MERHAMET ET, MERHAMET BUL
“Merhamet, kelime anlamına bakınca ‘herhangi bir canlının acısını, kederini, mutsuzluğunu yüreğinde hissedip üzüntü duyma ve ona karşı yardım hisleriyle dolma, acıma’ şeklinde sözlükte karşımıza çıkıyor. Sadece yalın bir şekilde acımak değil, bir insanın kederini, üzüntüsünü, mutsuzluğunu kalbinden gerçek bir şekilde hissetmek. İşte merhamet tam anlamıyla bu!” İnsan zaman zaman acziyetin en doruklarında hisseder kendini. Çaresizliğin en derinini yaşar iliklerine kadar. İnsanın her şeye müdahale edememesi onun güçsüz ya da hayata küstüğü anlamına gelmez. Çünkü insan, her şeye yetişemez ve etrafında olan biten tüm olaylara müdahale edemez. Yaşadığımız hayat öyle bir hale geldi ki, her şey mükemmel olmalı, tamamen kusursuz olmalı ve insan her şeye yetişebilmeli. Evde, okulda, iş hayatında velhasıl hayatın her döneminde böyle bir düşünce hâkim olmuş durumda. Elimizdeki telefon ile bütün istediklerimize anında ulaşmanın şımarıklığı ile istediğimiz her şeye anında ulaşmak ve istediklerimizin hemen yerine getirilmesini diliyoruz. Bu ulaşabilme özgürlüğü belki bize biraz da haddimizi unutturuyor. Birini aradığımızda anında telefonumuza cevap vermesi gerektiğini düşünme fütursuzluğuna düşebiliyoruz. Beki adam konuşmak istemiyor, belki canı sıkkın, belki… Bu belkilerin nazarımızda bir ehemmiyeti yok ama o telefon açılacak! Hayatta sürekli her şeyin en iyisi, en mükemmeli olması gerektiğini düşünürken hayatta her şeye müdahale edemeyeceğimizin gerçeğini de akıllara getirmiyoruz nedense… Yeni evlenen bir çiftin ilk çocukları engelli dünyaya geldiğinde, dünyaları başına yıkılıyor. Evet, kimse böyle bir durumu istemez, Allah vermesin ama bazen kimimizin imtihanı da bu şekilde oluyor. Kimi aileler tamamen mükemmeliyetçi olduğundan bu durumu bir türlü kabullenemiyorlar ve engelli çocuklarına sürekli olarak eksik muamelesi yapıyorlar ama anlamıyorlar ki o çocuk, Allah’ın bir lütfu… Olumsuz düşünceler yumağında çırpınanlar olduğu gibi o çocukların Allah’ın bir lütfu olduğunun idrakinde olup çocuklarıyla zamanı en güzel şekilde geçirmeye çalışan aileler de yok mu? Elbette var, hiçbir engel kalpteki hasbi sevgiden daha güçlü değildir. Sevgi ile tüm engeller aşılır. Her yıl 3 Aralık Dünya Engelliler günü olarak farkındalık mesajları verilir. Ben de zaman zaman bu konuda yazmaya, toplumda engellilerin de yaşama hakkının olduğunu hatırlatmak ve yanlış bildiğimiz bazı konuları netleştirebilmek adına naçizane yazmaya çalışıyorum. Her yıl sosyal medya hesabından bazı yetkin kişiler, engelliler gününü kutlayan (!) mesajlar yayınlarlar. Yalnız bir şeyi unutuyorlar, bu öyle kutlanacak bir zafer günü değil, bayram değil… Yazdığımız klişe mesajları biraz okumamız lazım, ne diyor diye. Okumaktan uzak olduğumuz için bazen ne yazdığımızın da farkında olmuyoruz sanırım. Ama biraz düşününce, aslında yanlış mesajlar verdiğimizi de rahatlıkla görebiliriz. Engelliler gününün kutlanacak bir şeyi yok, engelliler gününde farkındalık oluşturmak adına engellilerin önünde bulunan suni engellerin ortadan kaldırılması adına çok güzel adımlar atılabilir. Bina yöneticisi misiniz? Binanın giriş çıkışlarını engelli bireylerin rahatlıkla geçebileceği şekilde ayarlayabilirsiniz. Bakın küçücük bir dokunuş engellinin dünyasında büyük yankılar yapar. Çünkü o eşik, ortopedik engelli birey için büyük bir sorun olarak karşısındadır. Merhamet, kelime anlamına bakınca “herhangi bir canlının acısını, kederini, mutsuzluğunu yüreğinde hissedip üzüntü duyma ve ona karşı yardım hisleriyle dolma, acıma” şeklinde