Kopsa Kıyâmet Görsem Yüzünü
Şair, münşî ve hattat Tâcî Bey’in oğlu olan Cafer Çelebi, Amasya ve Bursa’daki tahsilinin ardından Simav’da müderris ve kadı olarak çalışmıştır. Edirne ve İstanbul’daki müderrislik görevlerinin ardından Dîvân-ı Hümâyun’a nişancı olarak tayin edilmiştir.
Görev yaptığı süre zarfında divan kitabetinin gelişimine ciddi katkılar sunduğu bilinmekte, bundan dolayı münşî yönüyle tanınmaktadır. II. Bayezid döneminin sonlarına doğru şehzadeler arasında cereyan eden taht mücadelesinde Şehzade Ahmed’i desteklediği için yeniçerilerin saldırılarına uğramış, bilahare padişah tarafından nişancı görevinden alınmıştır.
Sultan Selim döneminde tekrar nişancı olarak tayin edilmiş, seferlere katılmış, Çaldıran Zaferi’nden sonra Anadolu kazaskerliği görevine getirilmiştir. 1515 yılında sultana karşı yeniçerileri kışkırtanlar arasında olduğu gerekçesiyle idam edilmiştir. Mahrûse-i İstanbul Fetihnâmesi, Münşeât, Divan ve Hevesnâme bilinen eserleridir.[i] Divan’ında kayıtlı na‘t-ı şeriften seçilen bazı beyitler kısa açıklamalarla yazımıza konu edilecektir:
Ey mushaf-ı cemâlî kamu rahmet âyeti
Hatm oldu sende iki cihan saâdeti
(Ey güzellik mushafı, rahmet âyetlerinin tümü. İki cihan saadeti sende tamamlanmıştır.)
Na‘t-ı şerif Hz. Peygamber’e hitap eden güzellik mushafı, terkibiyle başlamaktadır. Mezkûr güzellik zâhirî anlaşılabileceği gibi mânevî de anlaşılabilmektedir. Zira devamında bütün rahmet âyetlerinin Hz. Peygamber’de cem olduğu ifade edilmektedir. Bu hiç şüphesiz “Biz seni âlemlere ancak rahmet olarak gönderdik”[ii] âyetinin manzum bir tercümesinden ibarettir.
İkinci mısrada hatm kelimesi ile Hz. Peygamber (s.a.v.)’in son peygamber oluşu, iki cihan saadeti merkeze alınarak ifade edilmiştir. Burada Hz. Peygamber (s.a.v.)’in teşrî‘/kanun koyma ve tezkiye/nefsi arındırma vazifelerinin hatırlanması gerekir. Hükümleri konu edinen fıkıh ve nefis tezkiyesini konu edinen tasavvuf; iki cihan saadeti gayesinde[iii] ortaklaşmakta, birbirini tamamlamakta ve dini tecrübenin kâmil manada yaşanabilmesi adına birbirine ihtiyaç duymaktadır.[iv]
Gerçi bisât-ı kurba kadem basdı her nebî
Oldu sana bidâyet onların nihâyeti
(Yakınlık seccadesine her peygamber ayak bassa da onların vardığı son nokta senin başlangıç yerindir.)
Şair diğer peygamberlerle nübüvvet konusunda aynı konuma sahip olsa da Hz. Peygamber (s.a.v.)’in diğer peygamberlerden daha faziletli olduğunu anlatmaktadır. Allah’a yakınlık konusunda diğer peygamberlerin ulaştığı son nokta, Hz. Peygamber (s.a.v.)’in henüz ilk adımıdır.
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in ulaştığı son nokta ise şu âyetle sabittir: “Sonra yaklaştıkça yaklaştı. Öyle ki, iki yay kadar hatta daha yakın oldu.”[v] Sidretü’l-müntehâ peygamber ve meleklerin ulaşabildiği bir yer iken orayı geçmek yalnız Rasûlullah’a mahsustur.[vi] Hz. Peygamber (s.a.v.)’e mahsus yakınlığın manası bu olsa gerektir.
Secde eder cemâline mihr ü meh ü nücûm
Yûsuf meğer düşünde göreydi bu hâleti
(Yûsuf (as) bu hâli düşünde görseydi güneş, ay ve yıldızlar senin güzelliğine secde ederdi.)
Beyitte özellikle Hz. Yûsuf’un kıyasa konu edilmesi, güzelliği ile bilinmesinden kaynaklanmaktadır. Şair giriş beytindeki mushaf-ı cemâl terkibiyle güzelliğin Hz. Peygamber (s.a.v.)’de toplandığını netleştirmekte ve Hz. Yûsuf’un bu mushafta bir yaprak olabileceğini ima etmektedir.
Beyitte göze çarpan bir diğer dolaylı imaya ve işârî yoruma göre[vii] güneş, ay ve yıldız güzelliğinden dolayı Hz. Yûsuf’a secde etmektedir.[viii] Şu hâlde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in diğer peygamberlere ve güzellik konusunda Hz. Yûsuf’a üstünlüğü göz önünde bulundurulduğunda güneş, ay ve yıldızlar Hz. Peygamber (s.a.v.)’in önünde hürmetle eğilmelidirler.
Her şeb aceb mi dursan ayak üzre subha dek
Zâtın cihânın oldu çü şem‘-i hidâyeti
(Varlığın bu dünyanın hidayet güneşi olduğu için her gece sabaha kadar kıyamda durman şaşılacak iş midir?)
