Düşe Kalka Büyüyemeyen Çocuklar
Eskiden hamile kalan annelere, akrabaları ve çevresi tarafından tebrik etme adına hayır dualar edilirdi. Aynı dualar tebrik etme adına babalara da edilirdi. Çocuk doğduktan sonra sağ kulağına ezan okunur, sol kulağına da kamet getirilerek ismi kulağına söylenirdi.
İsimleri gibi ahlâkı da ona benzesin diye önemli şahsiyetlerin isimlerinden seçilerek konmaya çalışılırdı. Bebeğin doğduğunu duyan konu-komşu ve akrabalar ziyarete gelir, kutlama adına, hayırlı evlat olma konusunda gereken duaları yapıp giderlerdi. Anne babalar bebeklerini severken Maşaallah’ı, kucaklarına alırken ve yatırırken Bismillah’ı ağızlarından eksik etmezlerdi. Hatta anneler abdestsizken çocuklarını emzirmemeye özen gösterirlerdi.
Ubeydullah b. Ebî Rafi’ (r.a.)’in babasından rivayete göre o, şöyle demiştir: “Ali’nin oğlu Hasan, Fatıma’dan doğduğu zaman Rasûlullah (s.a.v.)’ın onun kulağına namaz ezanı gibi ezan okuduğunu gördüm.” Ayrıca Allah Rasûlü’ne yeni doğmuş bir çocuk getirildiğinde, çocuğun damağına tahnîk yaptığına, bereket ve hayır duasında bulunduğuna dâir rivayetler vardır.
“Kimin bir çocuğu olur da sağ kulağına ezan, sol kulağına kamet okursa ona ‘Ümmü Sıbyan (denen ve çocuklardan ayrılmayan bir cin)’ zarar vermez.”
Ebu'd-Derdâ (r.a.) anlatıyor: Rasûlullah buyurdu ki: “Sizler kıyamet günü isimlerinizle ve babalarınızın isimleriyle çağırılacaksınız öyleyse isimlerinizi güzel yapın.”
Günümüzde ise kulağa ezan okuma ve kamet getirme geleneği unutulmakta, çocuklara konulacak isimler ise önemli şahsiyetler yerine medyanın etkisinde kalınarak popüler olan isimlerden seçilmeye çalışılmaktadır.
Yine günümüzde akrabalık bağları zayıfladığı için birçok akrabanın, ancak çocuk dünyaya geldikten sonra haberi olmaktadır. Olanlar da ya sanal âlemden ya da çiçek göndererek kutlamaktadırlar. Doğum sürecinde yanında olmayan akrabalar çocukların büyümesinde de yanında ol(a)mayacaklardır.
Sonuçta, dua ve akrabalık ilişkileri yeni nesil tarafından çok önemli görülmeyip öncelikler arasında yer almadığı için çocuklar bu nimetlerden mahrum kalmaktadırlar.
Düşe Kalka Büyüyemeyen Çocuklar
Eskiden çamaşır, bulaşık, ev, bağ bahçe işi derken anneler çocuklarına da zaman ayırmaya çalışırlardı. Yetişemediği zaman büyüklerinden ya da konu komşudan yardım isterlerdi. Komşu, ben falan yere gidip geleceğim; benim çocuklara da bir zahmet bir göz kulak oluver, denirdi.
Ve çocuklar düşe kalka büyür, ayağa kalkmasını da bilirdi. Sorumluluklar küçük yaştan itibaren verilir, çocukların kendilerine güvenleri de verilen sorumluluk oranında gelişirdi.
Bir bayram günü köyde yeğenin evinde yatılı misafir olmuştuk. Sabah kahvaltıya oturacağımız sırada yeğenin 3, 7 ve 11 yaşlarındaki üç çocuğu da üst başlarını giymiş halde geldiler. Yeğenin onları giydirmediğini biliyorum. Yeğene sorduğumda; büyükler kendileri giyinirler, küçüğü de ağabeyleri giydirirler, dedi. Çocuklar yardımlaşmanın ve sorumluluğun en güzel örneğini sergiliyorlardı.
Günümüzde teknolojinin insan hayatına kattığı kolaylıkları ve ailelerdeki çocuk sayılarını da düşündüğümüz zaman anne babaların çocukların yetiştirilip eğitilmesi konusunda daha fazla zamanları olduğunu düşünüyorum.
Anne babalar, çocuk sayısının azlığı ve teknolojik imkânları çocuk eğitiminde bir fırsat olarak değil de şımartma aracı olarak değerlendirmektedirler. Bunun için de çocukları el bebek gül bebek büyütmektedirler.
Şimdiki çocuklar; ana kucağından inmeden örümceklere, çocuk arabalarına bindirilmektedirler. Yani bu çocuklar, ayağa kalkmayı öğrenebilmeleri için düşe kalka büyümeleri gerekirken, düşmeden büyümektedirler. Düşe kalka büyümeyen bu çocuklar, kocaman olmalarına rağmen kendi ayakları üzerinde duramamaktadırlar. Kocaman olmalarına rağmen üst başları anne babası tarafından giydirilen bu çocuklar, okula giderken okul çantalarını da anne babalarına taşıtmaktadırlar.
Her şeyleri anne babaları tarafından düşünülüp yapılan bu çocuklar, sorumluluk duygusu geliştiremeyeceklerinden kendilerine güvenmeyi de öğrenemeyeceklerdir.
M. Emin KARABACAK
YazarSigmund Freud ve Erik Erikson gibi Bbatılı eğitimciler, çocuk eğitiminin doğumla başladığı görüşündedirler. Sigmund Freud, insan gelişimini beş döneme ayırır ve 0-–2 yaşları arsasına “Oral Ddönem”&nbs...
Yazar: M. Emin KARABACAK
Doymamış bir ruh, ne kadar nimetle çevrili olursa olsun, kendini eksik hisseder. Bugün pek çok ailede gözle görülmeyen ama derinden hissedilen bir kriz yaşanıyor: duygusal açlık. Fiziksel ihtiyaçlar k...
Yazar: Gülşen CANPOLAT
Çocukların kendilerini özgürce ifade edebilecekleri en iyi şey, çizdikleri resimlerdir. Çizdikleri resimler, sansürsüz, objektif ve gerçekçidir. Çünkü çocuklarda soyut zekâ tam gelişmediği için olayla...
Yazar: M. Emin KARABACAK
Sınav kaygısı, sınava çalışmak yerine, sınavda başarısız olunduğu takdirde başa gelebilecek olumsuzlukları düşünmektir.Sınav kaygısı, dikkatini sorulara vermek yerine, daha çok sınav sonunda yaşanabil...
Yazar: M. Emin KARABACAK