ZAMANIZAMANIN SIRRI

Somuncu Baba

Bir vakt ola bu câm-ı gülistânı koyam ben
Bir vakt ola bu âlem-i devrânı koyam ben
Bir vakt ola bu nâliş-i sûzânı koyam ben
Bir vakt ola her yârı vü yârânı koyam ben
Talan ola varlık gide cân yâr ola cânân
N'itdim n'ideyim n'oldu bakın âlem-i ebdân
Dîvân-ı Hulûsî-i Dârendevî

Ortaçağ İslâm dünyasında zaman ölçümü¸ klasik geleneğin tarihinde bir bölüm oluşturur. Herodotos'tan güneş saatlerinin Babil kökenli olduğunu öğreniyoruz. Su saatini ise Mısırlıların icat ettiğini öğreniyoruz. Zamanı¸ gece ya da güneşin görünmediği gündüz vaktini bile göstermek gibi büyük bir avantaja sahip bu saat¸ güneş saatinden farklı olarak sürekli ilgi ve yeniden dolum gerektiriyordu. Su saati en basit biçimiyle¸ iç yüzeyinde deliği olan bir su kabıdır. Su yavaş ve düzenli bir tempoyla dışarı sızar ve kabın iç yüzeyindeki bir taksimat geçen zamanı gösterir.


 


Batı'ya ulaşan ilk İslâm saati¸ Harun Reşid'in 807'de Şarlman'ın sarayına gönderdiği bir çalar saatti. Müslüman elçiler tarafından götürülmüştür.  Elçiler diğer değerli hediyelerle beraber pirinçten yapılma bir su saati getirdi. Bir saatlik süre dolduğunda metal bilyeler bir tür gongun üstüne düşüp ses çıkarıyor¸ aynı anda¸ mekanik olarak açılıp kapanan kapılardan on iki atlı figür çıkıyordu. Bunlar 9. yüzyıl Avrupa'sında hayret verici yeniliklerdi¸ tüm saray erkânı saat karşısında donup kalmıştı. Oysa Doğu'da böyle saatler uzun bir geçmişe sahipti. Yani bu dönemde İslâm dünyası aydınlık çağını yaşayıp bilim ve fende çok gelişme/ilerleme içerisindeyken batı dünyası karanlıklar içerisinde kalmıştı. Saatçiliğin destansı çağı ise 14. ve 15. yüzyıllardı. O zamandan bu yana sayısız iyileştirmeler yapılmıştır¸ ama bugün atom saati çağında bile saat ve cep saatlerimizin çoğu¸ o zaman yavaş yavaş geliştirilen ilkelere göre işler¸ çünkü saat sistematiğinin temelleri o yüzyıllarda atılmıştır.


 


Tarihin Derinliklerinde Saat¸ Zaman ve Gizem   


1232 yılında¸ Şam sultanı el Eşref¸ II. Frederich'e olağanüstü değerli bir ” yapay gök kubbe” hediye etmiştir. Bu gök kubbenin üzerinde yıldızların yörüngeleri¸ gündüz ve gece saatleri izlenebiliyordu. Bu pahalı ve bakımı zor saat otomatların çoğu¸ saraylarda ya da zengin evlerinde düzenlenen eğlencelerde konukları eğlendirmek amacıyla kullanılıyordu. Amacı dua vakitlerini belirtmekten ibaret olan bu çalışmanın temelinde ise Allah'ın kudretinin genişliği bulunuyor¸ İlâhî anlamda zamanın kıymeti ortaya çıkarılarak Allah'a kul olabilmenin şuuru tüm kâinata gösterilmiş oluyordu.  Kâinatın sırlarının bir bölümü bu maket içerisinde gizliydi. Bu ise İslâm hükümdarının bir Hıristiyan kralına tebliği niteliğindeydi.


El-Cezeri'nin su saati ve davulcular saati sistem olarak şu şekildedir: İlk yarım saatte sağdaki şahin ağzındaki topu sağdaki yılana bırakır. Daha sonra yılan topu vazoya koyar. Fil sürücüsü balta ile filin başına vurur. Top filin göğsünden çıkıp¸ karnında asılı duran çana düşünce ses çıkar ve yarım saat geçtiği anlaşılır. Kalan yarım saatte ise aynı olaylar düzeneğin sol tarafında cereyan eder ve bir saat geçmiş olur. Artuklu hükümdarı Nasıreddin Muhammed'in Diyarbakır'daki sarayında görev yapan mühendis el-Cezeri'nin (12-13. yüzyıllar) 1205 de yazdığı mekanik âletler kitabı Kitab-ül Hiyel'in 1315 tarihli bir nüshasında yer alan “Davulcular Saati” adlı otomat¸ ön yüzünün ardındaki gizli¸ mekanik aygıtlarla çalışıyordu. Kale siperinin yukarısındaki diskler saat başı renk değiştiriyor¸ kale siperinin üzerindeki figür saat başı bir mazgal ilerliyor¸ ortada duran kartal öne eğilip gagasında tuttuğu topu kovanın içine bırakıyor¸ top kovanın içine düşünce bir ezgi duyuluyor¸ aşağıdaki çalgıcılar çalgılarını çalmaya başlıyorlardı. Şam'da 10. yüzyıl ile 14. yüzyıl arasında Emeviye Camii'nde bulunan bir saatten söz edilir; Suriyeli mühendis Rıdvan'a göre¸ bu saat¸ namaz vakitlerini gösteriyordu. Müslümanlar için namazın girme/gelme vakti o kadar önemliydi ki¸ bu zaman Allah'a kavuşma¸ huzuruna çıkma anı idi ki bu an her şeye bedeldi. İnsanın Cenabı Allah'la kavuşma sırrını ortaya koyan bu gizemli an dünya ve içindekilerin tamamından daha üstün¸ daha güzel¸ daha faziletliydi. 


