KUTSAL BELDELERİN HİZMETKÂRI: YAVUZ SULTAN SELİM HAN
Yavuz Sultan Selim Han doğduğunda; babası II. Bâyezîd’ın Amasya’da şehzade olduğu bilinmektedir. Doğum tarihini bazı kaynaklar 1467-68 bazıları ise 1470 olarak bildirmektedir. Annesi Dulkadirli Alaüddevle Bozkurt Bey’in kızı Ayşe Gülbahar Hatun’dur. Çocukluğu, dönemin canlı bir kültür merkezi olan ve Kemalpaşa-zâde tarafından “Dârü’l-mülk” sıfatıyla anılan, ortaçağ tarihçilerinin “hekim ve filozof yatağı” olarak övdükleri, ayrıca “Anadolu’nun İncisi”, “Rum ülkesinin Bağdad’ı”, “medreseler şehri”, “Medinetü’l-hükema” gibi unvanlarla tasvir edilen doğduğu şehir Amasya’da geçmiştir. Diğer kardeşleri gibi iyi bir eğitim gördüğü, babasının ona hususi hocalar tayin ettiği bilinmektedir. Şehzade Selim, in’am defterine göre 892/1487 tarihinde Trabzon Sancak Beyliği’ne tayin edilmiştir. Evliya Çelebi, onun Trabzon yıllarında kuyumculukla ilgilendiğini, hatta babası namına sikke kazıdığını, altın işleri yapmakla vakit geçirdiğini belirtmiştir. Bu sanatkârlığı oğlu Süleyman’a da miras kalmıştır. Trabzon’da iken doğu sınır boylarındaki gelişmeleri, özellikle de Gürcü prensliklerini ve Şah İsmail’in faaliyetlerini dikkatle takip etmiştir. Doğu’da artan Safevî tehlikesinin bertaraf edilmezse Osmanlıların Anadolu’daki egemenliklerini sarsacağını bu yıllarda sezerek İstanbul’a bildirmeden Gürcistan ve İran Azerbaycan’ı üzerine seferler düzenlemiş, Akkoyunlu ve Dulkadirlileri himaye etmiş, Bayburt, Erzincan ve Kemah’ı almıştır. Gümüşhane ile Tunceli arasında Şah İsmail işgali altında bulunan Akkoyunlu topraklarını ele geçirdiği gibi Şah’ın kardeşi İbrahim Mirza’yı da esir etmiştir. II. Bâyezîd’in hayatta kalan üç oğlundan en küçüğü olan Sultan Selim, 24 Nisan 1512’de 9. Osmanlı sultanı olarak tahta çıkmıştır. Saltanatını resmen ilan etmiştir. Yavuz Sultan Selim, Vezir Pîrî Mehmed Paşa’yı İstanbul’da saltanat nâibi olarak bırakarak Memluklar üzerine çıkacağı sefer için 5 Haziran 1516’da Topkapı Sarayı’ndan Üsküdar’da bulunan ordugâha geçer. Sultan Kansu Gavri komutasındaki Memlük kuvvetleri ile Haleb şehri yakınlarındaki Mercidabık Ovası’ında yapılan meydan muharebesi Osmanlı ordusunun kesin zaferi ile sonuçlanır (24 Ağustos 1516). Haleb, Hama, Humus, Şam, Nablus, Kudüs ve Gazze fethedilir. Bu sırada Memluklar Mercidabık’ta çöken Sultan Kansu yerine Tomanbay’ı Kahire’de tahta çıkarmışlardır. Sultan Selim Osmanlı ordusuyla geçilemez denilen Sina Çölü’nü kısa bir zamanda geçerek 26 Ocak 1517’de halkın alkışları arasında Kahire’ye girdikten sonra şehri gezerek Bulak yakınındaki otağına gider. Yavuz Sultan Selim, yaklaşık sekiz ay Mısır’da kalarak tebrikleri kabul eder ve birtakım ıslahat tedbirleriyle meşgul olur. Kutsal emanetleri teslim alır, Mısır’dan İstanbul’a gönderilecek âlim ve sanatkârların belirlenmesi ile bizzat ilgilenir. Mekke şerîfi Ebu’l-Berekât, oğlu Şerîf Numeyy ile Mekke ve Medine’nin anahtarlarını göndererek itaatini bildirir (6 Temmuz 1517). Böylelikle Suriye, Filistin, Mısır ile birlikte Hicaz da Osmanlı topraklarına katılmış olur. “Hadiumü’l-Harameyn” sıfatıyla adına hutbeler okunan Yavuz Sultan Selim Han, İslam halifesi olarak, bir kısım ulemâ, sanatkâr ile kıymetli eserleri ve kutsal emanetleri yanına alarak deniz yoluyla, çeşitli şehirlere uğradıktan sonra Mısır seferini tamamlayarak 25 Temmuz 1518’de İstanbul’a döner. Batı’ya karşı yapacağı bir sefere hazırlık yaparken sırtında çıkan “Şîrpençe” olarak anılan bir çıban veyahut ur sebebiyle rahatsızlanır. Hekimlerin müdahalesine rağmen hastalığı giderek ağırlaşan Sultan 21-22 Eylül 1520 Cuma-Cumartesi gecesi sabaha karşı nedimi Hasan Can’ın yanında iken vefat eder. Ardında güzel bir miras ve iyi bir nam bırakır…
Bekir AYDOĞAN
YazarKültür dünyamızda dergilerimiz, milletimizin öz mayasını teşkil eden dinî ve millî düşüncenin kalesi olarak hür fikirlerin merkezi olmuştur. Dergiler, insanımızın ruh dünyasına hitap eden, itikattan i...
Yazar: Bekir AYDOĞAN
‘Günahlardan sakın, namazı cemaatle kıl, cömert ol, Allah’ın yarattıklarına şefkat göster.’ Ebu’l-Hasan Harakanî (k.s.) Kars’tan kâinata sessiz bir çığlıkla hakikati haykırmaya devam eden Ebu’l-Has...
Yazar: Fatih ÇINAR
Mevlâ’yadır hamd ü sena; Gel bu aşkla, yaklaş O’na!.. Aşkla yandı, Tur-i Sina; Gel bu aşkla, yaklaş O’na!.. Duy “aşk” diyor o emr-i hak; Kul ol, kalksın yakın, uzak!.. A hicrânla yanan müştak;...
Yazar: Rıfat ARAZ
Allah Rasûlü’nün arkadaşlarını yani ashâb-ı kirâmı çok severiz. Bunun pek çok haklı gerekçesi vardır. Bunları alt alta yazacak olsak yine de hakkıyla yazamayız. Çünkü onlar, sevilmeleri için zikredile...
Yazar: Enbiya YILDIRIM