KORONA VİRÜSÜNÜN HATIRLATTIĞI
“Çok hızlı yaşıyoruz hayatı. O kadar hızlı yaşıyoruz ki günler, aylar, yıllar birbirini kovalıyor ve bir bakıyoruz yıl denen kavram geçmiş gitmiş, ömürden bir yıl daha azalmış ve kendimizi yorgun, bitkin hissediyoruz. Kendimize dair ne var diye baktığımızda avucumuzda bir şey göremiyoruz.” Zor günlerden geçtiğimiz bu zaman diliminde herkesin evinde ailesiyle zaman geçirerek bazı görmediğimiz, gözümüzden kaçan ve dikkat etmediğimiz bazı kavramları hatırlamaya başladık belki de. Nitekim Kuran’ı Kerim’de bu durum özetleniyor aslında: “Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.” (21/Enbiya, 35) Eve kapandığımız günlerde dünyanın biraz daha nefes aldığını, gereksiz tüketimlerden uzak durmamız sebebiyle gereksiz çöplerin doğaya karışmadığını gözlemledik, araçların trafiğe çıkmamasının sonucu olarak da daha temiz bir havayı soluduk. Sürekli daha çok kazanma hırsı, aslında bizim dünyaya ne zararlar verdiğimiz sorusunu sormamızın önüne geçti. Biz kazanalım da ne olursa olsun düşüncesiyle hareket ettik yıllarca belki de… Virüsün çıkma sebepleri üzerinde yüzlerce düşünce ortaya atılıyor ancak en önemlisi bu virüs çıkıncaya kadar biz yaşadığımız dünyanın temel dinamiklerine ne derece zarar verdik bunu göremedik ya da görmemek için at gözlüğünü taktık. İşte ayette de haber verildiği gibi bazen şer görünen hadiselerle de imtihana çekilebiliyoruz ve sonunda belki felah vardır. Ancak olan biteni iyi okumamız lazım. Okulların tatil edilmesiyle ya da diğer adıyla uzaktan eğitim sürecine girmesi sonucunda aileler sürekli çocuklarla beraber yaşadılar. Öncesinde durum ne idi? Anne baba işe gidiyor, çocuk da okula ve akşam da hep beraber buluşuluyordu. Bakıyorum sosyal medyada çocuklara terbiye verilmesi konusunda eksik kalındığından bunun uzaktan eğitimle verilemeyeceğinden birileri şikâyette bulunuyordu. İşte tam olarak sorun bu. İhmalin kaynağı bu. Çocukların aile terbiyesini hiçbir okul ve hiçbir uzaktan eğitim veremez. Bunu aile içerisinde mutlaka alması lazım. Aile içerisinde sevgi, saygı, merhamet, şefkat kavramlarını öğrenmeyen bir çocuğun ne kendisine, ne ailesine ne de vatanına tam anlamıyla faydası olabilir. Millî Eğitim Bakanı Ziya Selçuk’un vurguladığı çok önemli bir şey var, biz çocukların eğitimini telafi edebiliriz ama sağlığın telafisi yok. Öncelikle çocuklarımızın zihni sağlıklarını da düşünmek zorundayız. Onları doğru ve güzel bilgilerle donatmalıyız. Günümüzde tablet ve telefon marifetiyle internetteki bilgi çöplüğüne maruz bırakarak onların zihinlerini zehirlemek bir ihmalin neticesidir. Dikkat eden ebeveynlerimizi tenzih ederek söylerken genel tablonun bu olduğunu görmek için müneccim olmaya gerek yok diye düşünüyorum. Bizim ihmal ettiğimiz her konu ileride karşımıza bir sorun olarak çıkacaktır. Dünyayı fütursuzca mahvetmemizin sonucunda da maalesef virüs salgınlarıyla mücadele etmek durumunda kalıyoruz. Bu bakımdan olan