 


Usturlap¸ eski gök bilginleri tarafından gök cisimlerinin konumlarını ve ufuk çizgisine göre yüksekliklerini belirlemekte kullanılan bir aygıttır. Ortaçağın sonlarına doğru¸ aygıta Güneş'in yükselimini gösteren tablolar eklenmiş ve böylece usturlap denizciler için enlem belirlemekte kullanılan bir seyir âleti durumuna gelmiştir. Ama ilk biçimiyle usturlap¸ bir halkayla asılan ahşap bir diskten oluşuyordu. Diskin kenar çevresi daire derecelerine ayrılmıştı; diskin merkezinde bir pime¸ Güneş'e ya da bir yıldıza işaret edecek biçimde çevrilebilen ve albidad denen iki uçlu bir cetvel ya da ibre takılıydı. Daha sonraları usturlaplar genellikle metalden yapılır oldu ve aygıtın ön yüzüne bir yıldız haritası levhası¸ arka yüzüne ise burçlar kuşağı halkası eklendi. Bu donanımın yardımıyla¸ günün hangi saatinde bulunulduğu saptanabiliyor. Güneş'in yüksekliği ölçüldükten sonra konumu burçlar kuşağı halkası üzerinde belirlenebiliyor¸ saat çemberine çizilen bir çizgiyle zaman bulunabiliyordu. Zahiren çizilen çizgiyle içerisinde yaşadığımız zaman tespit edilirken¸ manen çizilen çizgilerle Allah'a kavuşmanın sırları ortaya çıkarılıyor¸ vuslat gerçekleşmiş oluyordu. Bu çizgilerin en belirgini ve kesin hatlarla çizileni ise her an Allah'la beraber olabilen Allah dostlarıydı. Allah dostlarıyla birlikte olanlar ise aynı sevgi ve vuslatı aynı çizgide yakalarken¸ zaman içerisinde zamanı yaşayan ve yakalayan Allah dostlarıyla birlikte olmak insana Allah'ın huzuruna çıkma¸ O'na kavuşabilme sır ve gizemini yaşatıyor¸ o sevgi ve mutluluğu hissettirebiliyordu.  


Zamanın Sırrı ve Saat


 


Mekanik saatlerin tam olarak kullanılmaya başlanmadığı dönemlerde usturlap denen aletin yanı sıra¸ su ve güneş saatlerinden de faydalanılırdı. Güneş saatlerinin geçmişi çok eski uygarlıklara Mısır'a ve Çin'e gider. Güneş saatleri özel olarak hazırlanmış bir çubuğun¸ güneşin hareketlerine uygun bir şekilde¸ mermer veya taş bir zemin üzerine düşen gölgesini temel alarak zamanı ölçmeye dayanır. Günde beş vakit namaz kılan¸ Ramazan'da da iftar ve sahur vaktini doğru bir şekilde bilmek zorunda olan Müslüman toplum için zaman ayarlama aleti olan saat zorunlu bir ihtiyaçtı. Zamanın ölçülmesi bir ilâhî gereklilikti; bunun için de İslâm toplumunda ciddi çalışmalar yapılmış¸ zaman düzenlenmiştir.


 


Güneş saatlerinin (eski adıyla¸ basite) Osmanlı coğrafyasında yaygınlık kazanmaya başlaması dönemin şöhretli bilim merkezlerinden Semerkant Rasathanesi'nin yöneticiliğini yapmış astronom Ali Kuşçu'nun İstanbul döneminde gerçekleşti. Fatih Sultan Mehmet 200 akçe gibi yüksek bir gündelikle Ali Kuşçu'yu 1472'de İstanbul'a getirerek Ayasofya Medresesi'ne hoca olarak atadı. İstanbul'un enlem ve boylamlarına ilişkin bilinen eski değerleri düzelterek işe koyulan Ali Kuşçu¸ ilk basiteyi Fatih Camii'nde yaptırdı. Osmanlı'da Ali Kuşçu ile yayılmaya başlayan güneş saatleri¸ yatay (masa tipi) ve dikey kadranlı (duvar tipi) olmak üzere iki çeşittir. İstanbul'da kayıtlara geçmiş 53 güneş saati arasında en yaygın grubu dikey kadranlılar oluşturuyordu. Bunların şehirdeki en gelişmiş örneklerini Üsküdar Mihrimah Sultan Camii'nin güneybatıya bakan dış cephesinde ve Eminönü'ndeki Yeni Camii'nin avlusunun Mısır Çarşısı'na bakan dış cephesinde görebilirsiniz.


