girmesi ve ivme kazanması iki binli yılların başına dayanır. Ben de aynı şekilde meslek lisesinde bilgisayar bölümüne gitmem vesilesi ile bilgisayar teknolojisi ile tanıştım. B...
Yazar: Erol AFŞİN
Elektriğin henüz evlerde olmadığı ya da kısıtlı olduğu zamanlarda radyo kullanılırdı, dış dünyayla olan tek bağlantı radyolardı. Radyolardan haberler dinlenir, Türkiye’de ve dünyada neler olup bittiği...
Yazar: Erol AFŞİN