Hz. Âişe’den rivayet edildiğine göre Peygamber Efendimiz (s.a.v.) gece ayakları şişinceye kadar namaz kılardı. Kendisine “Niçin böyle yapıyorsun ey Allah’ın Resûlü? Oysa Allah senin geçmiş ve gelecek hatalarını bağışlamıştır.” diye sorunca Peygamber Efendimiz (sav) “Şükreden bir kul olmayayım mı!?” cevabını vermiştir.
Harika bir hüsn-i talil örneği olan bu beyte göre dalâlet karanlığa, hidayet aydınlığa ve Hz. Peygamber (s.a.v.) güneşe benzetilmiştir. Güneşin dünyayı aydınlatmadığı gece vaktinde Hz. Peygamber (s.a.v.)’in uyanık olması ise âlemi aydınlatma sebebine bağlanmıştır.
Iyd-i cemâline katı müştâkım isterem
Mihr-i ruhun ümîdine subh-i kıyâmeti
(Güzellik bayramına hasretim, ay yüzünü görmek ümidiyle kıyamet sabahını isterim.)
Hz. Peygamber (s.a.v.)’in güzelliğini ilme’l-yakîn düzeyinde bilen şair bu bilginin ayne’l-yakîn düzeyine çıkmasını istemektedir. İsteğinin gerçekleşmesi ya rüyada ya vâkıada ya da kıyamet gününde mümkün olabilecektir. Bundan dolayıdır ki şair Hz. Peygamber (s.a.v.)’in aydan daha parlak nur yüzünü görme ümidiyle kıyametin bir an evvel kopmasını istemektedir.
Olsa felek sahife ve cirm-i zühâl midâd
Yazılmaya fezâilin ey rahmet âyeti[ix]
(Ey rahmet âyeti! Gökyüzü kâğıt, zühal yıldızı mürekkep olsa senin faziletlerini yazamazlar.)
Hz. Peygamber (s.a.v.)’i methettiği na‘t-ı şerifin sonuna doğru şair, onu övmenin imkânsızlığını zıt imgelerle anlatmaktadır. Buna göre karanlık gökyüzü beyaz sayfaya, parlak zühal yıldızı siyah mürekkebe benzetilmektedir. Olmaz ya gökyüzü sayfa, zühal yıldızı mürekkep olsa da Hz. Peygamber’in (sav) faziletlerini yazmaya yetmeyecektir.
Sultân-ı şer‘ ü tâc-ı rusül Hâdî-yi sübül
Hikmet-nümây mes’ele âmûz-ı akl-ı küll
(Şeriatın sultanı, peygamberlerin baş tacı ve yolların rehberi. Meselelerin hikmetini gösteren ve akl-ı külle öğreten sensin.)
Es-salât ü ve’s-selâmü aleyke ya nebiyye’l-ümmî.
[i] Hayatı ve eserleri hakkında detaylı bilgi için bk. İsmail Erünsal, “Tâcîzâde Câfer Çelebi̇”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 27 Eylül 2024).
[ii] 21/Enbiyâ 107.
[iii] Bu gayeye ulaşmak ilim ve amelle mümkündür. Konu ile ilgili mütalaalar için bk. Ebû Hâmid Muhammed b. Ahmed Gazzâlî, İlâhî Saadet Mizânü’l-Amel, çev. Ömer Dönmez (İstanbul: Hisar Yayınevi, ts.), 19.
[iv] Hamit Demir, “Şerhleri ve Hâşiyeleri Bağlamında Cem‘u’l-Cevâmi’de Tasavvuf: Fıkh-ı Zâhirin Hâtimesi Fıkh-ı Bâtın”, Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 34 (Haziran 2024), 118.
[v] en-Necm 53/8-9.
[vi] Salih Sabri Yavuz, “Mi̇‘rac”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (Erişim 27 Eylül 2024).
[vii] Bilindiği üzere âyetteki güneş, ay ve on bir yıldız; Hz. Yûsuf’un babası, annesi ve kardeşleridir.
[viii] Yûsuf 12/4: “Bir gün Yûsuf, babasına demişti ki: “Babacığım! Ben rüyamda on bir yıldızla güneşi ve ayı gördüm; onları bana secde ederken gördüm.”
[ix] İsmail Erünsal, The Life and Works of Tâcî-zâde Ca‘fer Çelebi, With a Critical Edition of His Dîvân (İstanbul: Edebiyat Fakültesi Yayınları, 1983), 8-10.
Hamit DEMİR
YazarOsmanlı arşiv kayıtlarında “Memâlik-i Müctemia-i Amerika Devleti” olarak geçen Amerika ile Osmanlı Devleti arasındaki ilk temaslar, 18. Yüzyılın ikinci yarısına denk gelmektedir. Osmanlı 1770’li yılla...
Yazar: İsmail ÇOLAK
Bu zulümler çağını yazacak lisân yokturKüffârı kahredecek bir tek müslüman yokturAğlayarak karşılar cennetler çocuklarıŞükür ki ırmakları arasında kan yokturArşa çıkan âhları işitir elbet AllahSeyrede...
Şair: Ekrem KAFTAN
Neccarzâde Şeyh Rızâ (1679-1760)Bâb-ı keremin Cennet-i Rıdvâna değişmemHâk-i kademin kuhl-i Sıfahân’a değişmem Bir mûr-ı zâifim reh-i aşkında HabîbâDergâhını bir mülk-i Süleymân’a değişmem S...
Yazar: Vedat Ali TOK
16. yüzyıl dîvân şairlerinden Balıkesirli Zâtî, II. Bayezid, II. Selim ve Kanuni Sultan Süleyman tarafından takdir ve taltif edilmiş bir şairdir. Şiirlerinde rindâne meşrebi ön plana çıkan Zâtî, tezki...
Yazar: Hamit DEMİR