 


Mihrimah Sultan Camii'nin Selman Ağa Çeşme Sokak tarafındaki kapıdan girerseniz¸ güneş saatinin bulunduğu mermer levhayı hemen sağınızdaki cephede demir tırnaklarla monte edilmiş bir şekilde görürsünüz. Saatin üst kısmında ve sağ alt köşesinde sülüs hatla yazılı güzel bir kitabe dikkati çekiyor. Bu yazılardan¸ güneş saatini Saatî-zade Muhammed Arif'in 1769 (Hicri 1183) yılında yaptığını¸ Yeni Camii muvakkidi Derviş Yahya Muhiddin'in de taş üzerine çizdiğini anlıyoruz. Güneş saati üzerindeki içbükey ve dışbükey yedi burç çizgisi¸ altı zaman dilimi oluşturuyor. Yengeç'ten Oğlak'a sıralanan bu yedi burç¸ dilimlerin içinde ikişer ikişer gösteriliyor. Bu burçların bazıları solda¸ öğle çizgisinin (hatt-ı zeval) hemen dışında yer alırken¸ bir kısmı da yukarıda gün batımı çizgisinin hemen üzerinde konumlanıyor. Burçlar en altta yengeç (seretan) ile başlar ve yukarıya doğru aslan (esed)¸ başak (sümbüle)¸ terazi (mizan)¸ akrep (akrep)¸ yay (kavs) şeklinde sıralanıyor. Günbatımı çizgisinin üzerinde ise sağa doğru oğlak (cedi)¸ kova (delv)¸ balık (hut)¸ koç (hamel)¸ boğa (sevr) ile devam edip ikizler (cevza) burcu ile bitiyor.  


Anadolu'da Saat Kuleleri


 


Saat kuleleri¸ Avrupa kentlerinde 14. yüzyıldan itibaren yaygınlaşmaya başlarken Osmanlı İmparatorluğu'nun kentlerine girmesi 16. yüzyılda başlamakla birlikte 19. yüzyılda yaygınlaştı. Osmanlı'da 19. yüzyılın ilk yarısında başlayan çağdaşlaşma hareketleriyle birlikte saat kuleleri yapılmaya başlanmıştır. Saat kulelerinin Osmanlı toplumuna geç gelmesinin nedeni¸ zaman kavramının namaz saatleriyle yakın ilişkili olmasından kaynaklanıyordu. Marangozluğu yanında saatlere olan merakı ile de tanınan II. Abdülhamid¸ Osmanlı tahtına çıkışının 25. yıldönümünde saat kulelerinin yaygınlaşması konusunda bir çalışma başlatmıştı. Valilere gönderdiği bir fermanla Anadolu kentlerinde saat kuleleri yapımını teşvik etmiştir. Bu tarihe kadar Osmanlı'da lüks bir eşya olarak algılanan saat¸ halka ulaşmıştı.


Saat kuleleri genellikle kentlerin meydanlarına yapılmakla birlikte¸ kentin tepe ve yamaçlarına veya kentin önemli yapılarının üzerine de yapıldı. Kentin meydanlarına yapılan saat kulelerine en iyi örnek Çorum¸ Çanakkale¸ Muğla¸ İzmir¸ Sinop saat kuleleridir. Bursa¸ Çankırı¸ Göynük¸ İzmit¸ Safranbolu saat kuleleri ise kentin tepe ve yamaçlarına yapılan saat kulelerinin örneklerindendir. Bir binanın üzerine yapılan saat kulelerine örnek olarak da Ayvalık¸ Bergama ve İstanbul Deniz Hastanesi saat kuleleri gösterilebilir. Saat kulelerinin esas işlevi halka zamanı göstermek olmakla birlikte¸ bazı saat kuleleri ilave görevlerde üstlenmiştir. Örneğin; Çanakkale¸ İzmir ve Dolmabahçe saat kulelerinin kaidelerinde su sebilleri bulunmaktadır. Ayrıca Kayseri¸ Muğla ve Tokat saat kulelerinin altında bulunan odalar muvakkithane olarak kullanıldı.


 


Saat kulelerinin saatleri¸ her saat başı saat sayısı kadar veya saat başı tek vuruş yapacak şekilde yapıldı. Bazı saatler her saat başı saat sayısına ilave olarak her yarım saatte bir de çalarlar. Bazılarında ise¸ her saat başındaki vuruşlar bir-iki dakika ara ile tekrar edilir. Büyük ağırlıklarla çalışan saatler¸ özelliklerine göre¸ haftalık¸ on beş günlük veya aylık olarak kurulmaktadırlar. Saat zamanı ayarlayarak insanları yönlendirmesi¸ vaktin iyi değerlendirilmesi¸ zamanın iyi kullanılması açısından çok önem taşımaktadır.

Sayfayı Paylaş