sözlükte karşımıza çıkıyor. Sadece yalın bir şekilde acımak değil, bir insanın kederini, üzüntüsünü, mutsuzluğunu kalbinden gerçek bir şekilde hissetmek. İşte merhamet tam anlamıyla bu! İnsan, yaratıcısından merhamet umarken, yarattıklarından da merhamet isteyebilir. Hayatın zaten zor olduğu bir dönemde insanların da anlayışsızlıkları eklenince bu yaşam savaşında bazı engellerle mücadele eden insanlarımızın bir de insanların suni engelleriyle boğuşmaya gücü kalmayabilir. İşte burada insanî bir haslet olarak merhamet kavramını unutmamak lazım... İnsanın merhamet duygusunu canlı tutmaya her zaman ihtiyacı var. Çocukların özellikle merhamet duygusunun ne olduğunu öğrenmeye ihtiyaçları var. Ailelerin mutlaka merhamet ve şefkat kavramlarını çocuklarına öğretmeleri gerekiyor. Küçücük bir çocuk bilmeden bir hayvana zarar veriyorsa, merhamet kavramını henüz öğrenmediğine işarettir. Mesela bir zamanlar engelli bireyler öğretmen olamaz derlerdi, şimdi engelli öğretmen atamaları yapılıyor ve ben de bu durumu destekliyorum. Çünkü birçok engele rağmen o insanlar bunları aşarak üniversiteyi okumuş ve öğretmenlik unvanını almışlar. Devletin de bu güzide insanların karşısında duvar olarak durmaması gerekiyor ve nihayetinde devletimiz de engelli bireylerin öğretmen olarak atanmasını sağlıyor. Çocuklara bundan daha iyi bir örnek olabilir mi? Hayatın tüm zorluklarını göğüslenip, üniversiteyi bitirmiş ve hayali olan öğretmenlik mesleğine ulaşmış. İnsan isterse birçok engeli aşabilir, tabii her zaman dediğim gibi başka insanların suni engeller çıkarmaması durumunda ve engelli bireylerin yoluna taş koymaması şartıyla. Bir kelime meselesini de anlatayım. Mesela eskiden “özürlü, sakat” gibi ifadeler kullanılırdı, şimdi ise engelli ifadesi kullanılıyor ve bu kelime kabul gördü, ayrıca engelli insanları da kırmama konusunda daha iyi duruyor. Çocuklar üzerinde etkisi daha fazla olduğundan çocuklarda “özel gereksinimli çocuk” olarak tanımlanıyor. Bu da çok güzel oldu. Maalesef toplumumuzda nasıl konuşmasını gerektiğini bilmeyen bir sürü insan var. Zamanında üniversiteye giderken hocamızın biri “Zekâ özürlü müsünüz siz?” diye kızardı mesela. O an için belki bir anlamı yoktu ama insanlar sözleriyle değer bulurlar! Tabii bu kelime konusunda bile bir anda gelmedik bu aşamaya, içlerinde üniversite bitirmiş insanlar hala engelli bireyleri aşağılayabiliyor, zaman zaman buna ne yazık ki şahit oluyorum. Yani bu cehaletin okumakla da alakası yok. Dilerim bu üzücü hadiselerle de karşılaşmayız artık. Okurken sadece metinlerin içinde boğulmak değil, hayatın içinde olan herkesi de anlamak ve okumak gerekiyor.
Erol AFŞİN
YazarEnver Paşa, Senûsiyye Tarîkatı şeyhi Ahmed eş-Şerîf’i İstanbul’a davet eder. Ahmed eş-Şerîf tahta yeni çıkan VI. Mehmed Vahdeddin’e biat etmek ve kılıç kuşanma merâsimine katılmak amacıyla 10-11 Ağust...
Yazar: Kadir ÖZKÖSE
Duygularımızı doğru ve yerinde kullanmamız ihtiyacı tamamen insanîdir. Yaşadığımız dünya üzerinde milyarlarca insan bulunmakta ve bu da milyarlarca farklı düşünce anlamına geliyor. Dünya nüfusu arttık...
Yazar: Erol AFŞİN
Günümüzde sosyal medya kullanımı çok ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Neredeyse günün üçte birlik bir bölümünün sosyal medyaya heba edildiğini söylesek pek yanılmış olmayız sanırım. Sosyal medyanın en...
Yazar: Erol AFŞİN
Teknolojinin hayatımıza girmesi ve ivme kazanması iki binli yılların başına dayanır. Ben de aynı şekilde meslek lisesinde bilgisayar bölümüne gitmem vesilesi ile bilgisayar teknolojisi ile tanıştım. B...
Yazar: Erol AFŞİN