BİR GÜZEL MEYVE: MUZ
Hayat Düsturumuz Kur’ân, bizleri cennete özendirmek ve hazırlamak için en güzel cennet tasvirleri sunar. O bu sunumlarında hem özlü ifadeler kullanır, hem de insanı en fazla cezp edecek yönleriyle cenneti anlatır. Buna göre cennet, konuklarının akla hayale gelmedik ikramlarıyla ağırlanacakları bir huzur ve mutluluk yeridir. Orada giyeceklerin, yiyecek ve içeceklerin her bakımdan en güzeli vardır. Dünya nimetlerinin benzerleri vardır; lakin cennet nimetleri, dünya nimetlerinden çok daha özel ve güzeldir. Bir kere dünya nimetleri, büyük emeklerle elde edilir ve onları elde etmek için insan yorulur. Dünya nimetlerinden faydalanmak beraberinde bir kısım gayret ve çabayı gerektirir. Dünya nimetlerinin güzellikleri yanında birçok kusur vardır. Onlar sonuçta tükenmekle, eskimekle, kirlenmekle, solmakla, bayatlamakla karşı karşıyadır. Onların posası vardır. Onların yan tesiri vardır, aşırı tüketmekle dokunabilir ve kişiyi hasta edebilir. Belli bir süre sonra insana bıkkınlık verebilir. Dünya nimetleri mevsimliktir, her nimet her yerde ve her mevsimde bulunmayabilir. Cennet nimetleri için ise bunlar söz konusu değildir. Onlar bitmek tükenmek bilmeyen kesintisiz nimetlerdir. Kusursuzdur, posası, zararı, kiri pası, haşeratı ve yan tesiri yoktur. Cennet nimetleri aslâ bıkkınlık vermezler. Onların görünüşleri güzel, koparılıp toplanması ve tüketilmesi zahmetsizdir. Şimdi Rabbimizin şu âyetlerini okuyalım: “Rableri onlara katından bir rahmet, hoşnutluk ve içinde tükenmez nimetler bulunan cennetleri müjdeler. Doğrusu büyük ecir Allah katındadır.”[1] “Allah'ın Kitab'ına uyanlar, namazı kılanlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık sarfedenler, tükenmeyecek bir kazanç umabilirler. Çünkü Allah bu kimselerin ecirlerini tam verir ve lütfu ile arttırır. Doğrusu O, bağışlayandır, şükrün karşılığını bol bol verendir.”[2] “Doğrusu inanıp yararlı iş işleyenlere, onlara kesintisiz bir ecir vardır.”[3] “Sizde olanlar tükenir ama Allah katında olanlar sonsuzdur, tükenmez. Sabredenlere ecirlerini, yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz. Kadın, erkek, inanmış olarak kim iyi iş işlerse, ona hoş bir hayat yaşatacağız. Ecirlerini yaptıklarından daha güzeli ile ödeyeceğiz.”[4] “Onlar, Adn cennetlerine girerler. Orada altın bilezikler ve incilerle süslenirler, oradaki elbiseleri de ipektir. Onlar şöyle derler: ‘Bizden üzüntüyü gideren Allah'a hamdolsun. Doğrusu Rabb’imiz bağışlayandır, şükrün karşılığını verendir. Bizi lütfuyla, temelli kalınacak cennete O yerleştirdi. Orada bize ne bir yorgunluk gelecek ve ne de usanç gelecektir.”[5] “Ama inanıp yararlı iş işleyenlerin konakları Firdevs cennetleridir. Orada temelli kalırlar, başka bir yere gitmek istemezler.”[6] “İnananlar ve yararlı işler yapanlara, kendilerine zemininden ırmaklar akan cennetler olduğunu müjdele. Onlara buranın bir ürünü rızık olarak verildiğinde, ‘Bu daha önce de rızıklandığımızdır.’ derler. Bunlar, söylediklerinin benzerleri olarak sunulmuştur. Onlara orada tertemiz eşler vardır ve orada temelli kalırlar.”[7] İşte Kur’ân’ın bu güzelim anlatımlarından biri de cennet meyvelerinden muzun geçtiği şu âyettir: “Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara! Onlar dikensiz sedir ağaçları/dalbastı kirazlar, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.”[8] Âyette cennet nimetlerinin bitmez tükenmez olduğu ve herhangi bir sınırlama olmadan isteğe göre tüketilebileceği anlatılmıştır. Öte yandan dikensiz dal bastı kirazlar ve salkımları sarkmış muz ağaçları denilerek en güzel şekilde tasvir edilmiştir. Çoğu müfessire göre âyette geçen ve talhın mandûd ifadesi, aşağıdan yukarıya kadar sıvama meyve dizili muz ağacı demektir. Onun hem yaprakları sıktır, hem meyveleri salkım salkımdır. Talh kelimesi talha kelimesinin çoğuludur. Geniş yapraklarıyla muzdan bahseden âyetin devamında “uzamış/yayılmış gölgeler” ifadesinin anılması da dikkat çekicidir. Âyet, kiraz ve muz ağacının gölgesinin huzur veren yönüne işaret etmektedir. Muz, milattan önce bin yüz yıllarından beri bilinen ve tüketilen bir meyvedir. İki metre yükseklik ve bir metreden fazla genişliğinde devasa yapraklarıyla diğer bitkilerden ayrılan bir ağaçtır. Hem görüntüsü güzeldir, hem meyvesi hoş kokulu ve lezizdir. Dünyanın değişik yerlerinde üretilen muz, farklı şekillerde tüketilir. Kumaş ve kâğıt yapımında kullanılan yaprakları hasır, sepet ve dam örtüsü olarak da kullanılır. Bol sulu meyvesi, karbonhidrat, protein ve vitaminler içerir. Doyurucu, besleyici ve şifa kaynağı olan meyve, kolesterol barındırmaz. Muz, dünyada önemli bir meyve olduğu gibi, âhirette de önemini sürdürmeye devam edecektir. Onun için cennetliklere ikram edilecek meyveler arasında özellikle zikredilmiştir. Dünyada muz nimetini gördüğümüzde ve yediğimizde cenneti hatırlayalım ve kendimizi cennete hazırlayalım öyleyse. [1] 9/Tevbe, 21-22. [2] 35/Fâtır, 29-30. [3] 41/Fussılet, 8; 84/İnşikâk, 25; 95/Tîn, 6. [4] 16/Nahl, 96-97. [5] 35/Fâtır, 33-35 [6] 18/Kehf, 107-108. [7] 2/Bakara, 25. [8] 56/Vâkıa, 27-34.
Ali AKPINAR
YazarBabası kerâmetleri ve menkıbeleri ile anılan Hz. Ali soyundan Şeyh İbrâhim, annesi Mûsa Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’dur. Küçük yaşlarda anne ve babasını kaybeden Ahmed-i Yesevî, sahâbeden olduğu söylenen ...
Yazar: Ali AKPINAR
“İnsanın hayatı bir süreç... Nasıl ki doğduktan sonra birden yürümeye başlayamıyorsak, hayata atılmamızın da aynı şekilde işleyen bir süreci olacak. Yokluk bir son değil, azmin başlangıç noktasıdır.” ...
Yazar: Erol AFŞİN
Her şeyin bir usûl ve âdâbı olduğu gibi duânın da bir âdâbı ve usûlü vardır. Âyet ve hadislerde belirtilen duânın bu usûl ve âdâbına uyulduğunda şüphesiz onun kabul olma ihtimali de artacaktır. Bu anl...
Yazar: Mustafa KARABACAK
Fetih, “açma, başlama, başlatma” anlamlarına gelir. Bizim Hayat Kitabımızın bir bütün olarak ilk inen ve Mushaf’ın en başında olan sûresi Fâtiha Sûresi’dir. “Açan” anlamına gelir ve Kitabımız o kutlu ...
Yazar: Ali AKPINAR