biteni iyi okumak, bundan ders çıkarmak ve geleceğe bu pencereden bakarak devam etmek gerekiyor. Çok hızlı yaşıyoruz hayatı. O kadar hızlı yaşıyoruz ki günler, aylar, yıllar birbirini kovalıyor ve bir bakıyoruz yıl denen kavram geçmiş gitmiş, ömürden bir yıl daha azalmış ve neticesinde kendimizi yorgun, bitkin hissediyoruz. Kendimize dair geçmişte ne var diye baktığımızda avucumuzda bir şey göremiyoruz. Aile yaşantımız içerisinde tamamen rutine dönüşmüş olan işe git, çocukları okula gönder, tatil yap, gez. Gayet güzel ama bunları düşünerek değil bir rutine bağlı olduğundan yapar hale geldik, oysa düşünerek hareket ettiğimizde bunların bir anlamı olacak. Neredeyse çalışan insanlar için çocukların okulu tamamen bir kreş görevini görür oldu. Orada çocukların neler öğrendiğini ve bunların ne kadarını idrak edebildiğini sorgulamak yok. Oysa çok büyük bir şeyi atlamış oluyoruz. Hiçbir okul çocukları tastamam eğitemez ve öğretim yapamaz. Bunun mutlaka bir karşılığının, devamının olması şarttır. Yani okul sonrasında aile içerisinde, toplum içerisinde bu bilgiyi pekiştirmesi ve tamamlaması şarttır. Sadece zamanımızın belli bir bölümünü kurtaralım derken bir çıkmaza doğru sürüklendiğimizin farkında değiliz. Açık bir örnekle üniversiteyi bitiren öğrencimiz dilekçe yazmasını bilmiyor ya da eksik biliyor. Bu apaçık, basit bir örnek olarak karşımızda. Demek ki eğitim ve öğretim işini aile de sahiplenmeli. İşte eve kapandığımız bu günlerde virüsün bize kazandırdığı bir şey de düşünmek oldu. Bugüne kadar yaşadığımız hayat dinamiklerinin nerelerinde hatalar yaptığımızı, eksik kaldığımızı ve nereleri iyileştirmemiz gerektiği konusunda ciddi fikirler oluşmasına sebep oldu. Okuma faaliyetleri ile okumanın önemi de bir nebze anlaşılmış oldu. Çocukların düşünerek neleri hayal edebileceklerini ve yapabileceklerini de görmüş oldular. Teknolojiyi hayatımıza tastamam almak bizi çok ileriye götürmez aksine ayağımız ne kadar toprağa değerse, zihnimiz ne kadar göğü görürse o derecede biz ilerleyebiliriz.
Erol AFŞİN
YazarCemâleddin Hulvî, on yedinci yüzyılda Halvetiyye Tarikatı’yla ilgili geniş çaplı çalışmasıyla dikkat çeken bir isimdir. Cemâleddin Efendi, 982/1574’te İstanbul’da dünyaya gelmiştir. Asıl adı “Cemâledd...
Yazar: Fatih ÇINAR
Duygularımızı doğru ve yerinde kullanmamız ihtiyacı tamamen insanîdir. Yaşadığımız dünya üzerinde milyarlarca insan bulunmakta ve bu da milyarlarca farklı düşünce anlamına geliyor. Dünya nüfusu arttık...
Yazar: Erol AFŞİN
Hayatımızı bir şekilde iyi kötü diyerek düzene koymuş yaşayıp giderken bazen hayatın monotonluğundan, tek düze bir şekilde yaşamış olmanın sıkıcı olduğunu düşünerek zamanımız geçiyordu belki. İnsanlığ...
Yazar: Erol AFŞİN
Hayat birçok yönüyle akıp giden bir macera… Bir sürü olaylar silsilesi ile yoğrulan ve yine yaşam dediğimiz kavram içinde karşımıza nelerin çıkacağını bilmediğimiz bir denklem. Acısı ve tatlısıyla bir...
Yazar: Erol AFŞİN