DİNDE İHLAS VE SAMİMİYET
İnançta tevhid üzere olmaya, söz ve davranışta ise yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeye ihlas denir. Din ıstılahında ihlas; iman, ibadet, ahlak, amel ve dua gibi her türlü dinî görevleri halkın övme ve beğenmesini, yerme ve kınamasını önemsemeden sırf Allah için iyi ve halis bir niyetle yapmak, şirk, riya, nifak ve süm’a (duyurma) vb. şaibelerden uzak durmak, samimi ve dosdoğru olmak demektir.[1] Kur’an’da on yerde geçen “muhlisıne lehuddin” ifadesi geçer. Zümer Suresi 11. Ayet mealen şöyledir: “(Ey Rasûl’üm) De ki: ‘Bana dini yalnız Allah’a has kılarak O’na ibadet etmem emredildi.” İbadette ihlas, yalnızca Allah’a yönelip O’na kulluk etme, O’na dayanıp güvenme, kendini Allah’a adama, saf dindarlık şeklinde hem riyaya hem de şirke zıt bir anlam taşır. İbadette ihlas, ibadet öncesi bir niyet tashihidir, abdest kadar önemli ve gereklidir. Abdestle görünen kirler, ihlasla manevi kirler temizlenir. Herkes aynı ibadeti yapsa bile elde edeceği mükâfat ihlası nispetinde farklı olur. İlgi ve dikkat çekmek birçok kimsenin hoşuna gider. Nefis, bilinmek, tanınmak, popüler olmak, gündemde kalmak, meşhur olmak ister. Fakat bütün bunlar dinî değerler teşhir edilerek yapılamaz. Samimi Müslüman, dinî değerlere tabi olarak Allah katında değerli olmaya gayret eder, riyakâr ise dini istismar ederek insanlar arasında prim yapmaya çalışır. Eğer bir kimse bir yerlere gelmek ve dünyevî birtakım menfaatleri elde etmek için mutlaka dikkat çekme gereği duyuyorsa bunu bilgisi, görgüsü, yeteneği, hüneri, kaliteli işi, nezaket ve zarafeti ile yapmalıdır, takva ve vera imajı ile değil. İhlas, bir şeyin bizatihi halis olmasıdır. Som altın diyoruz ya, onun gibi bir şey. Bu sebeple saf tevhid inancını ifade eden Kur’an’ın tertip itibariyle 112. süresine de “İhlas” adı verilmiştir. İhlaslı sayılmak için saf niyet yeterli değildir. İhlas için iyi niyetle birlikte şunlar da gereklidir: 1- Sağlam bir iman, 2- Kitap ve sünnete uygun salih amel, 3- Ticari faaliyetlerde dürüstlük, 4- İnsanlar arası ilişkilerde samimiyet. Dilimizde ve kültürümüzde samimiyet; hasbi olmak, karşılık beklemeden sırf iyi ve faydalı olduğu için yapmak ve içtenlik anlamlarına gelir. İhlas ve samimiyet, sadece inanç ve ibadette cari olan bir husus değildir. Samimiyet, kişinin karakteri ile özdeşleşmeli ve hayatın bütün alanlarına nüfuz etmelidir. İşte samimiyet dürüstlük, dostlukta samimiyet ise yakınlıktan ziyade hasbilik şeklinde tezahür eder. Hayır işlerinde içinden gelerek değil de “El âlem ne der.” anlayışı ile hareket etmek ya da bir kötülükten sırf “el âlem ne der” düşüncesi ile sakınmak ihlassızlığın, riyakarlığın ta kendisidir. İhlas, Allah ile kul arasında bir sırdır. Öyle bir sır ki, onu melek bilip yazamaz, şeytan bilip bozamaz. Çünkü ihlas, kalbin amelidir. İhlas ve samimiyet dindarlığın kalitesini tayin eden yegâne ölçüdür. İhlas, kişinin kalbini, beynini, şahsiyetini her türlü malayaniden sıyırarak başlangıçta Allah’ın yaratmış olduğu orijinal tabiata, fıtrata dönmesidir. İhlas, faal bir akıl, güçlü bir irade ve temiz bir kalp ile elde edilir. İhlas, kişinin hayattaki önceliklerinde ve değer yargılarında da müşahede edilebilir. Gerçekleştiği alana göre ihlasın kazandığı mahiyet şöyledir:
Mukadder Ârif YÜKSEL
YazarRamazan ayı, fazileti ayetle sabit mü’minler için rahmet ve bereket ayıdır. Kur’an-ı Kerim’de Ramazan ayından şöyle bahsediliyor: “O sayılı günler, insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve...
Yazar: Mukadder Ârif YÜKSEL
İnsanlar, dünyevî meşgalelere kendilerini bazen öyle kaptırırlar ki dinî görevler ikinci planda kalır. Zamanın normal seyri sırasında rutin meşguliyetlerle devam eden hayat sıradanlaşır, hatta sıkıcı ...
Yazar: Mukadder Ârif YÜKSEL
Fatih Sultan Mehmet fethettiği İstanbul’u yalnız devletin merkezi değil ilmin de merkezi yapmak istemişti. Bu sebeple fethin ardından ihtiyacı karşılamak için bir taraftan Zeyrek Medresesi’ni oluşturu...
Yazar: Resul KESENCELİ
Hz. Peygamber (s.a.v.), Hicret’in X. yılında (M. 632) hayatının ilk ve son haccını eda etti. Hac ibadetinin ne zaman farz kılındığına dair rivayetler muhtelif olsa da hicretin VIII. yılında farz kılın...
Yazar: Mukadder Ârif YÜKSEL